Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

15 Mayıs 2017

Edebiyat

Fransa’da Poe

Lois Davis Vines

Paylaş

29

0


Baudelaire’in çevirileri Poe’yu Avrupa edebiyatına tanıtmakla kalmamış, dünya çapında tanınmasını sağlamıştır.
Lois Davis Vines
Fransa’da Poe’nun derin ve geniş çaplı bir nüfuzu olmuştur. 1847’den 1945’e dek Fransa’nın en büyük üç şairi, Charles Baudelaire, Stéphane Mallarmé ve Paul Valéry, Poe’dan büyük ölçüde etkilenmiş ve ona methiyeler düzmüştür. Poe, Fransa’da sembolizmin, kısa öykünün, sözde bilimsel romanın ve polisiye edebiyatın gelişiminde büyük rol oynamıştır. Yirminci yüzyılda psikanaliz çalışmalarına, edebiyat tartışmalarına ve Yeni Roman akımının temsilcilerinden Michel Butor’un bir eserine esin kaynağı olmuştur. Poe’nun Fransız nesir yazarları, şairler ve eleştirmenler üstündeki nüfuzu, özellikle de edebiyattaki deneysel çalışmaları farklı biçimlerde etkilemesi bakımından dikkate şayandır. Fransız şair Paul Valéry 1924’te, “Baudelaire, Poe’yu Avrupa edebiyatına tanıtma görevini üstlenmemiş olsaydı, bu büyük insan bugün büsbütün unutulmuş olurdu,” demiştir. Valéry’nin sözleri hem tefrit hem de ifrattır. Poe elbette büsbütün unutulmayacaktı. Fransızlar kabullenmekten imtina etse de, Poe kendi zamanında ve sonrasında Amerikalılar tarafından okunuyor ve beğeniliyordu. Baudelaire’in Poe’nun tanınmasına olan katkısı Valéry’nin biçtiği değerin çok ötesindedir. Baudelaire’in çevirileri ve denemeleri Poe’yu Avrupa edebiyatına tanıtmakla kalmamış, özellikle Asya ve Latin Amerika’da olmak üzere dünya çapında tanınmasında büyük bir rol oynamıştır. Baudelaire, her ne kadar ilk olmasa da, Fransızcadaki en tanınmış Poe çevirmenidir. Fransa’daki ilk çeviriyi tespit etmeye yönelik iz sürme işinin büyük bir kısmını, Poe’nun uluslararası sahnede erken boy göstermesine aynı ölçüde merak duyan Baudelaire uzmanı W.T. Bandy gerçekleştirmiştir. Bandy, Yarmolinski’nin tekrar ettiği, Poe’nun Rusya’da çevrilmesinin Fransa’dakinden daha eskiye dayandığına dair yanlış kanıyı düzeltmiştir. Bandy’ye göre Baudelaire’in 1848’deki “Révélation Magnetique” (“Bir Uyanık-Uyurla Sohbet”) çevirisinden önce Poe’nun öykülerini çevirip yayımlamış en az dört Fransız çevirmen vardır. Poe’nun İngilizce konuşan dünya dışındaki bilinirliğine dair yayımlanmış ilk delil, La Quotidienne’in Aralık 1844 sayısında çıkan “William Wilson” taklidi öyküdür; bu öykü, G.B. adı altında çıkmıştır, Bandy’ye göre bu mahlas Gustave Brunet’ye aittir. Poe’nun yazar olarak adının geçtiği ilk Fransızca çeviri, Revue britannique’in Kasım 1845 sayısındaki “Altın Böcek” öyküsüdür. Çevirmeni A.B. olarak geçmektedir; Bandy’nin titiz araştırması başharflerin Amédée Pichot’nun takma ismi olan Alphonse Borghers’in kısaltması olduğunu ortaya çıkarmıştır. Gelgelelim, Poe’nun Baudelaire’in dikkatini celp etmesini sağlayan muhtemelen Isabelle Meurnier’nin yaptığı beş öykü çevirisi olmuştur. Meurnier’nin “Kara Kedi” çevirisi –Baudelaire’in en sevdiği öykülerden biriydi bu– La Démocratie pacifique’in Ocak 1847 sayısında çıkmıştır. [caption id="attachment_29262" align="aligncenter" width="800"] Baudelaire, Poe, Mallarmé, Pessoa. Desen: Júlio Pomar[/caption] Poe, eserlerinin Fransa’da bilinirlik kazandığından haberdardı; öte yandan ayrıntılara dair malumatının pek de doğru olmadığı sonraları ortaya çıkmıştır. Edebiyat menajeri Evert Duyckinck’e yazdığı 30 Aralık 1846 tarihli mektupta şöyle der Poe: “Mrs. Clemm, bu sabah, Paris’teki bazı gazetelerin benim ‘Morgue Sokağı Cinayeti’ öyküm hakkında konuştuklarını söyledi bana.” Poe, adının Paris gazetesi Charivari’de geçtiğini sanıyordu, sonradan işin aslının böyle olmadığı ortaya çıkmıştır. Onun ismini Paris gazetelerine taşıyan hadise 1846’daki bir intihal davasıdır. İngiliz ve Amerikan kaynaklarından öyküler çeviren edebiyat meraklısı Fransız gazeteci E.-D. Forgues, Le Commerce’te “Morgue Sokağı Cinayeti”nin bir çevirisini yayımlar; bu çeviri La Quotidienne gazetesinde başka bir çevirmen tarafından yayımlanmış olan versiyona çok benziyordur. Bu gazeteden herhangi bir itiraz gelmemesine rağmen, zamanında Forgues’un intihalle suçladığı rakip gazete La Presse de Forgues’u aynı şeyle suçlar. La Presse kendi sayfalarında Forgues’a kendini savunma fırsatı vermez, bunun üzerine Forgues da mahkemeye gider. Bu davanın en önemli neticesi Poe’nun adını Paris’e duyurması, belki de daha çok öyküsünün çevrilmesine önayak olmasıdır. Forgues sonraları Poe’nun Fran-sa’da tanınmasında daha da büyük bir rol oynayacaktır. Davadan birkaç ay sonra Wiley and Putnam edisyonundaki (1845) on iki öykü üstüne uzun bir makale yazacak, böylelikle Poe’nun eserleri üstüne yabancı dilde bir eleştiri yazısı yayımlayan ilk eleştirmen olacaktır. Prestijli bir dergi olan Revue des deux Mondes’un 15 Ekim 1846 tarihli sayısında yayımlanan yirmi sayfalık makale, Poe’yu “mantıkçı, soyut hakikat takipçisi” ve “en acayip hipotezlerin ve en sıkı hesaplamaların âşığı” olarak tanımlamıştır. Forgues Amerikalı yazarın fikirlerini Pascal ve Laplace’ınkilerle karşılaştırmış, böylelikle Fransız okurlara ve yazarlara en çok hitap eden düşünsel özelliklerin altını çizmiştir. Poe’nun, kendi ülkesinde itibarının düşüşte olduğu bir dönemde görmüş olsa muazzam keyif ve haz duyacağı bu makaleyi okuduğuna dair bir delil yok. Bandy’nin tahminlerine göre, Baudelaire büyük ihtimalle Poe’yu Meurnier’nin çevirileri ve Forgues’un makalesiyle keşfetti. Baudelaire’in Poe’yu ilk kez okuduğundaki “emsalsiz hayreti” edebiyat tarihinde bir efsane haline gelmiştir. Poe’nun ailevi geçmişinde kendisininkine benzer tekinsiz paralellikler bulmuş, Poe’nun eserlerinde önceden beri kafa yorduğu fikirler keşfetmiştir. Her ikisi de öz babasını küçük yaşta kaybetmiş, üvey baba sorunuyla uğraşmak durumunda kalmıştır; Baudelaire annesinin evlendiği sert bir üvey babayla, Poe ise onu evlat edinen bir üvey babayla. Sonuç olarak anneleri her ikisinin de hayatında büyük bir rol oynamış, hem çatışma hem de teselli kaynağı olmuştur. Poe’nun hayatında üç anne figürü vardı: iki yaşında kaybettiği öz annesi Elizabeth Arnold Poe, üvey annesi Frances Allan, teyzesi ve kayınvalidesi Maria Poe Clemm. Fakat bunlar arasında Baudelaire’in ilahlaştırdığı Clemm olmuştur. Poe’nun öykülerinden oluşan, çevirdiği ilk derlemenin ithafında ona şöyle selam yollar: “Yüceliği ve iyiliğiyle Edebiyat Dünyası’nı oğlunun harikulade eserleri kadar onurlandıran bir anneye saygı duruşunu herkesin huzurunda borç bilirim.” Her yazar, yazınsal tutkulara amansızca düşman yahut kayıtsız olan gündelik varoluşla her karşılaştığında annesinin onayına ve yüreklendirmesine ihtiyaç duymuştur.
Baudelaire’in Poe biyografisinden daha da önemli olan, Poe’yu edebiyatta bir yenilikçi olarak ele aldığı yorumlarıdır. Baudelaire Amerikalı akıl hocasını sanatsal yaratımın mekanizmasını çözmüş edebi bir deha olarak görüyordu.
Poe ve Baudelaire hali vakti yerinde ailelerde büyümüş ama sonraları yazar olarak kendilerini ispat etmeye karar vermeleriyle elden ağza yaşamak durumunda kalmışlardır. Alışılmamış yaşam tarzları, özellikle de alkol ve esrar bağımlılıkları, aileleri ve toplum tarafından kınanmıştır. Bu iki adam farklı kültürlerde yaşamış olsa da, Baudelaire’e göre şairlerin yazgılı olduğu persona non grata [istenmeyen kişi] olma kaderini paylaşmıştır. Bu benzerliklerin uyandırdığı duygudaşlık bağı, Poe’nun kendi ülkesinde alay edilmiş ve yok sayılmış büyük bir yazar ve yazınsal peygamber olduğunu ispat etme azmini körüklemiştir Baudelaire’in. Baudelaire, 1848’de ilk Poe çevirisi “Révélation Magnétique”i yayımlamasının ardından, Poe’nun yaşamı ve eserleri üstüne geniş kapsamlı bir makale hazırlar; bu makale 1852’de Revue de Paris’de yayımlanır ve daha sonra 1856’da Poe’nun öykülerinden derlediği ilk cilt olan Histoires extraordinaires’e (birtakım düzeltmelerle) önsöz olarak kullanılır. Makalenin gözden geçirilmiş ve daha sık dokunmuş versiyonu, öykülerin ikinci cildi Nouvelles Histoires extraordinaires’e önsöz olur. Fransa’da kuşaktan kuşağa (dolayısıyla başka ülkelerdeki okurlara ve yazarlara) devredilen versiyonuyla Poe’nun yaşamöyküsü, uzun süre boyunca Baudelaire’in anlattığı haliyle bilinmiştir; bu da, kendi hatası olmayan sebeplerle birtakım yanlışlıklar içermektedir. Sözgelimi Baudelaire, tamamıyla hayal ürünü olan bir anlatıya dayanarak, Poe’nun üvey babasıyla yaşadığı şiddetli bir münakaşanın ardından evi terk edip Yunan Devrimi’ne katıldığını rivayet eder. Yunanistan macerasından sağ çıkan Poe sonra da güya Rusya’ya gitmiş, orada başı belaya girmiş, Amerikan konsolosunun araya girmesiyle Sibirya’ya sürgünden kurtulmuştur. Baudelaire’in anlattığı haliyle Poe’nun yaşamöyküsü her ne kadar iyi bir okuma deneyimi sunsa da, ne yazık ki pek kimsenin fark etmediği hayal ürünü unsurlar da içerir. Baudelaire’in Poe biyografisinden daha da önemli olan, Poe’yu edebiyatta bir yenilikçi olarak ele aldığı yorumlarıdır. Baudelaire Amerikalı akıl hocasını sanatsal yaratımın mekanizmasını çözmüş edebi bir deha olarak görüyordu. “The Philosophy of Composition” (“Yazmanın Felsefesi”) çevirisine yazdığı kısa sunuşta Baudelaire, Poe gibi bir deha için bile ilham ve coşkunun şiir yazmaya yetmediğini söyler. Poe, Baudelaire’e göre, okura, “sanatın düşünüp tasarlanmaktan elde edeceği avantajlara” dair bir ipucu ve “Şiir denen lüks uğraşın gerektirdiği emeğe” dair kesin bir fikir verir. Baudelaire ve takipçileri için, Poe’nun “Kuzgun”u gerçekte “The Philosophy of Composition”da anlattığı şekilde yazıp yazmadığı pek de önemli değildir. Bu şairler, Poe’nun şiir yazma sanatına yeni bir boyut katmasını heyecan verici bulmuşlardır. Düzyazıya daha yatkın tarih, siyaset, ahlak gibi konuların şiirde yerinin olmadığı hususunda Poe ile aynı fikirdedirler. Poe şiirin kısa olması, yaratma sürecine dahil olan bütün unsurların okurda belli başlı bir etki bırakmaya yönelik itinayla hesaplanması gerektiğini söyler. Poe’nun “The Poetic Principle”da (“Şiirin İlkesi”) ortaya koyduğu şiir ve müzik arasındaki ilişkiye dair görüşleri Fransız Sembolist şairler için temel kavramlar haline gelmiştir. Baudelaire, bu denemeyi çevirisinde kendisi için hayati öneme sahip “mütekabiliyet” [correspondance] kelimesini kullanır, zira aynı kelime Sembolist şiir için de büyük bir önem arz edecektir. Poe’nun İngilizcedeki metnini incelediğimizde, “mütekabiliyet” kelimesine rastlamayız, fakat maddesel dünyanın aşılmasıyla keşfedilen ruhani âlemin duyular yoluyla zuhur etmesi fikri açıkça ifade edilmiştir. Mallarmé, Poe’nun şiirde hesaplanmış bir dil kullanılmasının altını çizmesini beğense de kendi estetiği Poe’nun bir haz hali yaratma hedefinden öteye geçmiştir. Mallar-mé gündelik anlamından arınmış şiirsel bir dil tasavvur ediyordu; bunu, yeni dil kullanımlarının, ritimlerin, uyakların yaratılmasıyla ve hatta sözcüklerin sayfa üstünde farklı biçimde konumlandırılmasıyla gerçekleştirmeyi planlıyordu. Baudelaire ve Mallarmé, Poe’nun edebiyat üstüne yazdığı denemelerde kendi kanaatlerini doğrulayan ve Sembolist hareketi esinleyen fikirler bulmuştur. Mallarmé’den sonra Poe’nun Fransız yazarlar üstündeki etkisi köklü farklarla muhtelif kollara ayrılır. Sembolistler (Mallarmé, Kahn, de Gourmont, Moréas, Vielé-Griffin ve Valéry) planlı düşünce ve sanatsal hesaplama üstadı Poe’ya hayranlık duyar. Diğer yandan, Dekadanlar (Huysmans ve Villiers de l’Isle-Adam) ve pre-Sürrealistler (Rimbaud, Lautréamont, Jarry ve Appolinaire) André Breton’un sonraları “feveran halindeki güzellik” dediği o nizamsız akıldan çıkan korkular, gizemler, rüyalar ve keşiflerden esinlenir. On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında Poe’nun Fransız nesir yazarları üstünde büyük bir etkisi olmuştur. En bariz örneklere Auguste Villiers de l’Isle-Adam’ın (1838-1889) öykülerinde rastlarız. “Véra” adlı öyküsü Poe’nun “Ligea” öyküsüne çok benzer. Özellikle de ana karakter Véra, Ligea’nın esrarengiz ölümünden sonra olduğu gibi, hem sevgilisinin hafızasında hem de yarı insani, yarı ruhani bir formda mevcudiyetini sürekli belli eder. Contes cruels’deki (Zalimlik Öyküleri, 1883) diğer öyküler doğrudan Poe’nun öykülerinden esinlenmiştir. Fransız dekadan yazar Joris-Karl Huysmans (1848-1907) A rebours (Tersine, 1884) adlı romanında Poe’dan bahseder; ana karakter Des Esseintes, Poe’nun okumaya tahammül edebildiği az sayıda yazardan biri olduğunu söyler. Huysmans’ın Des Esseintes’i anlatımı, onun Poe’ya olan hayranlığını gösterir: “Arzuladığı gibi sipsivri bir üslupla derine işleyen hin bir çözümleme gücünü bir araya getiren bir edebiyatın tadına varmak için o Tümevarım üstadına, o garip engin düşünür Edgar Allan Poe’ya başvurması gerekiyordu.” Fransa’daki en büyük öykü yazarlarından biri olan Guy de Maupassant (1850-1893) Poe’yu okumuş ve onun “tek etki” kuralını kendi öykülerini yaratırken kullanmıştır. Poe’nun öykü türü üstüne kuramsal yazılarına olan merakının yanı sıra Maupassant, Poe’nun öykülerindeki temalardan da etkilenmiştir. Örneğin “Apparition” (“Hayalet”) “Usher’ların Çöküşü”nü andırır; anlatıcı eski bir şatoya ziyaretini hikâye eder, ölmüş güzel bir kadının hayaletinden söz eder, bu kadını esrarengiz ve karanlık bir atmosfer içinde anlatır. Richard Fusco Maupassant and the American Short Story kitabında Poe ve Fransız yazar arasında başka bağlantılar kurar. Fusco’ya göre, Maupassant “Fou?” (“Deli?”, 1892) öyküsünde, “gözü dönmüş bir kocanın yavaş yavaş kıskançlıktan delirmesini Poe’nun öykülerindekine benzer bir anlatımla Poe’nun öykülerindekine benzer bir anlatımla hikâye eder.” Monte Cristo Kontu gibi macera romanlarıyla tanınan Alexandre Dumas (1802-1870), 1832’de Paris’te Poe’yla birlikte yaşadığını iddia etmiştir; bu hayal ürünü anlatı çok sayıda makaleye konu olmuştur. Dumas’nın çağdaşları olan romancı ve sanat eleştirmeni Goncourts kardeşler (Edmond, 1822-1896 ve Jules, 1830-1870), Poe’nun kısa öykü yazımındaki yenilikçi tekniklerinden övgüyle söz etmişlerdir. Poe, “Morgue Sokağı Cinayeti”yle birlikte polisiye öykü türünün öncüsü olmuş, bu tür sonraları birçok kişi tarafından taklit edilmiştir; örneğin İngiltere’de Arthur Conan Doyle ve Fransa’da Emile Gaboriau (1832-1873). Gaboriau’nun amatör dedektifi Mösyö Lecoq ile Poe’nun Dupin’i arasındaki benzerlikler çok çarpıcıdır. Her ikisi de hayret verici bir tümevarım ve tümdengelim gücüne sahiptir; ikisi de kitapları sever, insanlar tarafından garipsenir ve Paris emniyet amirinde kıskançlık hissi uyandırır. Gaboriau’nun mantık yürütme [ratiocination] ve suçu çözme yöntemleri okura Poe’nun dedektiflik öykülerini hatırlatır. Fransa’da sözde bilimsel romanın öncüsü Jules Verne (1828-1905), Poe’ya hayranlığını açıkça ifade etmiş ve Amerikalı yazarın öykülerinden kendi eserlerine bazı unsurlar eklemlemiş, bu konuda başarılı işler ortaya çıkarmıştır. Verne’in Balonla Beş Hafta romanı doğrudan Poe’nun “Balon Şakası”ndan alır kaynağını. Verne, Seksen Günde Devri Âlem’in fikrini “Bir Haftada Üç Pazar”dan alır; aynı tekniği kullanarak, okur öykünün bittiğini sandığı anda merak ve gerilim hissi yaratır. Verne Buzların Sfenksi’ni (1897) Arthur Gordon Pym’in Öyküsü’nün devam hikâyesi olarak yazar, kitabı “Edgar Poe’nun ve Amerika’daki arkadaşlarının anısına” adar. Verne, Musée des Familles’in Nisan 1864 sayısı için Poe üstüne bir deneme de yazmıştır. Bu denemede Poe’nun çok sayıda öyküsünü değerlendirmiş ve şu sonuca varmıştır: “Poe, birkaç icat yardımıyla öykülerini daha inandırıcı kılabilirdi.” Son zamanlarda çıkmış bir Verne biyografisinde Herbert Lottman, Poe’nun Verne için önemini şöyle vurgular: “Koltuğa yaslandığınızda Edgar Allan Poe’dan daha iyi bir yoldaş olamaz herhalde; Poe’nun öyküleri Verne’in öykülerini saran gizemli atmosferi izah eder. İki yazar arasındaki fark, Jules Verne’in mantıklı açıklamalar arayışıyla esrar perdesini delip atmosferi dağıtarak başlaması; Poe’nun ise okuru yarattığı halüsinasyonlarla bırakmasıdır.” Yirminci yüzyılın ilk yarısında, Baudelaire ve Mallarmé’den devraldığı Poe bayrağını Paul Valéry taşımıştır. Mallarmé ve Valéry 1891’de Paris’te tanıştıklarında Poe onları yakınlaştıran ortak nokta olmuş, aralarındaki dostluk Mallarmé’nin 1898’deki ölümüne kadar devam etmiştir. Akıl hocaları her ne kadar ortak olsa da, temelde farklı mesajlar çıkarmışlardır ondan. Poe’nun şiir yazmaya olan bağlılığından etkilenen Mallarmé yazma sanatını kusursuzluğa ulaştırmayı, bu sanatı kitapta tamamına erdirilecek evrensel bir değer haline getirmeyi hayal etmiştir. Poe’nun Valéry üstündeki tesiri bir bakıma bunun tam tersi olmuştur. O da şiir tekniğiyle ilgilenmiş, öte yandan bu ilgisi aynı amaca hizmet etmemiştir. Valéry’nin nihai amacı yüce bir eser yaratmaktan ziyade sanatsal yaratım sürecindeki genel ruh halini, kendi ruh halini anlamak olmuştur. Poe’nun Valéry üstündeki hususi etkisini diğer takipçilerinden ayıran, zihinsel anlamdaki bu aşırı özbilinçlilik etmenidir. 1927’de Célestin Pierre Cambiaire, Poe’nun geçmiş seksen yılda Fransa’daki etkisine izahat getirmek adına ilk çalışmayı yayımlamıştır. 1970’te tekrar basılan The Influence of Edgar Allan Poe in France hâlâ bu konuda önemli bir başvuru kaynağı olmayı sürdürmektedir. Bundan altı yıl sonra Fransa’da Poe üstüne önemli bir psikanalitik çalışma çıkmıştır. Sigmund Freud’un öğrencisi olan Fransız psikanalist Marie Bonaparte (1882-1962), 1933’te Edgar Poe, sa vie – son ouevre: Etude analytique (Edgar Poe – Hayatı ve Eserleri: Analitik bir İnceleme) adlı, alanında nüfuz sahibi çalışmayı yazmış, Freud da bu esere bir önsöz yazma yardımını esirgememiştir. Almancaya (1934), İngilizceye (1949), İtalyancaya (1976) ve muhtemelen başka birçok dile çevrilen bu çalışma Poe’nun eserlerini, başta hastalık ve annesinin ölümü olmak üzere derin çocukluk travmalarından mustarip bir mağdurun marazi tezahürleri olarak yorumlar. Yaptığı analizlere başlıca Oedipus kompleksi açıklaması yön verir, öte yandan diri diri gömülme korkusu ve cinsel ilişki korkusuna da rastlarız. Bonaparte’ın çalışmasını eleştiren Roger Forclaz “çelişkilerin bastırılması” teşhisinin Poe’nun eserlerinin “esas kaidesi” olduğuna itiraz eder. Poe’nun etkisinin ve itibarının Fransız tiyatrosuna girmesi Auré-lien-Marie Lugné (1869-1940) sayesinde olmuştur. Önemli bir aktör, yazar ve yönetmen olan Lugné, Poe’dan öylesine büyülenmiştir ki, soyadını Lugné-Poe yapmıştır; zira bugün bile bu isimle bilinir. Valéry’nin 1945’teki ölümünden sonra Poe kültünü devam ettiren önemli bir Fransız yazar olmamıştır. Valéry’yi çok iyi bilen T.S. Eliot, Poe’nun Fransa’daki nüfuzu üstüne en iyi denemelerden biri olan “From Poe to Valéry”yi (1948) yazmıştır. Eliot’ın bir yazar olarak Poe hakkında ikircikli bir tavrı olsa da –onu “buluğ çağına ermemiş hayli yetenekli bir gencin aklına sahip birisi” diye tanımlar– Poe’nun Fransız şairler üstündeki etkisine dair oldukça ferasetli bir değerlendirme yapar. Valéry’nin bir şiir yaratırken kendini gözlemleme merakının “The Philosophy of Composition”ı okumasından geldiğini teslim eder ve saf şiir anlayışının Poe’nun, “Bir şiir kendisinden başka hiçbir şeyi gözetmemelidir,” fikrinden geldiğini belirtir. Eliot Fransızların İngilizcede yetkin olmadıkları için Poe’ya gereğinden fazla değer biçtikleri kanaatinde değildir, öte yandan anglofonları rahatsız eden zayıflıkların farkında olmadıklarına da dikkat çeker. Poe’nun eserleri Fransa’da yirminci yüzyılın ikinci yarısında da edebiyat eleştirmenlerinin ve yaratıcı yazarların ilgisini çekmiştir. 1960’larda “Çalınan Mektup,” Jacques Lacan’ın bu öykü üstüne verdiği seminer sonrası büyük bir edebiyat kuramı tartışmasının mihrakına oturmuştur. Bu tartışmaya ilişkin bütün metinler John P. Muller ve William J. Richardson’ın editörlüğünü yaptığı The Purloined Poe kitabında bir araya getirilmiştir. Lacan’ın psikanalitik yorumlaması edebiyat kuramcılarına meydan okumuş ve Fransız filozof Jacques Derrida’yı bu konuda bir cevap vermeye kışkırtmıştır. Bu konudaki çatışan görüşler başka eleştirmenleri de canlı bir tartışmaya sevk etmiş, bu tartışmalarda Poe’dan çok “analiz edimiyle” meşgul olunmuştur; hatta bu konudaki fikir alışverişini tanımlayan Barbara Johnson’a göre daha çok “analiz ediminin analiz edimine” kafa yorulmuştur. Poe’nun eserlerini belli bir görüşü örneklendirmek için kullanan başka Fransız entelektüeller de var. Roland Barthes metin analizi sistemini “M. Valdemar Olayındaki Gerçekler” öyküsüne uygulamış; Jean Ricardou “Altın Böcek”in uzun uzadıya irdelemesini yapmış; Gaston Bachelard ise Ateşin Psikanalizi kitabında Poe’ya atıflarda bulunmuş, Baudelaire’in Arthur Gordon Pym’in Öyküsü çevirisinin yeni edisyonuna önsöz yazmıştır. Günümüzde Fransa’da Poe çalışmalarını Claude Richard yürütmektedir. Richard, Poe’nun Baudelaire’den kalan poéte maudit [lanetli şair] imajını daha gerçekçi bir aklı başında yazar portresiyle değiştirme girişiminde bulunmuştur. 962 sayfalık hacimli kitabı, gazeteci ve eleştirmen olarak Poe’nun derinlemesine bir incelemesini sunar. Poe çalışmalarına önemli katkıları olmuş diğer Fransız akademisyenler Georges Poulet, Roger Asselineau, Maurice Lévy ve Henri Justin’dir. Yeni Roman akımının önemli temsilcilerinden Michel Butor (1926) 1961’de Histoire extraordinaire (Sıra Dışı Öyküler) adında Baudelaire ve Poe’yu ele alan tuhaf bir eser yazmıştı. Baudelaire’in 1856’daki bir rüyasına dayanan kitaptaki denemeler rüyadaki çeşitli noktaları Poe’nun eserleriyle ve Baudelaire’in Poe üstüne yazılarıyla ilişkilendiriyor. Kendi içinde pek de ilginç bir edebi çalışma olmasa da, kitap Butor’un Poe’nun eserleri hakkında ne kadar ayrıntılı bilgi sahibi olduğunu ve bu bilginin çeşitli yönlerini kendi sanatsal uğraşında kullandığını gösteriyor. Sembolizmin öncülerinden Yeni Roman’a, Poe Fransa’daki önemli edebiyat akımlarını yüz elli yıldır etkilemektedir. Farklı ülkelerden yazar olmaya hevesliler, usta yazarlardan öğrenerek zanaatlarında ustalaşmak için edebiyatın mabedi Paris’e gelmiştir, bu ustaların hepsi de başrahipleri Edgar Allan Poe’ya öyle ya da böyle saygı gösterisinde bulunmuştur. Valéry, Baudelaire’in Poe’dan aldığının karşılığında, Baudelaire’in de “Poe’nun düşüncesine sınırsız bir enginlik bahşettiğini ve bunu gelecek kuşaklara arz ettiğini” söyler. Poe’ya olan hayranlık meşalesi dünya çapında kuşaklar boyu yazardan yazara geçmiştir. Poe ve Valéry hayranı olan Jorge Luis Borges, Valéry’nin “düşüncenin berrak hazlarını ve intizamlı olmanın gizli maceralarını”, yani Poe’nun mirasını gelecek kuşaklara devrettiğini belirtir. Poe’nun Fransa’daki genel okur kitlesi arasındaki popülerliği, Fransız yayınevlerinden her yıl çıkan eleştiri eserler ve yeni edisyonlar düşünüldüğünde, hiçbir zaman azalmamıştır. Temmuz 1989’daki Paris ziyaretimde, İki Yüzüncü Yıldönümü kutlamalarının tam gaz sürdüğünü ve kitapçıların tarih kitaplarıyla tıka basa dolu olduğunu gördüğümde Poe’nun Fransız okurlar arasındaki öneminden bilhassa şaşkına döndüm. Şık bir dükkânın vitrininde merkeze konmuş yeni bir Poe edisyonu cilt cilt tarih kitaplarını arka planda bırakmıştı. Poe Fransa’da hâlâ ilgi odağı olmaya devam ediyor, Fransız Devrimi’nin iki yüzüncü yıldönümünde bile.

İngilizceden çeviren Oğuz Tecimen

* “Poe in France”, Poe Abroad (1999).
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Svetlana Aleksiyeviç’in dinleme tutkusuD. G. İbrişim
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Adalet Çavdar

20 Şubat 2026

1868: Bir Kedinin Hatırladıkları

Roman boyunca İstanbul bir fon ya da dekor olarak kullanılmaz. Şehir, ahlâkıyla, hafızasıyla, çelişkileriyle canlı bir varlık gibi metnin içinde dolaşır.Belgesellere konu oldular, turistlerin valizlerine girmeyi başardılar, sosyal medyada milyonlarca kez paylaşıldılar..

Devamı..

Çiçek’in Arzusu

Begüm Güven

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024