Kül tablasında yer kalmayıncaya kadar çok sigara içtim. Aklımdakiler ile kalbimdekileri dövüştürdüm önce. Ortalık tam bir savaş alanına döndü. Kan gövdeyi götürdü, görmen lazımdı. İsim vermem gerekseydi , saçma sapan bir meydan muharebesi, derdim. Kim kazandı diye sorma, bazı savaşların kazananı olmaz, sadece masumlar ölür. Bu dünyada, yani bu küçücük yeryüzünde milyonlarca insan var. Bu milyonlarca dert demek aynı zamanda. Herkesin derdi kendine büyük. Derdi büyük olanın başka bazı yerleri de büyüktür diye erotik şeyler çağrıştıran şeyler söylemeyeceğim merak etme. Ama düşünüyorum da, aldığın nefesi bile geri verdiğin bir hayatta sana ait ne var? Bir pazar günüydü. Yaz ayı. Hava öyle sıcaktı ki üstümdeki tişört üzerime yapışmıştı. Dışarı çıkmak nasıl bir pişmanlık yaratmıştı anlatamam. Neyse işte, bir şekilde yoluma devam ediyorum kavurucu güneşin altında. Sahile indim önce. Simit aldım bir sokak simitçisinden, belki martı falan gelir de ikram ederim diye. O sıra, yani ben tam kendimi denizin maviliğine kaptırmışken ve fukara bir martı beklerken, bir kadın yaklaştı yanıma. “Ne güzel deniz değil mi,” dedi. Şaşırdım. Esmer, zayıf bir kadındı. Elmacık kemikleri o kadar belirgindi ki bir elmacık kemiği ancak bu kadar belirebilirdi. Beyaz, askılı bir tişört vardı üstünde, altında mavi kot pantolon, kolunda siyah bir çanta. Şaşkın bir tavırla, “Evet, çok güzel deniz,” dedim. Ben, muhabbet burada biter diye beklerken, “Martılar için simit almışsın, ne güzel. Dünya da hâlâ kendinden başka canlıları düşünen birileri var demek ki,” dedi. Ne yapmaya çalışıyordu bu kadın? Yanıma neden gelmiş, neden bana böyle şeyler söylüyordu? Zaten kafası karışık bir insandım. Bana reva mıydı bu? “Teşekkür ederim,” dedim sadece. Ne olacağını bilmiyorum çünkü. Hiç tanımadığım bu kadın beni bir şeyler içmeye davet edebilir, sonra içeceğime ilaç atıp organ mafyalarına böbreğimi satabilirdi. Güvenmiyordum. “Bu dünya da ne var biliyor musun çocuk,” dedi. “Bu dünyada hiç yüzü gülmemiş çocuklar var. Hiç deniz görmemiş, bir martıya simit atmamış insancıklar var. Bu dünyada öyle kadınlar var ki erkeklerin gölgelerinden bile korkarlar. Sen değişme. Hep böyle kal.” Ne diyorsun canım, neyin kafası bu, diyemedim. Zaten elimdeki simit bitmişti. Orada durmanın bir anlamı yoktu. Ayrıca deli olduğunu düşündüğüm bu kadından korkuyordum. Söyledikleri doğru şeylerdi ama bana hiç güven vermiyordu. “İyi günler,” dedim, uzaklaştım yanından. Niyetim sahil boyunca yürüyüp temiz deniz havasını sonuna kadar içime çekmekti. Az önce bana tuhaf şeyler söyleyen kadını da aklımdan derhal çıkarmak istiyordum. Tam ne kadar uzaklaştım bilmiyorum, bir çığlık koptu arkamda. Kadına baktım, yoktu. Az önce durup martılara simit attığım yere koşuyordu herkes. Gözlerim kadını aradı ama bulamadı. “Attı, kendini attı” diye dizlerini döve döve inledi bir kadın. İçim ezildi. Yutkundum sadece. (Burada kelimeler hiçbir anlama gelmiyor artık.)






