Yazar binlerce seri katil romanından zerre kadar farklı bir konu işlemiyor kitabında. Ancak olayın kahramanı olarak kendini kullanması, bazı yerlerin ve isimlerin doğru olduğunu belirtmesi, kurguya çok iyi yedirdiği olayların gidişatının kontrolünü elinden hiç bırakmaması neticesinde biz de bizzat romanın başkarakteri Richard Chizmar yerine geçip bütün kitaba onun bakış açısından bakmaya başlıyoruz.
Kısa bir özet: Umacı, yani boogeyman, bogyman ve bogieman gibi farklı biçimlerde de yazılan Boogeyman çocukları korkutmak için kullanılan efsanevi yaratıktır. “Bogeyman” sözcüğünün ilk kez 1500 yılında İngiltere’de cinleri tanımlamak için kullanıldığı düşünülüyor. “Bogey” sözcüğü ortaçağ İngilizcesinde “korkutucu bir şey” ya da “korkuluk” anlamına gelen “bogge/bugge” sözcüğünden türetilmiştir. Eski İngilizcedeki “bugbear” sözcüğünden de etkilenmiş olabilir – “bug” burada “cin” ya da “korkuluk” anlamındadır, “bear” ise küçük çocukları yiyerek beslenen ayı biçiminde kötü bir iblisi temsil eder. Umacı kültürel düzeyde farklılık gösterse de bu yaratıklar genellikle ortak benzerlik gösterir; pençe, kırmızı göz ve sivri diş gibi. Bazıları boynuzlu ve toynaklı olarak da tarif edilir. Umacı tarzında yaratıklar evrenseldir, bütün dünya ülkelerinin folklorunda rastlanır. Çuval Adam, El Coco, Babau, Buba, Bagu ve Babaroga gibi adlarla da bilinir.” Amerikalı yazar Richard Chizmar’ın İthaki Yayınları’ndan Avi Pardo çevirisiyle yayımlanan Umacı’nın Peşinde kitabına bu ismi koyması tesadüf olmasa gerek. Zira Stephen King’in Cavalier dergisinin 1973 yılının Mart sayısında yayınlanan öyküsünün adı da The Boogeyman’di. Ayrıca Chizmar ve King Gwendy’nin Düğme Kutusu isimli kısa bir romanının bulunduğunu da mevzuya dahil ettiğimizde yazar, büyük korku ustasına ufak bir selam göndermiş. Umacının bizdeki anlamına ise “öcü” deyip geçelim malum bizde “üç harfliler” olaya girdiğinde iş, içinden çıkılmaz bir hal alıyor.
Girişi bu kelimenin anlamıyla yaptıktan sonra ufak da bir özet geçelim: Müstakbel yazarımız Richard Chizmar (evet yazarın kendisi), Maryland Üniversitesi Gazetecilik bölümü diplomasını cebine koyup 1988 yılında doğup büyüdüğü Edgewood kasabasına, ailesinin yanına geri döner. Burada hayalini kurduğu dergiyi çıkarmak ve sevdalısı olduğu korku edebiyatıyla ilgili öyküler yazmanın peşindedir. Ve sevgilisi Kara ile de evlenme arifesindedir. Ancak Richard’ın kasabaya gelmesinden üç gün önce genç bir kız odasından kaçırılmış, tecavüze uğramış ve işkence görmüştür. Cesedi de ormanda bulunmuştur. Şu ana kadar soygun, darp, ufak hırsızlıklar ve kafaları dumanlı ergenler dışında büyük çaplı bir suçu kimsenin hatırlamadığı Edgewood’ta, yerel basın muhabirlerinin deyimiyle “sanki görülmez bir şalter indirilmiştir”. Bu olayın ardından kasaba halkı bireysel önlemler almaya başlar, dedikodular yayılır, polis aralıksız çalışmaktadır ancak ne yazık ki elinde tek bir şüpheli dahi yoktur. Konuyu araştıran bir diğer isim ise Chizmar’ın eski arkadaşı, yerel bir gazetede çalışan Carly’dir.
“Chizmar kendi türünü icat etmiş”
İlk cinayet unutulup günler akıp giderken aynı şekilde bir cinayet daha işlenir, sonra bir tane daha, bir tane daha… Katili artık “serisinden” olarak nitelemek mümkündür zira kurbanlarında bıraktığı “imzası” vardır. Isırılma, tecavüz, boğma… Dedektif Harper olayı araştırmakla görevlidir. Elinde “dedikodu” şüphelilerinden başka hiçbir şey yoktur. Zaman ilerlemektedir. Harper gittikçe tıkanmaya başlar. Ulusal basın bölgeye akın eder. Hâlâ tek bir şüphelinin olmaması üzerine ‘kasaba halk dedektifleri’ devreye girer ve bu dört cinayeti ‘Umacı’nın işlediğine kanaat getirir. Haliyle herkes bu söylentiye inanır ve olay aydınlanmadan kapanır. Ta ki çok uzun bir süre sonra bir dedektifin gözüne takılan küçük bir ayrıntıyı yakalayana kadar… Hikâyemiz bu. Gerisini okura bırakıp yazarın kitapta ne yaptığına bir göz atalım.
Kitabın arka kapağında, Locus dergisi, yazar için, “Chizmar kendi türünü icat etmiş,” yorumu yapılmış. Umacı’nın Peşinde için tek bir açıklama istense bunu kullanmak yeterli olurdu. Zira aşırı sıkıcı bir elli-altmış sayfayı atlatıp ilk cinayetin başlamasıyla beraber Chizmar sizi kollarının arasına alıyor ve kitabın gerçek anlamda son sayfasına kadar da bırakmıyor. Heves kaçırmamak adına elbette buraya yazmayacağım. Kitabın başında ve sonunda eklediği anekdotlardan bir ipucu ihtimali okurun kafasına yerleşiyor ancak onların da romanın gerçekliğine dair net bir şey ifade etmediğini, kafada bir “Acaba?” sorusu bıraktığını söyleyeyim.
Yazar binlerce seri katil romanından zerre kadar farklı bir konu işlemiyor kitabında. Ancak olayın kahramanı olarak kendini kullanması, bazı yerlerin ve isimlerin doğru olduğunu belirtmesi, kurguya çok iyi yedirdiği olayların gidişatının kontrolünü elinden hiç bırakmaması neticesinde biz de bizzat romanın başkarakteri Richard Chizmar yerine geçip bütün kitaba onun bakış açısından bakmaya başlıyoruz. Yani Chizmar’ın yerine biz geçiyoruz. Böylece yazar, okuru da kitabın başrolü haline getiriyor ve ipleri cinayetleri çözmesi için onun eline tutuşturuyor. Sonunda ise feci bir tongaya düşürüp, patronun kendisi olduğunu ilan ediyor, o ayrı mesele. Umacı’nın Peşinde, çakalca bir zekânın ürünü, yepyeni bir türü de bizlerle tanıştırıyor.






