Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

19 Mart 2024

Sanat

Bosch'un Çeşmesi

Yapıncak Gürerk

Paylaş

1

0


CENNET

Ayrıntılar değişse de kutsal kitaplar Dünya’nın yaratılışının altı günde gerçekleştiğini söyler. İlk beş gün geçmiş. Karşımda varoluşun altıncı günü. Büyük gün. Deniz canlıları ve kuşlardan sonra sıra kara hayvanları ve insanda. Tanrı pembe robalı İsa kılığında vücut bulmuş; yarattığı ilk insanları, Adem’le Havva’yı tanıştırıyor. Yemyeşil kırlar, kendilerine yarenlik edecek uçan kaçan envai çeşit hayvan. Bir göletin içine kurulmuş anıtsal çeşmenin önündeler, çeşmenin rengi pembe. Bizim meydanlardaki saat kulelerinin ev sahipliği yaptığı buluşma noktaları gibi bir yer burası. Aden Bahçesi, nam-ı diğer Cennet Bahçesi. Anıtsal çeşme, dallı budaklı bir ağacı andırıyor. Kökleriyle toprağa tutunmuş, dallarıyla cennete uzanan bir ağaca benziyor. Bizim topraklarda gün yüzüne çıkartılan binlerce yıllık hayat ağaçlarının dönüşmüş hali sanki. Tuba ağacının Hıristiyancası. Besbelli suyu kutsal. Zaten kitaptan tescilli. Zihnim hikâyeye hemen razı olmuyor. Tanışma günü değil de tekrar karşılaşma günü gibi geliyor bu buluşma bana. Avı ağzında gezinen hayvanlar kafamı karıştırıyor. Bildiğim, yaratılışın ilk zamanlarında bütün canlıların otobur olduğu. Kitap böyle yazıyor. Belli ki günah işlendi, işlenecek. Et yeme izni Nuh tufanından sonra verildiğine göre (Bkz.İncil) düşüncem doğru olabilir diye aklımdan geçiriyorum.

İşin içinden çıkmak mümkün değil aslında. Bunca yüzyıl da kimse çıkamamış zaten. Bu üç panelli resim hakkında binbir yorum yapılmış ama ha şudur diyen yok. Çünkü karşımızdaki resim herhangi bir ressama değil, Hieronymus Bosch’a ait. Rönesans döneminin o çılgın yaratıcı dehasına. Bir gün elbet görme fırsatım olur diyerek kucağımdaki kitabı kapatıyorum.

YOLCULUK

Garip bir duygu. Havva değilim ama cennetteyim. Sergilendiği mekânda görme fırsatına erişemediğim cennet sahnesinin tam da içindeyim. Karşımda kanlı canlı 6.5 metrelik boyuyla Bosch’un hayat çeşmesi. Yüzsem dibine kadar, üstüne dikildiği kara taşlara tırmansam kollarımı açıp sarılacağım neredeyse. Bosch’un çeşmesine sarılabileceğim!

Burası Ordu, Sülü Burnu. Burda da deha ürünü işler üreten bir sanatçı var, adı Alper Aydın, Ordulu genç bir heykeltraş. Tutmuş Bosch’un 500 yıl önce resmettiği çeşmenin heykelini yapmış. Heykeli doğup büyüdüğü Sülü Burnu’nun ucunda yer alan, eski bir taş ocağının çukurunda oluşmuş deniz suyuyla dolu gölete oturtuvermiş. Burası toplanma alanı olsun demiş. Etrafında insanlar, hayvanlar bir araya gelsin, dünyayı, doğayı, evreni konuşsun istemiş. Adını değiştirmiş, Hayatın Kaynağı koymuş.

Böyle anlatmak isterdim. Ama hayallerimi de katıyorum hikâyeme. Kâğıt üstünde bir an gerçek oluversinler istiyorum. Oysa gerçek başka.

alper aydın fata morganaAlper Aydın, Fata Morgana Sergisi, Hayatın Kaynağı

Ankara’dan kalkıp, sırf o çeşmeyi görmek için Ordu’ya gittiğimde, meydandaki saat kulesini bulamadım. Pembe çeşmenin göklere yükselen fallik formunu göremedim. Cennetin adresini kaybettim. Cennette bir Havva olamadım.

Taş ocağı göletine varmayı başardığımda, çukuru dolduran su öylece salınıyordu durgun havada. Öğrendim ki gökyüzüne ayna olmuş sakin sular, birkaç gün önceki fırtınada kabarmış kabarmış, heykelin boyundan büyük dalgalara dönüşmüş. İşte o gün çeşme, savaştığı üçüncü fırtınada dalgalar tarafından yutulmuş. Karadeniz’in azgın sularına gömülmüş. Karşımda -onca yola onu görmek için katlandığım- 1500’lerde doğmuş, evrim geçirerek 2000’lerde başka bir coğrafyada, üç boyutlu bir formda yaşamına devam edecek bir heykel değil, bir boşluk var şimdi. Bosch’un çeşmesinin bıraktığı boşluk. Bosch-luk.

BOŞLUK

Elimdeki kitabın ilk sayfalarına geri dönüyorum. Sayfada bu sefer ressamın meşhur triptikinin kenar panellerinin içe kapanmış hali. Kapanınca kapaklarda da bir resim olduğunu görüyoruz. Panellerdeki, özellikle de ilk iki paneldeki renk cümbüşünün aksine kapaklardaki resim monokrom. Gri ve tonları. Soğuk ve ürkütücü. Verdiği his tekinsiz bir boşluk, hiçlik. Hesapta bir manzara. Uçsuz bucaksız bir yeryüzü parçası. İçinde tek tük kuru ağaç, bazı hayal ürünü organik oluşumlar ve gözünüzü kısarsanız göreceğiniz bir yıkık yapı. Ben yine tufan sonrası yeniden canlanan hayat yorumuma takılacağım ama nafile. Yine Bosch durduracak beni. Üstüne bir yazı yazmış. "Ipse dīxit, et facta sunt: ipse mandāvit, et creāta sunt.” Çünkü O söyleyince, her şey var oldu; O buyurunca, her şey belirdi. Yorumlayanların çoğu hemfikir. Bu bir yaratılış sahnesi, henüz Adem’le Havva, uçan kuşlar, deniz ve kara hayvanları yaratılmamış. Sadece Yeryüzü. Yaratılışın üçüncü günü. Bir an içim sıkılıyor. Karşımdaki hiçlik beni bunaltıyor. Önce monokrom resmin bulunduğu sayfayı geçiyorum, sonra kitabı kapatıyorum.

hieronymus bosch Hieronymus Bosch, Dünyevi Zevkler Bahçesi, dış kapak resmi

Yalancı Yason da denilen Sülü Burnu’nda çimlerin üzerindeyim, kucağımdaki kitabı kenara koyuyor, önümde uzanan uçsuz bucaksız denize, ufka bakıyorum. Deniz nerde başlıyor, gök nerde bitiyor, ayırt etmek zor. Gökle deniz hemhal olmuş. Fata Morgana*. O an zihnimde Bosch’un, triptiğin dış kapağına resmettiği yaratılışın başlangıcına ait hiçlikle, fırtına sonrası Ordu’da dalgalarca sökülüp yutulan heykelin bıraktığı boşluk birleşiyor. Yaşam döngüsü gibi, diye düşünüyorum. Hiçlikten doğuş, hiçliğe varış. Heykelin yükseldiği yer artık boş, durgun sular belli belirsiz kıpırdıyor, yolunu şaşırmış hafif bir esinti zaman zaman suyun yüzeyini hareketlendiriyor. Göğe bakıyorum, birkaç küçük denizkuşu geçiyor önümden. Malzemesini yitiren heykelin bıraktığı boşluğu nelerin doldurduğuna dikkat kesiliyorum. Biraz rüzgâr, birkaç kanat çırpınışı. Vızıldayarak birbiri peşi sıra dönüp duran iki minik sinek, beyazımsı mavi göğün altında ince köpüklerin bir görünüp bir kaybolduğu deniz.

sütlü burnu

Sütlü Burnu, Ordu

John Cage’in 4’33’’ başlıklı eserinin ilk performansını dinleyen insanlar da öyle yapmış. Sahneye gelip selam veren ama tek bir notaya basmadan öylece bekleyen piyanistin performansını tam 4 dakika 33 saniye boyunca “dinlemişler”. Konser sonrası çekilen belgeselde izliyoruz. Biri bu uzun bekleyişte yanındaki adamın su içişine, öteki gergin kıpırdanışlardan doğan koltuk gıcırtılarına takmış kafayı. Süreci meditatif bulmuş bir diğeri. Çoğu sessizliğe kulak kesilmiş. Malzemesi olmayan müzik eserini dinlemişler, bestelenmemiş boşluğa şahit olmuşlar. O dönem için radikal bir iş.

Hiçlik, yokluk, yitmişlik, yok olmuşluk. Şimdi zihnimi bu konu meşgul ediyor. Sanatçıların sıkça kafa yorduğu kavramlar. Silmeyi de yok etmek sayabiliriz herhalde. Rauschenberg, ressam arkadaşı Willem de Kooning’in bir resminini yok etmeyi kafasına koymuş mesela. Yaratıcısının izniyle el koyduğu resimdeki çizgileri, renk lekelerini bir ay boyunca özenle silmiş, bomboş beyaz bir kâğıda ulaşınca da altına imzasını atıvermiş. Perec de Kayboluş’ta  e harfini yok etmişti. E harfi içermeyen sözcüklerden mürekkep bir koca kitap. Bir de hiç var olmamış karakterimiz var bu dünyada. Çok beklenen ama hiç buluşulamayan, Godot. Beckett absürt tiyatro oyununda hiçlikteki anlamı sorgulamış. Dünyevi Zevkler Bahçesi gibi üzerine binbir yorum üretilmiş bir eser bu. Ne var, Beckett de Bosch gibi bir açıklama yapıp bu gizemi sonlandırmamış, yorumu bize bırakmış. Hiçlik, boşluk okurun, izleyicinin yorumunda bir potansiyele dönüşmüş, yeni olasılıklara kucak açmış.

EVRİM

Denize kapı açan göletten gözümü ayıramıyorum. Arazi sanatı, doğası gereği doğanın her çeşit müdahalesine açık, sonu bazen yıkım olsa da. Alper Aydın da bu boşluğa imzasını atabilir diye düşünüyorum. Malzemesini kaybeden eserler bunlar. Malzemeleriyle birlikte belki anlamlarını da yitirdiler. Yeni anlamlara gebe kaldılar, anlamlarında dönüştüler. İnanıyorum Ordu’da yükselen ve sonra yok olup giden Hayat Çeşmesi de yeni anlamlar kazanacak zihinlerde, yeni hikâyelere yelken açacak. Duyduğum, şimdiden bir sualtı belgeseli çekilmiş kalıntılarıyla. Başka şeyler de duydum ama şimdilik susup beklemek en iyisi. Sanat doğurgandır. Tohumu kutsal kitaplardan, filizi ressam Bosch’tan. Bizim topraklarda da dallanıp budaklanmış işte.

 Boşluğa bakıyor, göremediğim o pembe çeşmeyi zihnimde kurmaya çalışıyorum. Etrafımda Havva’nın çocukları, genç hemşehrilerinin geniş alana yayılmış açık hava sergisini geziyorlar. Sergi, şehir dışından, yurt dışından da ziyaretçi akınına uğruyor. Ne mutlu. Büyük alana yayılmış bir sürü insan, sanatçının doğaya yenilmeyen öbür eserleriyle ilişki kurmaya, onları anlamlandırmaya çalışıyor.

Ben mi? Yazmaya başlıyorum. Küçük bir kız çıkıyor yandaki kafeden. Göleti çevreleyen kayalara gelmeden seyrek çimlerin üzerine bağdaş kurup oturuyor. Önüne bir defter açıyor. Karşısında yeni coğrafyasına kurulmuş Hayat Çeşmesi. Kalemlerini çıkarıp heykelin resmini çizmeye başlıyor. Birazdan yanına eserin yaratıcısı gelecek. Birkaç gün önce genç kıza bir kitap vermiş. Adı Dünyevi Zevkler Bahçesi. Kapağında Bosch’un cennet paneli. Kız bir ara elindeki kalemi bırakıp işaret parmağıyla yanındaki kitabın kapağındaki çeşmeyi imleyecek. Çeşmenin üstünden yükseldiği kürenin kovuğundaki hayvanı gösterecek sanatçıya. Ressam buraya bir baykuş koymuş, sen niye koymadın? Heykeltraş genç soruyu geçiştirmek isteyecek, “Baykuş kötü kaderdir” diyecek. Heykelin birkaç sayfa sonra amansız bir fırtınada yıkılacağını henüz bilmiyor.

*Güneş ışınlarının denize güçlü bir şekilde vurmasıyla denizin üzerindeki nesnelerin uçuyormuş gibi göründüğü hava olayı. Fata Morgana, aynı zamanda, Alper Aydın’ın 2023 yaz döneminde Ordu’da gerçekleştirdiği açık hava sergisine verdiği addır.

Başlıktaki resim: Hieronymus Bosch, Dünyevi Zevkler Bahçesi, sol panel

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Bu Eleştirel ve Gerçeküstü Karikatürle..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Tan Doğan

6 Şubat 2025

ârâfî

kendimi sıka sıka kırk beş yıl olmuş iş-ev arası hayatta! okullar, okumalar, okul: derslerin esîri olmuşum tam yirmi yıldır. tatiller de olmasa bizimkileri görmem güç. nefesiyle hemhâlım yalnızlığımın. insan zamanla alışıyor mu ne sesten, sözden öte, gölgesine? gün yorgunu, akşam tutkunu, gece ..

Devamı..

Bunun Adı Findel ..

Şevval Tufan

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024