Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

27 Şubat 2024

Söyleşi

Rıdvan Hatun: "En belirleyici olanı hayatın kendisi, bazı insanlarla kesişen yollar, izlediklerim, okuduklarım, yaşadıklarım."

Semih Gümüş

Paylaş

8

0


Kendi adıma öykünün özünde ne anlatmaya çalıştığıma verdiğim önemle, nasıl anlatacağıma verdiğim önem doğru orantılı diyebilirim.

Rıdvan Hatun'un ilk öykü kitabı Billur Örüntüler bir okur çevresinde hemen ilgi çekti. Anlatılan hikâyelerin sık rastladıklarımızdan farklı oluşu da ilgi çekiyor elbette ama sanırım farklı bir dil ve biçim arayışı kendini daha çok belli ediyor. İyi bir yazarın kitabıyla ve edebiyatla ilgili yanıtlarını merak ettik.

Semih Gümüş: İlk kitap duygusunu sormak istiyorum. Biraz bilinen bir soru gibi oldu ama seni tanıdığım için özellikle öğrenmek istedim.

Rıdvan Hatun: Genel olarak çok mutluyum. Kendimi şanslı sayıyorum, şaşırıyorum. Bazen de geriliyorum. Her şey yeni. Kitap üzerine yazılan incelemeleri, yorumları dikkatle okuyorum. Kitabın görünür olmasını sağladılar, tam tersi de kolaylıkla gerçekleşebilirdi. Herkese içten teşekkür ettim. Yine de sevincimi dile getirirken mesafeli olmaya çalışıyorum. Bu aslında kitapla arama koymaya çalıştığım mesafe. Ne olursa olsun yapılan yorumlar, değerlendirmeler benimle ilgili değil, artık kitapla okuru arasında. Ben araya girer toyluk yaparım, o paylaşımın –varsa– parıltısını kaçırırım diye çok çekiniyorum. Kısacası hem büyük sevinç hem yanlış yapma, kötü izlenim bırakma korkusu. Başka duygular sayabilirim ama şu sıralar ilk kitabın bende yarattığı en yoğun duygular bunlar.

rıdvan hatun billur örüntüler

SG: Öykü ne anlatır: Önünde sonunda insanı, insanlar arasındaki ilişkileri. Şu ya da bu insanı anlatmaktan çok, bu hayatta insan ilişkilerinde seni öykü fikirleri bakımından en çok ne ilgilendiriyor?

RH: Şimdiye kadar yazdıklarıma bakınca büyüme anlarıyla yabancılaşmalara yoğunlaştığımı görüyorum. Büyüme anlarından kastım oluşum romanlarının yaptığının daraltılmışı. Bazı anlar kalıcı, bizi değiştiriyor. Büyük travmalar dışında, çoğunlukla önemi sonradan anlaşılan anlar. Bazen öykünün bütün bileşenlerinin bu küçük büyüme, yabancılaşma anlarını görünür kılmak için bir araya geldiğini düşünüyorum. Öğrendiklerimizin bizleri nasıl şekillendirdiği kişiliklerimiz üzerinde belirleyici oluyor. Aynı durum karşısında takınılan farklı tutumlar yabancılaştığımız anları doğuruyor.

rıdvan hatun billur örüntülerSG: Evet, düşündüren, bazen etkileyen hikâyeler anlatıyorsun. Ama senin öykülerini okuduğum zaman beni dil ve biçim arayışlarındaki yaratıcı arayışlar daha çok ilgilendiriyor. Yani ben senin öykülerini okuduğum zaman ne anlatmış demiyorum da, nasıl anlatmış diye düşünüyorum…

RH: Alıntı yardımıyla cevaplayayım. Aslında sohbet esnasında kimin ne dediği aklıma gelmez, şu an elimin altında duran kitabın konforunu kullanıyorum. Borges Alef’in ilk öyküsü "Ölümsüz"e Francis Bacon’un Denemeler’inde geçen şu epigrafla başlıyor:

Süleyman, “Yeryüzünde yeni bir şey yoktur.” diye buyurur. Böylece nasıl Platon, “bütün bilginin yalnızca ansıma” olduğunu kurmuşsa; Süleyman da “Bütün yenilik, yalnızca unutuştur.” yargısını verir.

Bu alıntıyla paralel yeryüzünde yazılmayan bir şey kalmadığı çıkarımını yapan birçok yazar var. Yenilik sandıklarımız unutuşlardan ibaret. Günümüzde gerçek bir unutuştan söz etmek mümkün mü, o da kesin değil. Hikâyeler eskiye oranla hem daha çok yerde saklanıyor hem de farklı versiyonlarla daha sık dolaşıma giriyor. Yazı özelinde, nasıl anlatılacağı üzerinde durulmadığında okuduklarımızdan genellikle daha çabuk sıkılıyoruz. Genellikle diyorum, çünkü geleneksel yapıya sahip her çağdaş kurgu eser aynıdır diyemem tabii ki. Sevdiğimiz kitapları, öyküleri nasıl sıkılmadan tekrar tekrar okuyorsak. Bilinen anlatıları, durumları, klasik olay örgüsüyle ele alan çok iyi çağdaş metinler de çıkıyor.

Kabaca, “Ne anlatsam” sorusunun cevabı tek sözcükle veya kısa bir cümleyle cevaplanacak bir duygu, olay, olgu olabilir. Öyküde işlenen özün cevabıyla, bu soruya verilen yanıtın aynı olduğuna inanıyorum.

“Nasıl anlatsam” karakterlere, anlatıcı kullanımına, atmosfere, zamanlara, dile, diyaloglara, ritme kısacası öykünün her bileşenine dair düşünmeye sevk ediyor, ortaya çıkacak bütüne dair cevaplanması gereken birçok soru doğuruyor.

Kendi adıma öykünün özünde ne anlatmaya çalıştığıma verdiğim önemle, nasıl anlatacağıma verdiğim önem doğru orantılı diyebilirim. Anlatılmak istenen şeye verilen değer, biraz da nasıl anlatılacağı üzerine harcanan emekle ilgili. Hakkını ne kadar verdiğim tartışılır, gözümden kaçan yerler vardır mutlaka ya da görüşlerim ileride değişir ama bugün aradığım dengeyi böyle ifade ediyorum.

rıdvan hatun billur örüntülerSG: Öykülerinde farklı anlatıcılar kullanıyorsun. Hikâyeye göre tümü de olabiliyor. Anlatıcı seçimi öyküde ne kadar önemli ve neye göre seçilir?

RH: Anlatıcı, öyküyü okurken duyduğumuz iç ses. Bu ses her öykünün doğasına göre ne kadar çeşitlenirse anlatıcıyı da o kadar özgün kılmış, özgürleştirmiş oluruz bence. Öyküler, karakterler değişse bile duyulan sesin aynı kaldığı, yazarın sesinin duyulduğu öykülerin içine girmekte zorlanıyorum. Çeşitlilikten kastım, birden fazla anlatıcı kullanayım özgün olsun, değil. Bu seçimlerin mantığı, anlamı olmasını önemsiyorum.

Kitaba adını veren ilk öyküde ikili anlatıcı kullandım. Bu öyküdeki anlatıcı kullanımı karakterin ruh halinin yansımasıydı. Dışarıdan görülmediğine inanan biri, kendisini görme ihtiyacı duyuyor. İkinci tekil şahısla kendisine seslendiği yerler böyle çıktı ortaya. Gündelik hayatın, eylemin fısıldandığı, karakteri anda, dengede tutan bir iç ses. O an ne yaptığını, somut olarak yaşananı fısıldıyor.

Birinci tekil şahıs ile yazılan yerleri ise başta zihin akışı gibi düşündüm. Öykü ilerledikçe bu kısımların bendeki tezahürü değişti, cümleler daha sistemli hale geldi. İki anlatıcı yer yer etkileşime girdi. Karakterin şair olmasıyla ilgilidir belki. Birinci tekil şahıs ile yazılmış, noktalama işaretlerinin olmadığı yerlere ayrıca çalıştım. Karakter zaten şiir yazmaya çalışıyor. Bu kısımları ayrı bütünlükte, düzyazı şiir gibi ele almak mantıklı geldi. Tabii ki ortaya çıkan ne kadar şiirdir tartışılır. Ama şiirin oluşum anını, şairin hayatındaki kaynağıyla iç içe görme fikri bana enteresan geldi. Nihayetinde ikili anlatıcının olduğu öykü böyle gelişti.

Kendi deneyimimden yola çıkarak söyleyecek olursam her öykü kendi anlatıcısını belirliyor derim.

SG: Öykünün en önemli öğesi sence ne?

RH: Hepsi aynı öneme sahip diye düşünüyorum. Ele alınan öyküye göre bir öğe öbüründen daha çok parlamış olabilir, bu öykülerden biri iyi diyaloğun öbürü iyi kurgunun güzel örneklerini temsil edebilir, ama bence iyi metinler için belirleyici olan ortaya çıkan bütün, bu bütünün bize ne hissettirdiği. Bunu sağlayan da öğelerin birbiriyle olan ilişkisi, toplamı.

SG: Peki öykü fikirlerini nerelerden buluyorsun?

RH: Her zaman tek bir kaynağı olmuyor. O kaynağın izinin silindiği, yazım sürecinin uzadığı, ilk fikrin nereden geldiğini unuttuğum öyküler de oldu. Bu sorulara verilen cevaplara baktığım zaman hemen herkesin kaynağıyla benimki aynıdır diyebilirim. En belirleyici olanı hayatın kendisi, bazı insanlarla kesişen yollar, izlediklerim, okuduklarım, yaşadıklarım.

SG: Bana sen tam bir öykücü gibi geliyorsun? Roman yazmak gibi bir düşüncen de var mı?

RH: İkisine de olabilir demek istiyorum hocam. Türleri birbirinden ayıran çizgileri ben de biliyorum. Ama kendimce çok iyi bulduğum eserlere bakınca bu sınırlar ortadan kalkıyor gibi hissediyorum. Sonuçta yine elde kalan duygular, düşündürdükleri, hissettirdikleri oluyor. Sevdiğim kitapları öykü, roman, çocuk kitabı, şiir diye özellikle ayırıp öyle değerlendirmekte zorlanıyorum. Sizin söylediğinizden yola çıkarak, tabii devam etme şansım da olursa bir gün uzun metinler yazmayı da deneyen bir öykücü olurum belki.

SG: En çok sevdiğin, kendilerinden etkilendiğin yazarlar kimler?

RH: Aklıma gelenleri yazayım, mutlaka eksikler olacaktır. Kazuo Ishiguro, Thomas Bernhard, Borges, Franz Kafka, William Faulkner, Virginia Woolf, Bilge Karasu, Ralf Rothman, Yusuf atılgan, Ursula K. Le Guin. Bu yazarların beni hem okur olarak çok etkileyen hem de yazdıklarıma farklı bakış açılarıyla yaklaşmamı sağlayan eserleri var.

SG: Okunmazsa olmaz beş kitap adı verir misin?

RH: Bu tarz sorularda çok zorlanıyorum, hemen başkalarının okunmazsa olmaz dediği ama benim okumadığım kitaplar geliyor aklıma. Sizin de izniniz olursa bu soruya son yıllarda okuduğum beni etkileyen beş kitapla cevap vereyim.

Güneşteki Adamlar Gassan Kanafani, Yukarıda Ses Yok Gerbrand Baker, Annelerin Kutsal Pazarı Graham Swift, Şeylerin Ağırlığı Marianne Fritz, Zaven Biberyan Karıncaların Günbatımı.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Tolstoy mu, Dostoyevski mi?Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Erdinç Akkoyunlu

4 Şubat 2025

Montaigne'den Zweig'e ve Sait Faik'e y..

Sait Faik Abasıyanık'ın ölümünün 70'inci yılında yasalar gereğince kitapları üzerindeki telif hakları kaldırıldı. Birçok yayınevi Sait Faik kitaplarını okurlarıyla buluşturdu. Darüşşafaka'ya kitap gelirlerini bağışlama sözünü de verdiler. Peki Sai..

Devamı..

Hemingway’i Gazetecilikten Uzaklaştıra..

Emily Zarevich

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024