Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

4 Temmuz 2023

Kültür Sanat

Kadınlar Nasıl Gazeteci Oldu?

Oggito

Paylaş

0

0


Bu kadın gazeteciler türleri melezleyerek edebi gazetecilik gibi güçlü bir birikim yarattı. Kadınların asırlar boyunca annelik ve ev hayatına hapsedildiği, boyun eğmeye ve dilsizliğe zorlandığı bir toplumda dilin dolaylı kullanımından faydalandılar, öznel ve kişiselleştirilmiş bir pozisyonu savundular.

Bu kelimeler benim için kelimeden ibaret değil. Bunlar çökmüş evler, gökyüzündeki uçaklar, yaralar, bombalar, kan ve açlık. On bir ay boyunca, Dizlerimizin üstünde yaşamaktansa ayakta ölürüz, diyen bu halkın hayatını paylaştım.” İspanya İçsavaşı, İrlanda, SSCB, Çin, Almanya... Büyük muhabir Simone Téry 1930’larda uluslararası politika sahnesinin kalbine yolculuk yapmıştı. Politik, lirik ve militan yazıları ilk olarak dönemin basınında, daha sonra da derlemeler şeklinde yayımlandı. 1945’ten önceki gazeteci kadınların tamamı gibi o da aynı zamanda roman yazarıydı: İspanya İçsavaşı’na katılan bir gazetecinin hikâyesini anlattığı La Porte du soleil’de (Güneşin Kapısı) kendi röportajlarına da yer vererek bunları kurgunun parçası haline getirdi. Fakat eserleri hak etmedikleri şekilde unutuldu, adı anıldığında sevgilisi Jean Giono’nun gölgesinde kalmaya devam ediyor.

Téry’nin hikâyesi hem kendi özgünlüğü içinde hem de kadınların onları el üstünde tutarak gazetecilik mesleğinden uzaklaşmalarına neden olan cinsiyet kalıplarını aşmalarının temsili olarak Marie-Ève Thérenty’nin Femmes de presse, femmes de lettres (Basın Kadınları, Kalem Kadınları) kitabında anlattığı hikâyelerden biri. Basın ve edebiyat ilişkisi alanında uzman bir edebiyat profesörü olan Thérenty bu etkileyici portreler aracılığıyla gazeteciliğin önemli isimlerine tarihte hak ettikleri yeri veriyor. Delphine de Girardin’den itibaren kadın editör ve muhabirler yasakların, çekincelerin, caydırmaların karşısında durarak gazeteciliği özel bir biçimde, farklılık temelinde icra etti. Kendilerine sürekli telkin edilen farklılıklarını kabul edip bunu meslekte yer almak için güçlü bir meşruiyet zemini olarak kullandılar. Marie-Ève Thérenty’e göre, bu kadın gazeteciler İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna dek mesleğe edebi bir nitelik kattı, türleri melezleyerek edebi gazetecilik gibi güçlü bir birikim yarattı. Kadınların asırlar boyunca annelik ve ev hayatına hapsedildiği, boyun eğmeye ve dilsizliğe zorlandığı (oy hakkını bile ancak 1944’te elde ettiği) bir toplumda dilin dolaylı kullanımından faydalandılar ve sahaya çıktıklarında öznel ve kişiselleştirilmiş bir pozisyonu savundular. Kendilerini Penelope, Kassandra, Bradamante, Sappho veya Delilah gibi mitolojik ya da edebi figürlerle tanımladılar.

Simone Tery

Gazeteci: Kendi Başına Bir Kimlik

Kadınları azetecilik evesinden vazgeçirmede Frederick Herzberg’in “çift faktör teorisi” sıkça kullanılmıştı. Kadın cinsiyetine bağlı ayrı faaliyet alanları vardı, çünkü kadınlara anaç, yumuşak başlı, erkeklere bağımlı gibi yardımcı roller yüklenmişti. On dokuzuncu yüzyılda daha da özlü bir ifade doğdu: Kadınlar yazamazdı. Barbey d’Aurevilly edebi ve entelektüel hevesleri olan kadınlarla alay eden bir terim olarak doğan Les Bas-bleus (Mavi Çoraplılar) ile bunu açıkça ifade etti: “Yazan kadınlar artık kadın değildir. Bunlar erkektir, en azından öyle olmaya can atarlar, üstelik eksiklerdir! Bunlar mavi çoraplılardır.” Doğrusu Femmes de presse, femmes de lettres’de keşfettiğimiz biyografiler kadın gazetecilerin sosyal kalıpları kırdığını gösteriyor: Eğitimleri türün normlarına meydan okuyor, aile ve duygusal hayatları düzensiz. Basın dünyasına sistematik biçimde dahil olduklarında takma isimle yeni bir kimlik ediniyorlar, tıpkı ilk profesyonel gazeteci Séverine gibi.

Derinlikli röportaj ve soruşturmanın öncüsü Séverine gerçek bir akımın kurucusu olur: Gazeteci artık sahadadır ve temas ettiği kişilerin yanında yer alır. On dokuzuncu yüzyılın sonunda tamamen kadınlar tarafından çıkarılan ilk gazete La Fronde’un izinden giderek “sosyal adaletsizlikleri teşhir etmeye ve yoksulluk içinde yüzenlere yardım etmeye çalışan bir mesleği” icra eder. Grevcilerin arasına karışır, şeker işçisi kılığına girer, madenlere iner, Émile Zola’nın davasını izler. Angaje gazeteciliğin yanı sıra kendi kadın bedeninin de sürekli bilincindedir. “Aynı anda hem yıkıcı hem de geleneksel kalarak cinsiyetlerin farklılığını inkâr etmez ama örtük biçimde, eylemleriyle gazetecilik ve muhabirlik için kadınlara has bir niteliği öne sürer. Temel bir soruyu ortaya atar: Kadınsı olanın inşası, kuruluşu, yaratılışı kadınları bizatihi röportaja elverişli hale getirmiyor mu?” Séverine çift faktör teorisini aşamasa da bu teoriyi kendi avantajına çeviren bir gazetecilik icat eder.

Séverine

Kişisel ve Öznel Yazılar

Séverine tarafından başlatılan gazeteciliğe adanmış tutumun birçok mirasçısı olacaktır. 1928’de Maryse Choisy bir genelevde geçirdiği zamanı anlattığı Un mois chez les filles’i (Kızlarla Bir Ay) yayımlayacaktır. Bir yıl önce Choisy yeni bir hareket başlatmış ve “süridealist” bir manifesto yayımlamıştı. Bu manifestoda Choisy kadınsı nitelikleri sunarken cinsiyet çizgileri arasındaki ayrımı bulanıklaştırıyor ve avangard bir yazma tarzını savunuyordu: “Bizler geleceğin kadınlarıyız. Tüm gerçek sanatçılar gibi erdişi bir ruha sahibiz ve otuzlu yaşların altındayız.” Birçok soruşturmasında “... ile Bir Ay” ifadesini kullanan Choisy Yunanistan’daki Mont-Athos erkekler manastırına erkek kılığında girmeyi bile başarmıştı. “Bu soruşturmada yapmak istediğim şey kadın gözleri ve kadın yüreğinin girmediği sekiz yüz erkeklik bu cumhuriyeti görebilmekti.” Karşısına dikilen kadın kimliği Séverine gibi Choisy için de mesleğini yaratıcı bir şekilde icra etmesini sağlayan özel bir nitelik haline gelir. Dahil olduğu sansasyonel ve imkânsız olayları mesafeli ve ironik bir üslupla aktararak yazılarına bedeninin ve zihninin damgasını vurmayı başarır.

Maryse Choisy erkek kılığında, 1928

Delphine de Girardin’in fıkrayı icat ettiği 1836’dan itibaren basında kadınların yazıları gözüpek bir öznellik kazanmaya başladı: Bilinçli bir şekilde konumunu belli eden, bakış açısı fanteziye, ironiye, absürdlükle sağlanan mesafeye eğilimli bir üslup. Fıkra zaten uzun süre kadınlara ait bir tür olarak tanımlandı. Tersine bir hareket olarak, Apollinaire gibi birçok erkek de takma isim kullanarak bu türde yazmaya çalıştı. Fıkra gazeteciliğe giriş kapısı olduğu kadar Colette veya Germaine Beaumont’un kalemleri ile doruk noktasına erişen stilistik özellikleri ve şiirsel ifadeleriyle edebiyata giriş kapısı da oldu.

Cinsiyete bağlı kuşkular ve ayrımcılıklar, bürolarında oturan ilk kadın gazetecileri kendi kimliklerini doğrulamak için muhabir ve araştırmacı olmaya itti. Hepsinin ortak özelliği gazeteciliğe edebi bir tat vermeleri, biçim ve içerik konusunda yaratıcılık göstermeleri oldu. Onlar sayesinde gazetecilik ele aldığı konularda yaratıcı hale geldi, somutlaşarak belirgin bir kimlik kazandı. Femmes de presse, femmes de lettres gazeteciliğin ve edebiyatın tarihindeki boşlukları doldurmayı başarıyor.

Eugénie Bourlet, Le Nouveau

Magazine Littéraire, 17 Şubat 2020

Fransızcadan çeviren: Atilla Erol

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Türk Sinemasının 10 Unutulmaz KarakteriOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Erhan Sunar

2 Nisan 2025

Dilin Yedinci İşlevi

Laurent Binet, düşünceleri birbirine bağlamakta, bir hayatı diğerine iliştirmekte, sürekli bir hayhuy halinde seyreden cümlelerinin de göstereceği gibi, oldukça inatçı bir yazar.Dilin Yedinci İşlevi, Laurent Binet’e Fransa’nın kültürel anlamda derin atılımlar yaptığı Savaş sonras..

Devamı..

Direnmezsen Özgürleşemezsin

Mariam Thalos

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024