Geçerken Basit’in evinden gelen müziği duydum, üst katta biri düzeneği sonuna kadar açmıştı, eski bir Dizzie Gillespie plağı deli gibi dönüyor, sebt gününü Bop ritmiyle dolduruyordu.
“Çök yanıma, birlikte dinleyelim,” dedi Basit.
“Ev sahibin kiracıların merdivenlere oturmasından pek hoşlanmıyormuş diye duydum,” dedim.
“Takma kafanı,” dedi Basit. “Ool-ya-koo,” diye şarkıyı mırıldanıyordu. “Hey Ba-Ba-Re-Bop! Be-Bop! Mop!”
“Bu aptal müzik bana Cab Calloway’in scat zamanlarında söylediklerini hatırlattı,” dedim, “hani 1930’larda şu ‘Hi-de-hie-de-ho! Hee-de-hee-de-hee!’ deyip durduğu şarkılar.”
“Hiç de değil,” dedi Basit, “hiç alakası yok.”
“Re-Bop scat cazın tıpkısı işte, kabul et,” dedim ısrarla.
“Hayır,” dedi Basit, “yanlışın var dostum. Ayrıca ona Re-Bop demezler, Be-Bop derler.”
“Ne fark eder,” dedim, “ha Re ha Be!”
“Çok fark eder,” dedi Basit. “Re-Bop birçok beyazın yaptığı taklit müziği. Gerçeği Be-Bop, siyahların müziği.”
“Her şeye de ırkı karıştırmaya bayılırsın,” dedim, “müziğe bile.”
“Irkın girmediği konu yok ki,” dedi Basit.
“Neyse, Be-Bop bitti gitti, yok artık.”
“Bitmiş olabilir ama ritmi hâlâ kanlı canlı,” dedi Basit. “Be-Bop siyahların folk müziğiydi, tamam mı – beyazların bir türlü taklit edemediği bir müzik. Gerçi ruhunu gayet iyi kapan beyaz müzisyenler de olmadı değil. Nasıl mı? Hepsi Dizzy’yi, Thelonius’u, Tad Dameron’u, Charlie Parker’ı ve Mary Lou’yu dinliyordu da ondan, gece gündüz ustaları dinlediler, buldukları bütün plakları alıp o ritmi taklit etmeyi denediler. Vokalistleri yeni Be-Bop heceleri uydurmaya çalıştı ama beyaz çocuklar o hecelerin ruhunu bilmiyor, inan bana, şimdi bile hiçbir fikirleri yok.”
“Bana anlamsız geliyor o kekeme heceler.”
“Anlamsız mı dedin?” diye bağırdı Basit. “Bop’ta öyle bir anlam var ki!”
“Neymiş anlamı?”
“Neden Bop dendiğini biliyorsun herhalde,” dedi Basit, cehaletime inanamamıştı.
“Bilmiyorum,” dedim. “Neden?”
“Polisler yüzünden,” dedi Basit.
“Polisler yüzünden mi?”
“Siyahların kafasına vuran polisler yüzünden,” dedi Basit. “Polisin copu bir siyahın kafasına her indiğinde coptan ‘BOP! BOP!.. BE-BOP!.. MOP!.. BOP!’ sesleri çıkar.
Siyah da cop indikçe ‘Ooool-ya-koo! Ou-o-o!’ diye inler.
Aynasızlar devam eder vurmaya. ‘MOP! MOP!.. BE-BOP!.. MOP!’ Be-Bop buradan gelir, bir siyahın kafasına inen darbeden kornoya, saksafona, piyanonun tuşlarına yansıyan hecelerdir. Söylesene, anlamsız mı bu?”
“Aslı buysa anlamsız değilmiş,” dedim.
“Onun için beyazlar Bop müziğe pek giremez,” dedi Basit. “Beyaz çocukların kafasına kimse sırf beyaz oldukları için vurmaz. Ama bana vurur, polis beni her an her yerde yakalayıp kafamı dağıtabilir – sırf siyahım diye.
Amerika’nın bazı yerlerinde polis benim gibi birini görür görmez, ‘Dur bakalım evlat, ne işin var bu mahallede?’ diye sorar.
‘İşten dönüyorum efendim,’ derim.
‘Nerede çalışıyorsun?’ der.
Soyuma sopuma kadar gider iş, sırf beyaz mahallesinden geçen bir siyah olduğum için. Aldıkları yanıtı beğenmezlerse al bakalım BOP! MOP!.. BE-BOP!.. MOP! Vurmasalar da ruhum alır aynı darbeleri. Siyahların bahtı hep kara. Bop da o kara bahtın bir göstergesi. Onun için gerçek Bop ritmi delidir, vahşidir, çılgındır, öfkelidir – o kara bahta sahip olmayan o ritmi ruhunda hissedemez. Yeterince acı çekmeden ne çalabilirsin ne de anlayabilirsin Bop’u. Böyleleri Bop’u saçma bulur – senin gibi. Deli işi derler. Bilmezler ki Bop aynı zamanda ÇILGIN DELİ, ÜZGÜN DELİ, VAHŞİ ve ÖFKELİ DELİ bir şeydir – kafaya vurulan darbeden çıkmadır Bop! Bir tepkidir. Bop müziği başlatan o genç siyah çocuklar var ya, Bop’un ne demek olduğunu en iyi onlar bilir.”
“Anlattıkların içimi kararttı,” dedim.
“Senin cehaletin de benim içimi kararttı,” dedi Basit.
İngilizceden çeviren: Alev Bulut






