Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

17 Eylül 2019

Edebiyat

Bilim Kurguda Mit ve Arketip

Ursula K. Le Guin

Paylaş

7

1


Sanatın yolu ne duygulardan kopup saf anlamın boşluğunda yüzmektir, ne de zihnin gözünü köreltip akıldışı, ahlakdışı bir anlamsızlığa dalmaktır. Sanatın yolu, bu ikisi arasındaki ince, zor, hayati bağlantıları açık tutmaktır.

“Bilimkurgu modern dünyanın mitolojisidir.” Bu iyi bir slogan, bilim kurgu konusunda cahil olan, bilim kurguya istihkarla bakan insanlara karşı faydalı, çünkü onları durup düşünmeye zorluyor. Ama bütün sloganlar gibi gerçeğin yarısı, gerçeğin tümüymüş gibi kullanılırsa her türden kafa karışıklığına neden olabilir. “

“Mitoloji” gibi karmaşık bir kelimeyi dikkatli kullanmak gerek. Mit nedir?

“Mit, henüz akılcı bir biçimde anlaşılamayan olguları akılcı terimlerle açıklama girişimidir.” Yirminci yüzyılın ilk yarısında hâkim olan ve bugün de birçok kişi tarafından kabul gören indirgemeci, bilimci zihniyetin tanımı budur. Bu tanıma göre Apollo “yalnızca” ilkel zihinlerin güneşin doğasını ve davranışlarını açıklama ve sistemleştirme yolundaki yetersiz bir çabasıdır. Güneşin dünyadan çok büyük bir ateş topu olduğu bir kere akıl yoluyla anlaşılınca ve davranışları bilimsel yasalar sistemiyle tarif edilince eski mitolojik açıklamalar boş alıyor. Ateşten atlar ve altın araba yok oluyor, tanrı tahtından indiriliyor, maceraları da çocuklar için şirin bir masaldan ibaret kalıyor yalnızca. Bu bakış açısından bilimin ilerlemesi, mitolojinin içeriğinin sürekli olarak kurutulmasıdır. Mitin içeriğinin akılcı ve işlevinin açıklamaya yönelik olduğu kabul edilirse bu tanım uygundur. Ne var ki akılcı ve açıklamaya yönelik olmak, mitin işlevlerinden yalnızca biridir. Mitin yerini soyut ya da nicel bilişin alabileceğini iddia etmek, insanın potansiyel ya da ideal olarak saf bir akıl yaratığı, vücutsuz Zihin olduğunu söylemektir. Zamanın akışı içinde yüzen küçük saf akıl kabarcıkları olsak bu hoş bir şey olabilirdi, ama durum öyle değil. Biz rasyonel varlıklarız ama aynı zamanda duyuları ve iştahları olan, duygusal, etik varlıklarız. Gereksinimler bizi harekete geçiriyor ve aklın tek başına sağlayamayacağı tatminler peşinde koşuyoruz. Bu diğer varlık tarzları işe yaramadığı zaman, akıl geçerlidir. Akıl işe yaramadığı zaman ise diğer tarzlardan biri işi devralır. Mit, mitolojik içgörü bu tarzlardan biridir. 

Bilimkurgunun oldukça entelektüel bir sanat biçimi olmasına, mitolojinin de entelektüel olmayan bir kavrayış biçimi olmasına rağmen bilim kurgu modern dünyanın mitolojisidir ya da mitolojilerinden biridir. Çünkü bilim kurgu, bilim ve teknoloji tarafından şekillendirilmiş ve değiştirilmiş olan dünyamızı kavramak için mit-yapıcı özelliğini kullanır. Özgünlüğü ise bu özelliği yeni malzeme üzerinde kullanmasındadır. 

Dikkat edilmesi gereken bir başka tuzak var: Bir hikâyede mit malzemesinin var olması ille de mit-yapıcı özelliğin kullanılmakta olduğunu göstermez. Bir bilim kurgu hikâyesi ele alalım: Olay örgüsü eski bir mis üzerine kurulmuş, karakterleri efsanevi kahramanlar ve tanrılar üzerine biçimlendirilmiş olsun. Şimdi bu bir mit midir? Şart değil, hatta muhtemelen de değildir. Burada mit-yapıcı özellikten değil yalnızca hırsızlıktan söz edebiliriz.

Hırsızlık, sağlıklı edebiyatın ayrılmaz bir parçasıdır. Eski bir kitaptan bir olay örgüsü çalmak, bir yenisini uydurmaktan daha kolaydır. Dünya efsane hazinesinde bir sürü güzel ve güçlü öykü olduğuna ve öykülerin nesilden nesle yeniden anlatılmaları gerektiğine göre niye çalınmasın? Çalmayı mahkûm etmeye kesinlikle niyetli değilim. İlk romanımın bazı parçaları toptan Nordik mitolojiden yürütmedir. Benim versiyonum bu mitolojinin küçük bir parçası bile değil, ama Asgard tanrılarına zarar verdiğimi sanmıyorum, onlar da benim kitabıma epey iyilik ettiler. Bu türden bir arakçılık her zaman yapılır ve buradan bir sürü güzel sanat ürünü çıkar, ancak gerçekten özgün yaratılar ve kavrayışlar çıkmaz.

Daha tahripkâr olan, kendini tahrip eden utangaç bir hırsızlık türü daha var. Birçok okuldaki İngilizce derslerinde “mit” ve “simge” sözcüklerine müthiş bir önem atfediliyor. Bu ne anlama geliyor? Neyi simgeliyor? Altında yatan mit nedir? Çocuklar bu derslerden çayır sıçanlarıyla dolmuş kafalarla çıkıyorlar. Sonra da oturup “Melville de böyle yazardı” inancıyla bir sürü boş şişinme yazıyorlar.

Sanatın eleştirmenler için değil başka insanlar için yapıldığını fark etmeye başladıklarında bile bu çocukların bir kısmında aşırı entelektüelleştirici bir eğilim kalıyor. Hâlâ simgenin bilinen bir şeyin işareti değil, bilinmeyen ve simgeden başka bir yolla ifade edilemeyen bir şeyin göstergesi olduğunu fark etmiyorlar. Simgeyi alegori ile karıştırıyorlar. Mitolojiyi kabaca kullanıyorlar, rasyonalize ediyorlar, ona aşağılayıcı bir hoşgörü gösteriyorlar. Mitolojiden olay örgüleri ve karakterler alıyorlar ama edebi hırsızlığın sağlıklı sinsiliğiyle değil, havalı, gösterişçi bir yolla. Mitin bu tür kullanılışı özgün miti basitleştirip önemsizleştirerek ona zarar verdiği gibi, öykünün kendisine de hiçbir yarar sağlamaz. Kökeninin sığlığını ele veren ise ya süslü bir kelime hazinesi ve gösterişli, bilmecemsi bir üslup ya da anlatım tonundaki şakacı, geveze huzursuzluktur. Bakın buraya köylüler, bakın nasıl da Olimpos doruklarında Afrodit’le oynaşıyorum! Bakın nasıl da simgeleri havaya atıp tutuyorum! Biz bilgiçler bu köhne arketiplerle nasıl başa çıkacağımızı biliriz.

Ama sonunda Zeus hepsinin canına okur.

Şu âna kadar sanki yazarların kullanabileceği tüm mitolojiler ölüymüş gibi konuştum, yani yazar ve içinde yaşadığı topluluk, estetik takdir dışında, bunlara belli bir duygu yüküyle inanmıyormuş gibi. Tabii ki işin aslı böyle değil. Afrodit’le oynaşmak kolay. Kim inanır ki zaten eski bir Yunan tanrıçasına? Ama yaşayan mitolojiler de var. Bakire Meryem ya da Devlet gibi. 

Dinin ve iktidarın büyük, canlı mitolojilerinin ötesinde ve altında ise bilim kurgunun girdiği başka bir alan var. Alt-Mit alanı diyeceğim buna: Bundan kastım, dinsel yansıları ve entelektüel ya da estetik değerleri olmayan, ancak gene de son derece canlı ve güçlü oldukları için “stereotip” diye bir kenara bırakılamayacak imgeler, figürler ve motiflerdir.

Süpermen bir Alt-Mit’tir. Bilim kurgunun diğer mitleri şunlar: Tuhaf silahları olan sarışın kılıç ve büyü kahramanları, çılgın ya da kendini tanrı yerine koyan bilgisayarlar, deli bilginler, iyi kalpli diktatörler, cinayeti kimin işlediğini bulan detektifler, galaksi alıp satan kapitalistler, cesur uzay gemisi kaptanları ya da askerleri, kötü dünyadışı yaratıklar, iyi dünyadışı yaratıklar ve bu saydığım kahramanlardan biri tarafından canavarların elinden kurtarılan, nasihat verilen, babacanlık yapılan ya da son yıllarda tecavüz edilen dik göğüslü beyinsiz kadınlar.

Bu yaratıklara mitolojik demek insanın canını yakıyor, çünkü dünya soylu bir dünya, ama yaratıklar çok iğrenç. Ama kitaplarda, dergilerde, resimlerde, filmlerde, reklamlarda ve zihinlerimizde yaşıyorlar. Duygusal, akıl dışı bir “orada olma” özelliği dışında gerçek mitin hiçbir öğesine sahip değillerdir. Bunlara bilerek ve isteyerek teslim olan yazarlar eserlerine bilim kurgu deme hakkını kaybederler, yalnızca alt-mitin sırtından geçinin pop-kültçülerdir onlar.

Gerçek mit binyıllar boyu entelektüel spekülasyon, dinsel coşku, ahlaki sorgulama ve sanatsal yenilenme için tükenmez bir kaynak olabilir. Gerçek giz akıl tarafından yok edilemez. Sahte giz ise yok edilebilir. Baktığınız anda kaybolur. Sarışın kahramana bakın, bir çayır sıçanına dönüşür. Apollo’ya bakın, o da size bakacaktır.

Elli yıl önce şair Rilke bir Apollo heykeline baktığında Apollo onunla konuştu. “Hayatını değiştirmelisin,” dedi ona. Sahici mit bilince yükseldiğinde hep bu mesajı verir: Hayatını değiştirmelisin.

Sanatın yolu ne duygulardan kopup saf anlamın boşluğunda yüzmektir, ne de zihnin gözünü köreltip akıldışı, ahlakdışı bir anlamsızlığa dalmaktır. Sanatın yolu, bu ikisi arasındaki ince, zor, hayati bağlantıları açık tutmaktır. İlişkilendirmektir.  Fikri değerle, duyuyu sezgiyle, korteksi serebellumla ilişkilendirmektir. Gerçek mit, işte bu bağlantılardan biridir.

Bir ejderha uyanık bir şekilde kopya edilmiş ya da kitle üretimiyle ortaya çıkmış bir ejderha değil de sanatçının kendi bilinçdışından sürünerek çıkan yaratık müthiş canlıdır. Bizi korkutur, çünkü bizim bir parçamızdır, sanatçı da bizi bunu kabul etmeye zorlar. Varlığın merkezinden hareket eden sanatçı, arketipsel imgeler bulur ve onları bilince salar. Bunu yapan ilk bilim kurgu yazarı Mary Shelley idi. Frankenstein’ın canavarını serbest bıraktı ve bir daha kimse yeniden içeri tıkamadı. Edgar Rice Burroughs da gerçek bir mit figürü olan Tarzan ile aynı şeyi yaptı, ama çok daha güçsüzünü. Çapek de aynı şeyi yaptı, esas olarak isimlendirme yoluyla. Onlara “Robot” adını taktı. O günden beri aramızda gezinip duruyorlar. Tolkien bir yüzük buldu, o zamandan beri kaybetmeye çalışıp durduğumuz bir yüzük…

(Kaynak: Ursula K. Le Guin, Kadınlar Rüyalar Ejderhalar, 2015, Metis)

Hazırlayan: Aslı İdil Kaynar

YORUMLAR

Furkan Y.

Maalesef Le Guin'in mitolojiye çok sığ bir bakışı var. Yerdeniz'in muadillerine oranla arkada kalmasının sebebi de budur. Apollon mitolojideki en kompleks tanrıdır. Hermes hariç tüm tanrılardan daha özgündür. Kökeni ve bir ayağı Anadolu'dadır. Yunanların uygarlaştırıcı kahramanıdır. Yunanların içselleştirdiği bir yabancıdır. Çeryota binen Apollon değil Helios'tur. Apollon Helios'un yerine geçmiştir. Helios, Güneş'in kendisiyken, güneş Apollon'un yalnızca atribüsüdür. Onlarca simgesinden yalnızca biridir. Apollon korkunç biridir. Truva Savaşı'nda Hektor'un cesedi çürümesin diye aylarca güneşi gizlemiştir. Dünyanın dengesi bozulunca tanrılar araya girmişlerdir. Satir Marsyas'la müzik yarışması yaparak berabere kalmış, ardından hileli bir şekilde ikinci roundu ayarlamış ve Marsyas'ı yenmiştir. Marsyas'ın cezası ise derisinin yüzülmesi olmuştur. Daphne'ye tecavüz etmeye çalışmıştır. Bunlar en ünlüleridir. Peki Apollon'un uygarlaştırıcı kimliğiyle bu mitosların alakası nerede? Şöyle ki Marsyas bir satirdir. Kitonyen bir varlıktır. Arkaik dönemde tapınılan, neolitik devrimle yeninde kurulan düzene uymayan magna mater kültleriyle ilişkilidir. Doğanın bir temsilidir. Apollon ise onun derisini yüzerek Menderes Nehri'ne (ya da Sakarya Irmağı) çevirir. Deri yüzmek, kitonyen canavarın şekil değiştirmesidir. Yani ehlileştirilmesi, domestike edilmesidir. Nehre çevrilmesi ise artık Apollon'un temsil ettiği insanların kanallar açarak, setler yaparak ve taşkınları hesaplayarak hidrolik imparatorlar kurarak uygarlaşmalarıdır. Apollon Marsyas'ı müzik aleti çalarak yenmiştir fakat burada bir hile vardır; insan doğaya kültürüyle üstün gelmiştir. Fakat bunu bedeniyle değil aklıyla yani hileyle yapmıştır. Alet yapmak ve kullanmak hilelerin en büyüğü değil midir? Simyanın asırlardır süregelen amacı da bu değil midir? Apollon bu yüzden uygarlaştırıcı bir tanrıdır. Uygarlaşmanın kendisi, ona atfedilen tüm mitoslarda görülür. Kaldı ki Antik Yunan'ın tüm karakteristiği de bu tanrıda gizlidir. Örneğin Apollon okçudur. Yay ve ok avcı toplayıcılardan beri bir mesafelere hükmetmeyi simgeler. Akdeniz'in ve Karadeniz'in her yanında koloniler kurmuş bir uygarlığın, kendilerini temsil ettiklerini düşündükleri tanrıya okçuluğu yakıştırmaları bunlardır. Apollon aynı zamanda ilham verir; Hermes, ondan gizlice aldığı ilhamla ilk kitharayı icat etmiştir. İnsanlara icatları, sanatı, bilimi ve keşifleri getiren de Apollon ve onun himayesindeki perilerdir. Evet belki Apollon'a gerçekten inananlar güneşin devasa bir ateş topu olduğunun farkında değillerdi fakat bu insanlar dünyanın yuvarlak olabileceğini söylediler. Dünyanın dönmekte olduğunu bu insanlar keşfetti ve içlerinden birisi ekvator uzunluğunu çok küçük bir hata payıyla hesapladı. Tüm bunlar olurken Apollon neredeyse etten ve kemiktenmişçesine canlı bir şekilde insanlar arasında yürümekteydi. Le Guin bu yüzeysel bakışta yalnız değil, tüm Amerikalılar aynı sahilde beraberler. Onlar okyanusu gereksiz görerek böyle cüretkar yorumları edebi olarak yazabiliyorlar. Le Guin'i diğerlerinden ayıran en önemli etkense muhtemelen babasının 20. yüzyılın başlarında bir antropolog olması. Her şeyi fenni ilimlerle açıklanabileceği, her şeyin rasyonel bir zemine oturması gerektiği düşüncesi Amerika'yı parlatan kolaycı ve pragmatist bir düşünceydi.

4 Eylül 2022

Öne Çıkanlar

Okuyanı Yazar Yapan 5 RomanErdinç Akkoyunlu
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

2 Nisan 2026

Yabancı Hisse Senedi Alımı İçin En İyi..

Apple, Tesla, NVIDIA veya Microsoft gibi küresel devlerin büyüme hikayesine ortak olmak günümüzde her zamankinden daha kolay. Ancak yatırım yolculuğunuzda kârınızı maksimize etmenin en önemli adımı, doğru aracı kurumu seçmekti..

Devamı..

Yarayı Taşımak, Haritasını Çıkarmak: Y..

Feride Şenol

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024