Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

1 Temmuz 2023

Kültür Sanat

Bireysel Aktivizme Dayalı Bir Edebiyat Kolektif Yaşamı Güçlendirebilir mi?

Fulya Kılınçarslan

Paylaş

3

1


Türkiye son yirmi yılda sosyal değişimi tetikleme açısından en zayıf edebiyatı üretti.

Hal Foster’a göre düzen ötekini konumlandırmak vasıtasıyla yeniden üretilir. Barthes’ın deyimiyle “ötekini katıksız bir nesneye, seyir malzemesine, soytarıya” çeviren dışlayıcı stereotipler zamanla içselleşir, toplumsal bir gruba özgü içerik ya da anlamlar başka bir toplumsal grubun kültürel form ya da stiline dönüşür.

Foster’ın kültürel temellük olarak adlandırdığı bu durumu bizler oldukça yakından deneyimledik, deneyimliyoruz. Hatta sadece edebiyatı düşündüğümüzde “temellük” kelimesinin yetersiz kaldığını, egemen ideolojinin kodlarının kurgusal içeriklerimizi adeta ele geçirdiğini söyleyebiliriz. En basitinden edebiyatımızdaki güçlü, dik duran kadın imgesi yok olurken onun yerini dayak yiyen, şiddete maruz kalan kadınlar aldı. Bu elbette bir başkaldırı anlatısına dönüşebilir ve kendisinden beklenen hareketi yaratabilirdi, ancak otosansürün etkisiyle siyasal iktidar kurmaca dışında bırakıldı ve bütün sorumluluk topluma atfedildi. Cezalandırılabilir bir siyasal iktidar yerine ahlak yoksunu bir toplumun ön plana çıkarılmasıysa başkaldırı olarak nitelenebilecek bir anlatı türünü cılız bir mağduriyet gevelemesine dönüştürdü. Nihayetinde hepimiz biliriz ki toplumları cezalandırma yetkisi ancak tanrıya mahsustur ve yaşadıklarından ders almayan toplumlar başlarına gelen felaketlerle sınanır – işte bu tam olarak siyasal iktidarın diliydi. Bir yandan iktidarın sebep olduğu meseleleri ele almaya çalışırken öte yandan iktidarı denklem dışında bırakan edebiyat  hiç fark etmeden o dilin sözcüsü haline geldi.

Sonuç itibariyle Türkiye son yirmi yılda sosyal değişimi tetikleme açısından en zayıf edebiyatı üretti. En büyük hatasıysa egemen ideoloji tarafından yaratılan “mağduriyet” mesajını bozmak yerine pekiştirmesi, siyasal iktidarın kurumlar vasıtasıyla meşru kılmaya çalıştığı sapkın davranış formlarını toplumsal norm düzeyine indirgeyerek bunları yeniden kurgulamasıydı. Aslında başlı başına suç teşkil eden bu sapkın davranışlar kim bilir kaç öyküde karşımıza gündelik yaşama eklemlenmiş toplumsal sorunlar olarak çıktı. Kim bilir kaç yazar bunları hikâyeleştirmenin sosyal bir misyon olduğunu, hatta siyasal açıdan muhalif bir duruşu temsil ettiğini düşündü. Oysa, Sanat, diyor Ranciere, toplumsal ve siyasi meselelerle ilgili mesajlar ve duygular ileterek siyasi olmaz. Toplumsal yapıları, çatışmaları ya da kimlikleri yansıtma biçimiyle de siyasi olmaz. Tam da bu işlevlere aldığı mesafe yoluyla siyasi olur. Sadece eserleri ya da anıtları değil, belirli bir mekân-zaman algısını şekillendirdiği ölçüde siyasi olur. İşte Türkiye’de edebiyat tam olarak bu noktada etkinlik gösteremedi, çünkü toplumsal algıyı şekillendirmek şöyle dursun, kamusal alanda giderek daha etkin hale gelen davranış formlarını sürekli yeniden üreterek kendi söz mücadelesinin, sahte aktivizminin sarhoşluğuna kapıldı.

“Örgütlenmek istediğimizden eminiz ama nasıl yapacağımızı bilmiyor ya da başarılı olabileceğimizi düşünmüyoruz.”

Bu sözler İngiliz siyaset kuramcısı Alasdair Cochrane’in kendisini aktivist olarak tanımlayan öğrencilerinden birine ait. Cochrane’in yanıtıysa oldukça açık: Çünkü aktivizm örgütlenmek değildir. Yalnızca ortak bir sorun ya da ortak bir düşman etrafında toplanan ama ortak bir amacı paylaşmayan insanlar kalıcı bir değişim yaratamaz. O yüzden aktivizm değişiklik yaratma potansiyeli olmayan eylemlerin tekrarlandığı, kısır ve donuk bir rutinden ibarettir.

Tıpkı Türkiye’deki edebiyatın son yirmi yıldır, bazı istisnalar haricinde, kısır ve donuk bir rutinden ibaret olduğu gibi. Zira örgütlenmek yerine sosyal medya aktivizmini yeğlemek, otosansüre yenilip gerçek sorumluları işaret etmektense mağduriyet söylemini pekiştiren kurgularla yetinmek, Adorno’nun da belirttiği gibi, burjuvaca bir düşünce olan “bir şey yapılamaz” anlayışının pratik bir sonucundan başka bir şey değildir.

YORUMLAR

DİLEK KARAASLAN

Belki de sosyal medyanın yaratılma sürecinin temel motivasyonu buydu. Sanal bir ortam üzerinde ki, -artık o bile kısıtlı ve denetleniyor- insanların sokaklara dökülmeden, resmi otoriteyi rahatsız etmeden tepki verdikleri yanılsamasını yaratmak.

2 Temmuz 2023

Öne Çıkanlar

Cem Akaş: "Yazarın yaptığı şey neden ö..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

E. O. Ekşioğlu

17 Ağustos 2025

“İkinci El Atomlarınız Değerinde Alını..

Dört milyar yıllık biyolojik yaşam göz önüne alındığında, vücudunuzda sadece benden ve Dünya'daki diğer herkesten değil, aynı zamanda milyonlarca yıl önce yaşamış dinozorlardan bile miras kalan atomlar var. Evet, yanlış duymadınız; yaşamınız boyunca kullandığ..

Devamı..

Studio Ghibli’nin Animasyonlarını Niçi..

Zoe Crombie

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024