Bireyselliğin, Yaratıcılığın ve Aşkın Kaynağı Olarak Kendiliğindenlik
18 Temmuz 2018 Hayat İnsan

Bireyselliğin, Yaratıcılığın ve Aşkın Kaynağı Olarak Kendiliğindenlik


Twitter'da Paylaş
0

“İnsan kendinin farkına yalnızca düşünerek değil, aynı zamanda bütün kişiliğinin farkına vararak, duygusal ve entelektüel potansiyelini etkin bir şekilde ifade ederek varabilir. Bu potansiyeller herkeste vardır, ancak yalnızca ifade edildikleri kadar gerçek olurlar.”

Yalnızlığın beraberinde getirdiği dehşet hissi ancak kendiliğindenlikle aşılabilir, çünkü kişinin anlık farkındalığı onu dünyayla, insanla, doğayla ve kendisiyle yeniden birleştirecektir.

Yaşamın kaosunu çeşitli kontrol mekanizmalarıyla (alışkanlık, rutin, biçim, disiplin) denetleyerek hayatı yaşanabilir hale getirmeye alışmış olanlarımızda, vitesimizin gücü altında hayatı yalnızca yaşanabilir değil, yaşamaya değer kılan coşkun bir güzellik ve canlılık gibi bazı temel şeylerin kaybolduğu hissi bitmek bilmeyen bir korku uyandırır. Bu boşluğu doldurmanın en kolay yolu, kontrolün tam tersi olan kendiliğindenlikten geçer. Antik Doğu felsefesi, “anlık eylem” olarak çevrilebilecek olan wu wei konsepti sayesinde kendiliğindenliği aydınlanmış hayatın merkezi olarak görürdü. On dokuzuncu yüzyıl transandantalistleri ise bunu, kısıtlayıcı kontrol dürtüsünün bir panzehiri olarak görürdü. Emerson, “insanlar oturmuş bir hayat yaşamak ister ancak yalnızca oturmamışlıkları kadar ümitleri olabilir” demişti.  

Kendiliğindenlik ile yaşadığım mücadele sırasında (hissedeceğim neşeye duyduğum hasret, kaybedeceğim kontrolün uyandırdığı korku), Alman hümanist filozof ve psikolog Erich Fromm’un (23 Mart 1900-18 Mart 1980) manevi yalnızlık ile nasıl başa çıkılabileceğini sorgulayan, 1941 tarihli ilk başlıca eseri Özgürlükten Kaçış’ta ele aldığı bazı son derece derin ve yüreklendirici kısımlar geldi aklıma.

Erich Fromm hayat insan psikoloji

Anlık yaşayan –ya da yaşamış olan– insanlar tanıyoruz; düşünceleri, hisleri ve davranışları bir robotun değil, kendilerinin ifadesi olan insanlar. Bu insanları genellikle sanatçı olarak tanıyoruz.

Fromm’un dediğine göre, kendiliğindenlik kapasitesi ve istekliliği, hayatımızı “negatif özgürlük” olarak adlandırdığı kavramın (olasılıkların zulmünden korkup özgürlüğe doğru koşmak yerine ondan kaçmayı seçmek) yolundan çıkarıp, bunun tam tersi olan “pozitif özgürlüğe” döndürecek olan düğme. Şöyle yazıyor:

“İnsan kendinin farkına yalnızca düşünerek değil, aynı zamanda bütün kişiliğinin farkına vararak, duygusal ve entelektüel potansiyelini etkin bir şekilde ifade ederek varabilir. Bu potansiyeller herkeste vardır, ancak yalnızca ifade edildikleri kadar gerçek olurlar. Bir diğer deyişle pozitif özgürlük, tamamlanmış kişiliğin içinde kendiliğinden gelişen faaliyetlerinden ibarettir.”

Yazıldıktan sonraki yüzyılda uygunluğunu oldukça arttırmış olan bir düşüncede Fromm, kültürümüzün kontrole ve başarı baskısına bu kadar bağlı olması sebebiyle kendiliğindenliğin nadir hale geldiğini gözlemler. Ancak yine de, kendiliğindenliği benimsemeyi başaran sınırlı insanlardan birinde, hayatın en elde etmeye değer şeyinin bir modelini bulabiliriz.

“Kendiliğindenlik kültürümüzde nispeten nadir bir görüngü olsa da, ondan tamamen yoksun değiliz. Anlık yaşayan –ya da yaşamış olan– insanlar tanıyoruz; düşünceleri, hisleri ve davranışları bir robotun değil, kendilerinin ifadesi olan insanlar. Bu insanları genellikle sanatçı olarak tanıyoruz. Hatta sanatçı, kendini anında ifade edebilen bir insan olarak tanımlanabilir. Eğer sanatçının tanımı buysa (ki Balzac onu böyle belirlemişti), o zaman bazı filozoflar ve bilim insanları da sanatçı olarak adlandırılabilir; ama bazıları da tıpkı eski kafalı bir fotoğrafçı ve yaratıcı bir ressam gibi birbirinden farklıdır. Kendisini, bir sanatçının yaptığı gibi nesnel bir alanda ifade edecek becerisi (ya da belki de eğitimi) olmadığı halde anlık yaşayan başka insanlar da var. Ancak sanatçılık kolay incinebilecek bir konumda, çünkü aslında yalnızca başarılı sanatçıların bireyselliğine ya da kendiliğindenliğine saygı duyuluyor. Sanatını satamayanlar, etrafındakiler tarafından kaçık, ya da “nevrotik” olarak tanınıyor. Bu bakımdan sanatçı, tarihin değişik noktalarındaki devrimcilerle benzer bir pozisyonda. Başarılı devrimci devlet adamı oluyor, başarısız devrimci ise suçlu.”

Fromm, kendiliğindenliği yüce bir varoluşçu sanat olarak gördüğümüzü ve kültürel olarak şartlandırılmış tespitlerimizin altında, ilkel bir seviyede kendimizi onun cazibesine kaptırdığımızı söylüyor.

“Bir çocukta, sanatçıda, ya da yaşına veya işine göre gruplandırılamayacak olan başka herhangi bir insanda, kendiliğindenlikten daha çekici veya inandırıcı bir şey yoktur.”

Erich Fromm hayat insan psikoloji

Çoğumuz kendi “spontane” anlarımızı gözlemleyebiliriz, çünkü bunlar genellikle gerçek mutluluk hissetiğimiz anlardır. Bir manzaranın taze ve anlık algısı, uzun uzun düşündükten sonra gerçeğe ulaşmak, basmakalıplaşmamış bir tensel zevk, ya da bir başkası için içimizde uyanan aşk… Bu anlarda hepimiz, kendiliğindenliğin ne olduğunu hisseder ve eğer bu deneyimler böylesine nadir ve işlenmemiş olmasaydı, hayatımızın nasıl olabileceğini fark ederiz.

Fromm, bu anlık aktivitelerin özgürlük paradoksuna bir cevap olduğunu söyler: Hem ona duyduğumuz hasret, hem de bizde uyandırdığı korku, Fromm’un pozitif ve negatif özgürlük zıtlığının bir parçası. Psikologlar kendiliğindenlik ve iradenin arasındaki etkileşimin, zamanın psikolojik algısına ve varlık kapasitemize nasıl aracılık ettiğini çözmeden yıllar önce Fromm, şöyle yazmıştı:

“Aşk, böyle bir kendiliğindenliğin en önemli parçasıdır: Kendini bir başkasının içinde kaybettiren aşk değil, bir başkasını sahiplendiren aşk değil. Etrafındakilerin anlık farkındalığı olan aşk, kişiye kendi özünü kaybettirmeden onu etrafındakilerle birleştiren aşk. Sevginin dinamikliği de bu karşıtlıktan kaynaklanır: yalnızlığı aşmak için ortaya çıkmasından, insanları birleştirmesinden, ve bu sırada bireyselliği yok etmemesinden. Kendiliğindenliğin diğer bir parçası ise iştir: Kompülsif bir şekilde yalnızlıktan kaçmak için kullanılan iş değil, bir yandan ona hükmederken diğer yandan ona tapındığımız ve kendi ellerimizle ürettiğimiz mahsullerin içinde hapsolduğumuz doğayla kurduğumuz ilişki olan iş de değil. Yaratmak olan, ve yaratırken insanı doğayla bir eden iş. Aşk ve iş için geçerli olan her şey, kendiliğindenlik için de geçerli; söz konusu olan tensel zevkler de olsa, politikaya karışmak da olsa. Bunlar insanın bireyselliğini sağlamlaştırırken, onu doğayla birleştirir. Özgürlüğün temel ikilemi (bireyselliğin varoluşu ve yalnızlığın acısı) anlık faaliyetlerde çözülür.”

“Yalnızca yaratıcılığımız aracılığıyla gerçek anlamda bağlandıklarımız bizim olabilir; bu bir insan da olsa cansız bir nesne de olsa. Yalnızca kendiliğindenliğimiz sayesinde hayata gelen özelliklerimiz kişiliğimizi güçlendirir ve onun sağlamlığının temelini oluşturur.”

Özgürlükten Kaçış, hâlâ harikulade bir kitap. Fromm’un insanlık deneyimine dair sıradışı ve zamansız fikirleri için, şu konulardaki bilgeliklerinden örnekler okuyabilirsiniz: Yaşam sanatı, aşk sanatı, optimizm ve pesimizm tembelliğine üstün bir alternatif, dinlemenin ve anlamanın altı kuralı, ve aklı başında bir toplumun anahtarı.

Çeviren: Zeynep Kazmaz

(Brainpickings)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR