Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

17 Nisan 2023

Öykü

Basamak

Serhat Tokmak

Paylaş

3

0


 1

Soğuk, soluksuz ve zifiri bir karanlık... Şaşkınlıkla çevreme bakınıyorum. Nerede olduğumu bilmiyorum. Evde değilim muhakkak. El yordamıyla sağ ve sol tarafıma, arkaya doğru boşlukta hareket ettirirken soğuk duvara değiyor elim. Ürperiyorum. Bir koridorda olmalıyım. Ne zaman buraya geldim? Bunu da bilmiyorum. Ceplerimi yoklamak için elimi önce pantolon ceplerime atıyorum fakat ellerim dizlerimin üzerinde boş yere geziniyor. Pantolon yok üzerimde. Anlaşılan boydan boya tek parçadan oluşan bir kumaş var. O an göğsümde bir sıkışma peyda oluyor. Sonra koridorun sağ tarafından karanlığı dişleye dişleye ilerleyen, kendisine benzemeyenin varlığını tehdit eden hırıltılı sesler işitiyorum. Duymayı reddediyorum ama ses adeta beynimi zonklama. Omurgamdan yükselen enseme ve oradan daha yukarıya, beynime doğru tırmalanan bir ürperme... Tam o esnada, koridorun sol tarafında ileride bir ışık huzmesi görüyorum. Oraya doğru gidip bu olanlara anlam vermekle kalmak arasında kararsız kalıyorum. Ayağa kalkıp duvara tutunarak bu girdaptan kurtulmaya, çözülen dizlerimin bağını zorlaya zorlaya ilerliyorum. Üzerimdeki tuhaf giysi bacaklarımı tam açmamı engelliyor, yampiri yampiri yürümeme neden oluyor. Ben ışık huzmesine yaklaşınca arkamdan duyulan sesler daha çok alazlanıyor. Kramp giriyor mideme. Anlamsız bir sancı nüksediyor. Bedenimde zangır zangır bir titreme... Sesler bir hırıltılıdan uğul uğula, yer yer bir savaş narasına dönüşüyor. Bu musibet karşısında çaresiz kalıyor; olabildiğince ışık huzmesine yetişmeye- yürümemi zorlaştıran üzerimdeki kumaş parçasına rağmen- çalışıyorum. Ona giydirilen kumaşı andırıyor üzerimdeki. Teneşirde yıkadıklarından sonra. Derken sırtımı ok gibi delen bir dürtüden ziyade bir ihtar cümlesi:

– Uyan hemşerim! Şşşt...Uyan.

Gözlerimi usul usul açınca bir elinde süpürge, bir elinde faraş, takkeli, çatık kaşlı, tıknaz ağzında sigaradan ziyade fosur fosur izmarit içen yaşı geçkin otogardaki temizlik görevlisiyle göz göze geliyorum. Gözlerimi ovuştururken belimi acıtan ahşabın sertliğinden oturduğum bankta doğruluyorum. Başımda zonklayan sinsi bir ağrı. Başımı ellerimin arasına alıp iç çekiyorum derin derin. Otogarın bekleme salonu tenha. Birkaç yolcu, yerleri süpüren görevli, bir de herkesin birilerini ya hüzünle uğurladığı ya sevinçle karşıladığı esnada yaslandığı gudubet peronlar var sadece.

 

2

 Vınlayıp açılan otomatik camın ardından başını eğip gözünden uyku akan yorgun argın şoför boğuk sesle, "Valizin var mı?" diye soruyor. Başımı hayır anlamında sallıyorum. Arka koltukta oturunca üşüdüğümü hissedip dertop oluyorum. Taksiciyle dikiz aynasında göz göze geliyoruz bir an. Bakışlarımı kaçırıyorum. Alesta bekleyen taksicinin sorularına maruz kalmamak için gözümü kapatıp başımı arkaya yaslıyorum. Gördüğüm kâbusu hatırlıyorum yine. Her gece rüyalarıma bir kene gibi yapışan o melun kabustan kurtulmak için mi buradayım? Elimle cebimdekini yokluyorum bir ara. Varlığını duyumsuyorum. Şehir merkezine yaklaşmış olmalıyız ki:

– Nerede ineceksin? diye soruyor. Başımı kaldırıp:

– Özgürlük Meydanı, diyorum. Dikiz aynasından göz göze gelince kaşlarını çatıp:

– Böyle bir meydan ismi artık yok, diyor taksici.

3

 Akşamüstü saatleri. Zemheri ayı hükmünü iyice hissettiriyor. O kadar kalın giyinmeme rağmen soğuk havayı iliklerime kadar hissediyorum. Üşüyorum dedim evet üşüyorum ama içimden. Belki de ruhumun yalınkat kabuklarından sıyrılıp gömülü bir duygu ağılı olan yalnızlığımın verdiği üşümedir bu. Başım öne eğik, paltomun yakasını yukarıya daha çok çekerek ayaklarımın altında ezilen kar birikintisinin ritimli sesine tevafuk adımlar atarken her iki tarafı mezarlık olan yola girdiğimi görüş alanıma ansızın çöreklenen yoğun sisle ayırdına varıyorum... Titrek ışıklı sokak lambalarının cızırtılı sesi, çok uzaklardan duyulan ezan sesine karşılık uzun köpek ulumaları, her an emir vermeye hazır erler gibi çarpık çurpuk elektrik tellerinde sıralanan kargaların endişe verici bakışları, mezarlıktan mı yoksa başka bir yerden mi duyulduğu belli olmayan uğultu, çöreklenen sisle tekinsiz bir hale geliyor. Mezarlığın duvarlarında her kesime meydan okuyan sloganların kargacık burgacık yazıldığını görüyorum.

4

 Sessizlik. Ölüm sessizliği. Nereden başlayıp nerede bittiği bilinmeyen, karanlık, vahamet kesbeden bir sessizlik. Her an patlamaya hazır... Sessizlik kemiklerime, bilincime nüfuz etmeye başlar, boğazımı sıkar ve nefesimi keserdi. O an kulakları sağır eden bu netameli durumdan kurtulmak adına gözlerimi sımsıkı kapatır, zihnime üşüşen anıları bertaraf etmek için adımlarımı hızlandırıp yutkunuyorum. Soğuk havayı içime soluklarken içimde bir şeylerin yavaşça dibe doğru çöktüğünü, çöken şeyin bedenimi adımlarımı ağırlaştırdığını, bu alıkonulmanın beni hapsettiğini hissediyorum. Karda bata çıka yürürken bir taraftan mezarlığın kapısına gelmiş olmam gerektiğini düşünüyor, öte yandan sanki ben kapıya doğru yaklaşınca kapı da benden uzaklaşıyor. Birkaç toprak damlı ev dışında artık yerleşim yerinden çıkmıştım. Evlerin ışığı sönük. Metruk evler olmalı diye düşünüyorum sonra. Bir zamanlar burada bir yaşantının olup şimdi metruk olması hüzünlü geliyor bana.

5

 Kah palas pandıras kah nefes nefese kalarak mezarlığın kapısına varıyorum. Elimi duvara yaslayıp başımı koyuyorum. Alnımda biriken boncuk boncuk tıknefes terler. Elimle biriken terleri silerken bir müddet öylece kalıyorum. Başımı kaldırıp mezarlığın basamaklarını çıkacak cesaretim yok. Titreyen dizlerimle derin bir iç çekip adımlarımı atıyorum. Yürümeyi yeni öğrenen bir çocuğun alıştırmaları gibi. Derken kapıdan girince önümde art arda irili ufaklı, karla kaplı mezar taşları uzanıyor. Üzerinde biriken karlardan dolayı taşların yazıları okunmuyor. Aniden bir öksürük tutuyor beni. Gecenin ayazında öksürük sesim yankılanıyor derinden. Kayıp giden geçmişin hayıflanışını, pişmanlıklarını sırtlayıp ter içinde cebimdekinin varlığına emin olduktan sonra mezarlığın içine doğru tekrar yola koyuluyorum.

6

 Mezarlığın basamaklarını "Dünyaya (basamak) bir kez (basamak) çocukken (basamak) bakarız (basamak) gerisi (basamak) hatıradır. (basamak)" dizelerini mırıldanarak aşağıya iniyorum. Son basamaktan inince durup şehrin yoğun sis dumanıyla kaplı çehresine bakıp bir sigara yakıyorum. Sigaranın dumanı, ilk yudumda öksürüklü tıksırıklı ciğerlerimden havaya ince bir çizgi halinde zikzaklar çizerek belirsizliğe doğru yavaş yavaş kaybolup siliniyor. Yok oluyor. Acaba belirsizleşen kaybolan her şey silinip gidiyor mu? Belirsizleşip yok olmuştum bende. Öyle ummuştum. Öyle sanılsın istemiştim. Esamem okunmamalıydı. Önümdeki mezara bakıyorum. Elimi cebimden çıkarıp mezar taşının üzerindeki karları temizlerken A harfi beliriyor ilkin. Bir müddet mezar taşında kalıyor elim. Birkaç hamleyle karı iyice temizlerken mezar taşındaki isim karın tutsaklığından kurtulup belirginleşiyor. Gözüm kararıyor. Bu ıssızlıkta her şey bir anlığına hareketsiz kalıyor. Derken zihnimin menteşeleri paslı, gıcırdayan kapıları ardına dek açılıyor ve anılar uzun çok uzun bir zaman sonra hortluyor. Kardeşim Ali unutulmaya yüz tutmuş anıların içinden çıkıp mezar taşında A-L-İ harfleriyle bütünleşiyor. Ali'nin hüzünlü silueti beliriyor mezar taşında. Susuyorum. İçime gömülen yasını tuttuğum cümleler konuşacakken dilime, damağıma, dişime yapışacakmış gibi tutulup kalıyorum. Yutkunuyorum sonra. Eksik kalarak, geçip giden zamanın hezimetine uğrayarak. Kimsesizliğin, dilsizliğin, kimliksizliğin bir mengene gibi boğazımı sıkan sürgün yaşantım bir toz bulutundan ibaret. Varlığımı kuşatan bana elem vermekten öteye gidemeyen sürgün olduğumu hatırlatan her şey üzerimde bir yük.

7

 Havanın soğukluğundan dolayı üşüyen ellerimi montumun cebine koymadan önce saate bakıyorum. Ayaklarım da üşüyor. Hastalanıp bu yaştan sonra elden ayaktan düşersem al sana belayı. Şiddetini artıran kar ve rüzgâr kavilleşip tipiye dönüşmeden tabanları yağlayıp –tıpkı yazgım gibi– yokuş aşağı iniyorum. Yolda benden başka kimse yok. Cılız ışıklar evlerin pencerelerinden sönecekmiş gibi pırpırlanıyor. Şehrin doğu tarafından öten siren sesleri mezarlığın duvarlarında yankılanıyor uzun uzun. Siren sesleri, uykularıma musallat olan kâbusun seslerinin çığırtkanlığını davet ediyor. Terliyorum soğuk soğuk. Ayaklarımın dermanı kesiliyor. Midem bulanıyor uykusuzluk ve açlıktan. Dönmeliyim artık. Eve, kendime... Hırsız adımlarla yürürken cebimden kimliği çıkarıyorum. Kimliği Aşil'in Kalkanı gibi havaya kaldırıp bakıyorum bir süre. Kimlikteki fotoğrafımın değiştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ali'nin adı kalmalı ama.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Kadınlardan Bilgece ve Hınzırca 20 SözOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

9 Mart 2025

Kısa Kısa Roma İmparatorluğu

Hazırlayan: Fulya KılınçarslanAntik Çağ’ın sonlarına doğru Batı’da, Akdeniz’in neredeyse tamamı Roma İmparatorluğu tarafından kontrol ediliyor ve o bölgede yaşayan topluluklar “Romalılaşma” olarak bilinen etkiyle yeniden biçimleniyordu. II. yüzyıla gelindiğinde bu geniş i..

Devamı..

Osmanlı Mutfağından Ramazan Şerbeti Ta..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024