Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

14 Ağustos 2024

Kitap

Bilinç ve Benlik Üzerine Bir Roman: Samsara

Utku Keskin

Paylaş

0

0


Nietzsche, Ahlakın Soykütüğü Üstüne adlı kitabının ilk paragrafında, çalan öğle çanının sesiyle kapıldığı düşüncelerden sıyrılıp ayılan bir adamın sorularıyla başlatır benlik arayışını:

“Neydi bu deneyimlediğim? Kimim ben?”

Böylece adam zihninden akıp giden gerçeklik deneyiminin izini sürerek tekrar tekrar sayar saatin vuruşlarını, ama gel gör ki yanlış sayar.

h2o kitap tarafında yayımlanan Hüseyin Saylan da ikinci romanı Samsara’da benzeri bir estetik boşluk hissinin, bir varlık arayışıyla benliğin sürekli ötelenmesinin şarkısını dinletiyor okura. İncelikli bir kurguyla dokunmuş olan metin hem insan bilincinde yaşanan mahşeri anlatmasıyla ta David Hume’dan bu yana bir türlü varlığının bireyselliğini dile getiremeyen insanlığın belgelenemeyen tarihine ortak oluyor, hem de şaşırtıcı tarihsel ve bilimsel öğeleri ile 16. yüzyıldaki rasathanelerden 21. yüzyıldaki Cern laboratuvarlarına sürüklüyor meraklı okuyucusunu. Zindan Adası, Christopher Nolan’ın Akıl Defteri ve Başlangıç filmleri, Nietzsche felsefesi, Hamlet ve MS 2150 kitabına yaptığı göndermelerle oldukça ilgi çekici bir okuma vadeden Samsara, tasvir ve ruh çözümlemesinden ziyade diyalog ağırlıklı ilerleyen bölümleriyle yer yer bir tiyatro hatta bir sinema filmi imgesi oluşturuyor.

Gerek yazarın Perec, David Foster Wallace gibi diğer ham Vizigotlar’ın izinden giderek deneysel bir yazın yaratma çabası, gerekse felsefe, estetik, fizik, astronomi ve tarih gibi farklı disiplinlerden öğeleri ustaca birleştirmesi, Samsara’yı yakın tarihli deneysel metinlerin okunması gerekenleri arasına sokuyor. Okur her bir ayrıntının arkasında keşfedilmeyi bekleyen bir bağlantı ötekinin/yazarın zihnine ulaşan bir patika bulabilir, romanın karakterlerinden birisi olabilir, hatta yazarın kendisinin yerine bile geçebilir. Zira bu noktada romanın sonu, bir bengi dönüşle zarif bir çember çizerek okurun arzularına kalıyor. Sahne tekrar kuruluyor, oyun tekrar başlıyor. Kum saati tekrar tekrar dönerek, her seferinde saymaya çalıştığımız çan vuruşları gibi, düşen her kumla, insanlık durumunun her anında benlik/varlık, boşluk/bilinç sorularının cevaplarını sil baştan aramaya koyulacağımızı müjdeliyor.

Yazar romanın ilk giriş bölümünde oldukça iddialı bir söylemde bulunarak ayrıntıları merak etmeyen okurların ikinci bölümü hiç okumayarak üçüncü bölüme geçmelerini, meraklı ve dirayetli okurların ise biraz emek gerektiren bir yol izlemelerini, ilk iki bölümü okuduktan sonra birinci bölümü bir kez daha hızlıca okumalarını ve sonrasında da üçüncü bölüme geçmelerini tavsiye ediyor. Cortazar’ın Sek Sek romanını anımsatan bu kurgusal yapının işlevi ilk bakışta yazarın tarihsel olaylar ve bilimsel gelişmeler ile okuyucuyu çok fazla yormak istememesi gibi görünüyor. Lakin yazarın okunmadan geçilebileceğini söylediği ikinci bölüm belki de hem edebi yaratıcılık, hem de metinler-arası göndermeler açısından romanın en dikkat çekici kısmını oluşturmakta ve yazarın ilk romanı Mahşer-i Cümbüş ile aynı amaca hizmet etmekte: Dirayetli okurları Celal Salik’ten Oğuz Atay’a, İsmaili risalelerinden paralel evren ve bilinç transferine uzanan teatral ve sürrealist bir romansal düzleme dâhil edebilme çabası…

Bu umarsız çaba yazar Hüseyin Saylan’ı yarattığı karakterler ile birlikte çöllerin yanı başına karargâh kurmuş, un ufak edilmiş fikirlere sahip, Manganelli’nin ham Vizigotlar’ı arasına sokmakta. Bütün ham Vizigotlar gibi Saylan’ın karakterleri de kuyumcu işliklerinde sert madenlerini dövüyorlar. Orada soyut ve keyfi belirtiler, üçgenler, dörtgenler algılamaktan sevinç duyuyorlar; sert fildişinden satranç taşları oyuyorlar, sonsuz, yararsız, kaçınılmaz maçlarını oynamak için...

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

(Kadın) YazarJ. C. Oates
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Benjamin Smith

6 Ağustos 2025

Trajik Gerçekçilik ve Meksika Narko-Ed..

Meksikalı yazarlar polisiyenin gerçekçi geleneğiyle dalga geçseler de mesele devlet olduğunda çok daha gerçekçi, hatta acımasız bir portre çizerler. Polisiye artık gerçekten küresel bir edebiyat türü. Reykjavik, Oslo ya da Barselona’yı kendin..

Devamı..

Gerçek Ne Kadar Gerçek

E. O. Ekşioğlu

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024