Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

6 Ekim 2022

Öykü

Baykuş

Ebru Akkan

Paylaş

5

0


Nefes nefese kapıdan girdi. Kafe dışarıdan bakınca daha kasvetliydi, daha karanlıktı; öyle olmadığını görmek canını sıktı. Paltosunda kalan yağmur damlalarını silkeledi, öğleden sonra aldığı kitapları kontrol etti; ıslanmamalarına sevindi. Mekana baktı, bu karmaşık huzura, antika eşyalar, vazolar, duvara üst üste asılmış gibi duran türlü ebatta tablolar, gözüne kestirdiği cam kenarı masaya ilerlerken aynada saçlarını düzeltti. Müdavimi olmayanı, duvardaki kalabalığın arasında saklı duran aynayı bulabilmesi mucize olurdu. Arkasından yaklaşan garsonun gür sesiyle irkildi. Belli belirsiz tonda sesiyle sade kahve sipariş etti. Gece gördüğü kabuslar uyutmamıştı, yine sabahı sabah etmişti. Kendine gelebilmeyi umdu. “Ödlek, kendi sesinden bile korkacaksın neredeyse. İki dakika gardını indirmeye gelmiyor. Tıpkı onun gibisin, sonun ona benzeyecek.” 

Gözü tam karşısındaki guguklu saate takıldı. Tüm bu antika avize, çerçeve, ayna, süs eşyası arasına gizlice sıvışmış. Ahşap, siyah beyaz kocaman bir baykuş, baykuşun kafasının altında sallanan sarkaç, bu zamana ait olman, zamanın dışından şimdiyi gösteren bir nesne. Baykuş sağa sola tekinsiz bakıyor, tuhaf bir gagası var. “Evdeki çok daha güzel.” Yan masadakilerin ona baktığını fark etti. Sesli düşünmüştü. İğreti oldu. Pencereye döndü, sokağı izlemeye koyuldu. Baykuşu sadece göz ucuyla görebiliyordu. Tedirgin. Göz ucuyla baktı baykuşa. 

“Baykuş. Baykuş. Gecenin kör saatinde uğursuz kuş.” Gecenin kör saatinde baykuşun çığlıklarıyla kapı delicesine tekmelenmeye başlamış, korkuyla yataktan fırlamıştı. Kapı kırılıp açıldı, sesler hala kulaklarında çınlıyor. Üzerinde pijama holde kalakalmış, beyaz üniformalı yaratıklar babasını apar topar götürüyor. O an; her gün, her gece defalarca anımsadığı, unutmaktan kaçamadığı. Yıllarca yaşanan o gece, baykuşun sesi, babasının götürülüşü, tekrar tekrar yaşanan, bitmeyen. Yedi yaşındaki elleri korkuyla kolunu sıkıyor, uyanmak istemiyor, ama durduramıyor kendini, gördükleri... Oysa hindi vardı yemekte. Bunu asla unutmadı. Ne güzel bir akşamdı.  Kestaneli pilav. Şarap. Kahkaha atan, daha önce görmediği yetişkinler. Ona bayılmışlardı. Babası gibi yakışıklıydı. Evet. “Takımım çok güzel. Şu şeyler. Neydi adı baba?” Hatırlamıyordu ama parmaklarıyla lastikleri uzatıp şap şap göğsüne yapıştırmak çok eğlenceliydi. Babasını nereye götürmüşlerdi, neden götürmüşlerdi, gelecek miydi, kötü bir şey mi yapmıştı, neler oluyordu? Melek ya da zebani? Babasını alan hangisiydi? Çok çevik, çok kızgın, çok parlaklardı. “Babama ceza mı verecekler?”  

Siren sesini bastırdı guguk kuşunun ötüşü. Babasını götüren arabanın farları, siyah beyaz odayı, mavi, kırmızı, sarı ışıklar saçarak yuttu, ev, sokak sessizliğe gömüldü. Yalnız, odanın ortasında kaldı. Salona doğru birkaç adım attı. Köşedeki abajurun ışığı açık. Soluk ışık, daha önce girmesine izin verilmeyen salona davet ediyor. Korkusunu unutturan merak duygusuna sarıldı. Duvarlara, tablolara baktı. Küçük, büyük onlarca tablo üst üste denecek sıklıkta asılmış. Herhangi bir düzen yok gibi. Koca bir duvar boydan boya kitap kaplı. Kitaplığın en üst rafına kadar uzanan merdiven. Oraya doğru çekildiğini hissetti. Merak. Bir çocuk için hayatın akışı bu değil mi? Başka bir yere gidecekmiş gibi tırmanıyor merdivene. “Ellerim merdivene sıkıca tutunmama yeter mi? Yeter. Bu tuhaf baykuş yine ‘gug gug’ diyor. Saatler bu kadar çabuk geçer mi? Bakayım.” Tutunmakta zorlanan küçük bir çocuk için verilebilecek en kötü karar. Birden elleri kayıyor. Ne kadar tutunmaya çalışsa da. Beklenen son gerçekleşiyor.  

Sırt üstü o kadar uzun süzüldü ki havada, odadaki her şey şaşkındı. Duvarda asılı olan baykuşla göz göze geldiler bir an. Baykuş kayıtsız kalamadı. Nereden çıktığı belirsiz, devasa kanatlarını açtı. Düşerken, altından, üstünden, sağından, solundan, uğursuz sesiyle bağırarak uçtu. Uçtu. Uçtu. Sonsuza dek bu halde kalacağını düşündü. Birlikte, sert, hızlı, düştüler. Baykuş sustu, göğsüne kondu. Gözlerini açtı. Hemşireler, kollarına sıkı sıkı asılmışlar, sedyeye bağlama çalışıyorlar. Bağırdı. Çığlık çığlığa. Hemşire elindeki kocaman iğneyi hazırlarken söyleniyor;  “Allahın cezası. Başladım bu, emekli olacağım bu! On beş yıldır aynı tatava. Her ay en az bir kere delirir. Bela. Evimdi, baykuştu, babamdı, anamdı! Geç kaldım geç! Bu gün yılbaşı. Yemek var kahrolası duyuyor musun beni! Bunu babası da böyle. Başka hastaneye naklettik, hepsi manyak bunların! Şu baykuş. Tek istedikleri de bu saat. Günlerce bunu gözlerine bakıp deliriyor, saate saldırıyorlar. Anlamadım ki. Nasıl bir kabusa yatıyorlarsa deliriyorlar bir gece yarısı. Neyse. Sıkı tut!” 

“Baykuş. Baykuş. Gecenin kör saatinde uğursuz kuş.” Tedirgin. Göz ucuyla baktı baykuşa. Kahvesini içti. Geçen ayki deliliğini hatırlamak, çocukluğunu, babasını hatırlamak, deliliği başlatan ne varsa hatırlamak tedirgin etti. Kahvesini içti. Kalktı. Baykuşlu saatin yanından geçerken fısıldadı, “Evdeki çok daha güzel.” Kafeden çıktı. Yağmur durmuş, rüzgar hızlanmış. Akşam oluyordu. Paltosuna sokuldu. “Bu ay delirmeye niyetim yok. Ona benzemeyecek sonum.”  

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Tıbbın Askeri Deyimlerle İstilasıFaik Çelik
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Adrien Rivierre

26 Ocak 2025

Makine Çevirisinin Bilişsel Kapasitemi..

Yeni bir dil öğrenmenin beynimizi doğrudan etkilediği uzun süredir bilinen bir gerçek ama bu etkinin boyutu hâlâ tartışma konusu. Makine çevirisi, yapay zekâ teknolojisindeki hızlı gelişmeler sayesinde kısa süre içinde hayatlarımıza ..

Devamı..

Antalya’nın En Büyüleyici Antik Kentleri

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024