Babasının yanında yetişmiş, onun bütün yeteneklerini almış ve üzerine zerafet ve nezaketle dolu bir saç kesim tekniği yerleştirmişti. Babası da dedesinden almıştı mesleğin inceliklerini. Üç kuşaktır bu işi yapıyorlardı. Babası öldükten sonra berber dükkânı ona kalmıştı. Bekardı. Şayet evlenirse ve çocuğu olursa, kız, erkek fark etmeksizin, dükkânı onlara bırakmayı istiyor, babadan evlada geçen bu geleneğin kaybolmasını istemiyordu.
Berber dükkânı üstü açık olan minik bir çarşıdaydı. Bir tarafı sokağa, bir tarafı çarşıya bakıyordu. Çarşının orta yerinde küçük bir havuz, içinde suyun sürekli aktığı bir fıskiye ve oradan su içmeye gelen kuş sesleri birbirine karışırken, dükkânın ismiyle ahenkli bir uyum yaşanırdı. Nazenin Berber Salonu. Dedesinden kalan bir isimdi ve dedesini hiç görmemişti. Babası ölmeden iki ay önce, "dükkânın ismini daha modern bir isimle değiştirelim ve daha işlek bir yere taşıyalım" teklifini, anlamlı bakışlarla ve "baba mirasıdır" sözüyle reddetmiş ve ismin hikayesini anlatmıştı.
Nazenin, dedesinin Kütahya'da öğrenci olduğu yıllarda tanıdığı ve sevdalandığı dünya güzeli genç kadının ismiymiş. Dedesi babasına onun için tam olarak şu cümleyi kurmuş. "Onun gözlerinin parlaklığıyla karanlıkta yürüyenin yol aydınlanır, onun dudaklarından dökülen her sözden şarkıların nağmeleri dökülürdü. Öyle güzel dokunurdu ki, insanın bedeninde yara varsa o yaranın iyileşmemesine imkân yoktu. Saçlarını söylesem, annenin günahına girerim."
Babası anlatım boyunca bu denli çarpılmışken, kim bilir dedesi neler yaşamıştı! “Dersinin olmadığı bir günde, her zaman buluştukları meydandan arka sokağa doğru yürürlerken, husumetli iki kişinin kavgasını ayırmaya çalışan dedesine biri bıçak sallamış. Nazenin korkudan bağırmaya başlayınca, adam bu kez bıçağı ona saplamış. Gerisini babası da anlatamamış ve gözleri yağmur gibi yağmaya başlamış. Bu öyküyü anlatırken gözleri dolan babası: "Bu yaşanmışlığın büyük hatırası için, dükkânın ismi bizim aileyle devam etmeli” diyebilmiş titrek sesle.
Evlenip çoluk çocuk sahibi olmaya karar verdiği gün, işte o gün olmuş. Oğlu olursa onu zaten çırak olarak yanına alacaktı. Kız ise farklıydı. İsmini Nazenin koyacak ve onu da berber olarak yetiştirecekti.
Sonra ne mi olmuş? Gazetede mektuplaşmak isteyen Nazenin isminde bir kadına rastlamış ve ona mektup yazmaya başlamış. "Nazenin, senin gözlerinin parlaklığı karanlığıma ışık, senin sözlerin kalbime akan nağmeler olacak. Dokunuşların bendeki tüm yaralara değecek ve dermanım olacaksın."






