Buzdağı Çatlasaydı
30 Kasım 2018 Öykü

Buzdağı Çatlasaydı


Twitter'da Paylaş
0

Cırcır böceği ötüyor kulağımda. Kimi uzun, kimi kısa. Çoğu yüksek, azı alçak. Hiç durmadan. Kış vakti nerden çıktı. Kafamı kitaptan kaldırıyorum, başım delik deşik. Soluklanmak için içtiğim bir yudum su süzülüyor. Çok yorgunum. Sinema salonunda filmi beklerken maruz kalınan reklamların verdiği iç sıkıntısı. Güzel şeylere ulaşmanın meşakkatli yolu. Baltalayan mutlaka bulunur.

Sıcak bir salepten medet umarak garsonu çağırıyorum. Sabah kargodan alıp paketini heyecanla açtığım kokusu tüten kitabımı sehpaya bırakıyorum. Yılışık sahte sırıtışıyla yaklaşan yaşı en fazla küçük oğluma denk garson buyur abi, diyor kaşlarını kaldırarak. Bir salep, tarçınlı olsun. Siparişi, daha önce rulo yapıp masadaki peçeteliğe sokuşturduğu kağıt parçasına öyle bir yazışı var, icra memuru evdeki malların listesini tutuyor sanırsın.  Bir çayla iki saattir oturuyorsun demek istiyor pişkin. İma dili ezer adamı oğlum. Şimdi o kaşlarını yerine indirmeyi bilirim de neyse. Bir lira bahşiş bekleme artık. Çok da tırt diyor beden dili arkasını dönüp olabildiğince ağır hareketlerle uzaklaşırken. Vah zavallı gençlik. Git telefonuna göm kafanı sen. İyi gelir.

Derin bir nefes alıp çevreyi süzüyorum. Kabartılmış sarı saçların altında bir çift firuze bakış kuş gibi geçiyor gözlerimin önünden. Hayretle açılıyor bazen, bazen kısık anlamsız. Sandalyesinin arkasına astığı yakası kürklü pahalı manto dolaşıyor ayaklarına. Arkasına dönmeden düzeltiyor. Konu mühim. Oturuşu pervasız. Ağzında lokma varken parmaklarıyla ağzını kapatınca kırmızı ojeleri parlıyor. Garson kahve getir, bitmez bu muhabbet. Yukarı doğru üflediği nefesiyle kâkülleri havalandı. Sıcak bastı ceketini çıkardı. Konuşma tam gaz devam. Mola yok dinlenmek yok. Kırk dakikadır ne anlatıyor bu kadın.  İşte koptu kahkaha yüksek telden.  

Zevzek garson kesti filmi yarıda. Salebi şak diye masaya bıraktı. Başka bir şey? İlla yanına yiyecek bir şey kaktıracak. Zıkkımın dibi. Biraz da ondan getir. Yok biraz yetmez duble olsun. Hesaba eklersin, şişirmeye bire bir. Kitap okuyacak hal bırakmadınız insanda. Elime alıyorum tekrar. Deniz Kenarında Geyikler*. Bir geyik bekliyor insan fotoğrafta. Yok. Karlı bir yol kenarı, şato gibi büyük beyaz bir ev. Biraz toprak, biraz ot, biraz su. İnsan yok. Huzur çok. Şu an en çok ihtiyacım olan şey. Dalasım geliyor kapaktan içeri. Tiz bir ses çekip çıkarıyor ne yazık ki,  geyikleri bulamadan.  Elbet sıra karşıdakine de gelecekti. Beterin beteri bu olmalı. Tam randıman başladı anlatmaya. Dile kolay bir saat beklemişti. Siyah çizmeleri önce bir birine değdi, sonra çapraz yaptı ayaklarını. Belindeki kemeri gevşetti. Çene kaslarını çalıştırmak yediklerini öğütmediğinden belli ki midesi bir hayli şişti. Çocuk dedi, koca dedi, bitmedi. Biraz da o, yüz iki lafın belini kırdı. Kahveler höpürdedi. Kolları bir yukarı bir aşağı kaydı. Başına takılı gözlüğü çıkarıp masaya koydu.  Yüzüne yapışık düz siyah saçlarını elleriyle biraz daha yapıştırdı. Rahatladı da rahatladı.  

İçime bir bunaltı geldi. El hareketiyle havada bir imza atarak hesap isteyince, dört gözle bunu bekleyen garson tek elini göğsüne bastı başını öne eğerek bir kabadayı selamı çaktı. Hay Allah’ım sabır ver. Masaya vardığında elimdeki kredi kartını gösterdim. Yüzü  biraz daha düştü meymenetsizin. Tam anlamıyla şahbaz oldu. 

Filme döndüm o gidince. Toparlanmaya başladı bizim konuşurgiller. Sonunda kahve bitti, konu bitti, söz bitti. Cır cır böceğinin ’cır’ ı bitti. Bu siyah çizmeler, firuze gözler kim di. Anlattıklarından post modern bir roman oldu. Ama ikisi de kendisi olamadı. Şahbaz hesap getirdi, gün bitti.

Hoşça kal derken nihayet buluştu gözleri. Görebildikleri yalnız buzdağının görünen yüzüydü.  

* Ralf Rothmann, Deniz Kenarında Geyikler

Resim: Ebru Yücesoy Bayar 


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR