Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

4 Ekim 2020

Medya

Broadchurch: Modern Bir İnsanlık Tragedyası

Mehmet Kabakçı

Paylaş

1

0


Broadchurch, Britanya yapımı üç sezonluk bir dizi film. Türkiye'de zaman zaman uygunsuz içerikler taşıdığı tartışmalarıyla da gündeme giren Netflix'te yayınlanıyor. Dizi, çeşitli mahfillerde suç draması, polisiye drama hatta gizem olarak kategorize ediliyor. Ancak iddialı bir tonda söylemek gerek ki dizi, kusursuz biçimde yazılmış, yönetilmiş, oynanmış bir insanlık, hukuk ve uygarlık manifestosudur. Adeta bir başyapıt niteliğinde olan bu eşsiz yapım modern insanlığın en temel, en önemli problemlerini yaklaşık yirmi bin nüfuslu bir kasaba hinterlandında masaya koyup aydınlık ışıklar altında acımasızca irdeliyor, inceliyor, sorguluyor ve dünyaya son derece etkileyici bir kurtuluş reçetesi yazıyor.

Broadchurch isimli kasabada bir kilise ve kilisede de görevli otuz-otuz beş yaşlarında genç bir rahip var. Broadchurch'un dindar bir kasaba olduğu söylenemez; ancak genç rahiple Broadchurch sakinleri arasındaki iletişimin üslûbu, rahatlığı ve içeriği başlı başına bir medeniyet tezi ve insanlığın ezeli problemlerine getirilmiş son derece gerçekçi, kusursuz bir şifa teorisi. Dizi, din olgusunu bir tarafa atmamış; dini gözden düşmüş, zamanın ruhundan habersiz iptidai bir kurum olarak tanımlayıp basit veya hakir görmemiş. Tersine dizinin yarattığı evrende, rahip önemli figürlerden biri. Ancak dizi nasıl bir kilise, nasıl bir din anlayışı ve nasıl bir din adamı sorularına geleneksel ya da muhafazakâr anlayışın çok ötesinde şaşırtıcı ama bir o kadar da berrak cevaplar vermiş.

Rahip, içinde yaşadığı toplumun modern anlayışlarından uzak, bağnaz, olup bitenleri siyah ve beyaz olarak gören tahmin edilebilir biri değil. Gerektiğinde Tanrı'yı, dini ve dinsel retoriği bir kenara bırakıp seküler kavramlar ve değerlerle konuşarak insanların ruhuna giriyor. Asıl can alıcı ayrıntı da burada zaten. Rahip insanlara dinî propaganda yapmıyor, olup bitenlere Tanrı'dan veya kutsal kitaptan alıntılar yaparak açıklama getirmiyor. İnsanlara kusurlu bir insan, ama hakiki bir arkadaş ve nihayetinde sıradan bir Broadchurch sakini olarak destek oluyor. Rahip insanların kim olduklarıyla, ne oldukları, neye inanıp neye inanmadıklarıyla ilgilenmiyor ve ne yapmış olursa olsunlar kimseyi yargılamıyor. Kimi zaman onların anlayacağı dilden ve kimi zaman da onların konuştuğu dilden konuşarak insanlara destek oluyor. Elbette ki rahip yaşadığı çağın, kültürün farkında ve içinde yaşadığı zamanın gerektirdiği entelektüel donanımlara da sahip bir karakter. Bu nedenle kasaba sakinleri kimi zaman dertleşmek, kimi zaman öylesine sohbet etmek, kimi zaman da akıl danışmak için sık sık rahiple bir araya geliyorlar.

Broadchurch, Britanya'nın yemyeşil çayırları ve ormanları içinde okyanus kenarına kurulmuş bir kasaba. İç karartıcı apartmanlar yok, maksimum güvenlikli siteler yok, evler en fazla iki katlı, müstakil ve mimarileri olabildiğince sade. Asıl dikkat çekici taraf, daha varlıklı veya daha yoksul diyebileceğimiz mahalleler yok. Konutlar ve konutların yanından geçen yollar yabanıl biçimde doğaya serpiştirilmemiş. Her şey gizli bir sanatkâr eli değmişçesine incelikle yerlerine konulmuş. Tabiat ve insan yaşamına ait tüm nesneler pastoral bir peyzajın içinde yerlerini bulmuşlar. O halde şu soruyu sormak gerek: Broadchurch beşeri bir cennet mi? Kesinlikle hayır! İnsanların aynı alanlarda yaşamlarını sürdürdükleri adına toplum dediğimiz ve tek başına bireyi aşan, bireyin üzerinde duran, ona hükmeden sosyal mekanizma tüm kusurları, ikilemleri ve çatışmalarıyla Broadchurch'te de işliyor. Mutsuzluklar var. Evlilikler kusursuz değil. Sarılarak, birbirlerinin gözlerinin içine bakarak sözler vermiş, yeminler etmiş çiftler boşanıyor. Çocuklar ebeveynleriyle anlaşamıyor ve insanların gösterdikleri yüzlerinin gerisinde yalanlar, meşum sırlar, ihanetler ve kederler saklı. Cinayet bile işleniyor bu kasabada. Hatta masum insanlar vahşice linç ediliyor. Daha melanet şeyler de oluyor. Ancak işte dizinin esas iddiası, büyük paradigması buradan başlıyor: Hukuk!

Broadchurch ana kahramanları iki polis dedektifi olmasına rağmen polisiye bir dizi değil. Bir suç dizisi değil, bir dram dizisi hiç değil. Broadchurch tepeden tırnağa ışıl ışıl parıldayan bir hukuk dizisi. Broadchurch, atalarımızın binlerce sene önce yerleşik hayata geçip de toplum olduklarından beri sürekli kafa yormak zorunda kaldıkları en zor sorulara cevap aramış: Hukuk nedir, nerededir, işlevi ve işleyişi nasıldır, nasıl olmalıdır? İnsanlığın en sancılı, en ağır ve en girift problemini, adalet meselesini işlemiş Broadchurch. Kör göze parmak bir didaktik kurulukta değil. Sinemasal etkileyicilikte kamera açıları, keskin, dramatik sekanslar ve tabii ki başta David Tennant ile Olivia Colman olmak üzere yapımda görev alan tüm oyuncuların tüyler ürpertici oyunculuklarıyla etkileyici bir yapım.

Üç sezon süren ve daha önce değindiğimiz gibi baş karakterleri iki polis dedektifi olan dizinin tek bir sahnesinde bile tüfek, tabanca, silah gözükmüyor. Kullanılmıyor demiyorum, gözükmüyor. Üniformalı polislerin belinde tabancaları varsa bile yönetmenin ustalıkla yerleştirdiği kamera açıları sayesinde izleyici tabanca görmüyor. Broadchurch'un derdi polisiye kuvvetlerin korkutuculuğu ve caydırıcılığı değil çünkü, birbirlerine zarar veren insanlar arasında hukukun nasıl işlemesi gerektiği ve devlet denilen büyük organizasyonun bu meselelerin çözümüne nasıl ve nereye kadar katkı sağlayabileceği.

Broadchurch insanlığın uzun ve meşakkatli uygarlık yolculuğundaki iki ağır suçu masaya yatırmış: cinayet ve tecavüz. Dizi kendinden emin ve pervasızca şu soruyu yöneltiyor: Cinayetin, yani toplumun fertlerinden birinin toplumun başka bir üyesi tarafından öldürülmesi karşısında en başta öldürülen kişinin ailesi sonra da o topluluğun diğer üyeleri nasıl bir karmaşa yaşar? Acı ve güvensizlik insanlara neler yaptırabilir? Adalet nedir, nasıl sağlanır ve adli sürecin neticesi yaralı vicdanları ne kadar tatmin eder? Çok çetrefilli ve cevabı kolay olmayan sorular bunlar. Dünyanın farklı ülkelerinde ceza hukuku ve adalet kavramı hala olanca hararetiyle tartışılıyor, hala uluslar kendi yerel kültürleri, siyasal ve töresel tutumlarıyla evrensel hukuki normların bir yerlerinde bocalayıp duruyorlar. Burada Broadchurch'ün vizyonu çok net: Evrensel ve en ileri düzeyde hukuk!

Ortada bir cinayet var. Kurbanın yakınları öfkeli, kederli ve acı çekiyor. Çocukları öldürülen ebeveynler bir süre sonra birbirlerini suçlamaya başlıyorlar ve aile içi çözülmeler başlıyor. Cinayeti kimin işlediği bilinmiyor. İnsanlar birbirlerinden kuşkulanmaya başlıyor ve bu tedirgin edici, güvensiz, puslu hava o topluluğun üyeleri arasındaki bağı da kemirmeye başlıyor. Kasaba halkı arasındaki huzursuzluk insan türüne ait iptidai içgüdüleri tetiklemeye başlıyor ve kaos yavaş yavaş yayılıyor.

Ekip şeklinde çalışan iki polis dedektifi devletin kendilerine sunduğu sorumlu, hukuki ama zengin olanaklarla haftalar süren bir soruşturma yürütüyor. Bu süreçte devlet dediğimiz büyük organizasyon cinayetin aydınlığa çıkması için memurlarına bütün olanakları seferber ediyor ve memurlar asla bürokratik veya politik engeller, baskılar, kayırma, bazı kişileri veya kanıtları göz ardı etme gibi netameli, kirli, hileli işlere bulaşmıyorlar. Aylar süren soruşturmalar sonucunda nihayet bir kişi tutuklanıyor ve mahkemeye çıkarılıyor. Halk arasından seçilmiş on iki kişilik jürinin karşısında davalı da davacı da alanında çok başarılı avukatlar tarafından temsil ediliyor. Mahkeme hiçbir şeyi boğuntuya getirmiyor ve cinayete dair en küçük ayrıntılar bile kılı kırk yaran bir titizlikle irdeleniyor. Görünürde katil bellidir. Hatta mahkemeye çıkmadan önce polislere cinayeti işlediğini itiraf etmiştir. Ancak mahkeme bu itirafın koşulları bakımından hukuka uygun olmadığına karar veriyor. Bir insanı adam öldürmekten suçlu ilan etmek için tartışmasız, somut ve hukuki yollardan edinilmiş kesin kanıt istiyor mahkeme. Her iki tarafın avukatları da var güçleriyle çalışıyorlar. Bir taraf zanlının katil olduğunu kanıtlamak için uğraşıyor, diğer tarafsa bu iddiayı çürütmek için. Neticede jüri heyeti zanlının cinayeti işlediğine dair yeterli ve kesin kanıtların ortaya konulamadığını gerekçe göstererek oy çokluğuyla baş şüphelinin suçsuz olduğuna karar veriyor.

Aslında katil bellidir. İşlediği suçu ağzından kaçırmıştır, ama itirafı hukuki bakımdan sorunludur. Pek çok kişi ve başta kurbanın ailesini temsil eden avukat, sanık sandalyesinde oturan kişinin katilin ta kendisi olduğunu haykırır. Ancak mahkeme bu isyanları ciddiye almaz. Kanıt var mı, yok mu diye sorar. Bu adamın o cinayeti işlediğini biliyor olabilirsiniz ama kanıtınız var mı? Dağınık ve ikinci elden çok kanıt vardır ama Hukuk der ki, bana net ve tartışmasız kanıt gösterin. Peki hukuk kim veya ne? Tabii ki devlet değil. Hukuk yargıç da değil, mahkeme de değil. On iki tane kendi halinde vatandaşın vicdanı ve mahkeme salonundaki izlenimleri. Jüri üyeleri zanlının cinayeti işlediğine dair kesin kanıt göremiyorlar ve bir katil serbest bırakılıyor. Bir çocuğu öldüren veya öldürülmesinden baş sorumlu olan kişiyi hukuk serbest bırakıyor. Sonra ne oluyor?

Aile yıkılıyor, ıstırap çekiyor ama mahkemenin verdiği kararı yürekleri parça parça olsa da kabul ediyorlar. Bu olayı kan davasına çevirmiyorlar. İntikam planları kurmuyorlar. Mafyavari yollara başvurmuyorlar, ki zaten o tür yapılanmalar ve kişiler de yok. Devlet kurumlarına veya mahkemeye “Kahrolsun!” sloganları da atmıyorlar. Fakat ciğerleri yanan aileyle birlikte olan bir grup kasabalı, çok daha ilginç ve sofistike bir yola başvuruyorlar. Ursula K. Le Guin'in o ünlü kitabındaki cezai müeyyideyi uyguluyorlar. Suçlu yaşadığı yerden, içinde yaşadığı toplumdan sürgün ediliyor halk tarafından. "Aramızda istenmiyorsun, git!" diyorlar. Ailesi onu reddediyor, çocuğu kendisinden yüz çeviriyor ve suçluya başını alıp gitmek dışında hiçbir yol kalmıyor. Geride kalanların yine canları yanıyor, yine üzgünler ama mahkemenin veya adaletin ortaya koyduğu hükme de kimse kafa tutmuyor. Neden?

Neden mi? Çünkü istedikleri sonuç çıkmamasına rağmen toplum olarak kurdukları düzene inanıyorlardı. İşini kararlılıkla, şeffaflıkla ve özgürce yapan o iki polis dedektifine inanıyorlardı. Mahkeme heyetinin ve jürinin vicdanlarına inanıyorlardı. Kolluk kuvvetlerine, devlet kurumlarına ve en önemlisi kanunlarına, hukuklarına inanıyorlardı.

Suçlunun Mülksüzler’deki gibi sürgün yedikten sonra uzak kentlerin birinde liman işçiliği yapması ve ömrünün sonuna kadar yalnız, pişman, mutsuz, avara avare dolaşması da hukuk, adalet ve ceza kavramlarını tekrar, uzun uzun düşünmemizi sağlıyor.

Broadchurch, insanlığın en temel sorunları üzerine ustalıkla yazılmış, kusursuzca canlandırılmış ve onlarca önemli ödül almış bir televizyon başyapıtı.

Broadchurch: 2013 – 2017

Yapım: ITV, Britanya

Güncel Platform: Netflix

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

2021'in ‘En İyi Tarihi Fotoğraf Ödülle..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

İbrahim Sarıkaya

7 Haziran 2025

“Zamanı Geriye Doğru Akıtmak”

Yalın bir dili var Öndeş’in. Diyaloglar, araya dolgu malzemesi gerektirmeden birbirini tamamlıyor ve akıyor. Sömürgeci geçmişi, iç savaşları, katliamları, faili meçhulleri ile bu toprakların ‘geçmiş’i, ‘bugüne’ dair her anlatının iskeleti, hiç değilse bir alt akıntısı ol..

Devamı..

Sebastião Salgado: Görsel Antropolojid..

Nedim Dertli

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024