Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

24 Haziran 2020

Kültür Sanat

Can Öz: "Covid-19 ile basılan kitabı azalttık ama yeni yazarların şansı sürüyor."

Erdinç Akkoyunlu

Paylaş

4

0


Edebiyatımızın en önemli yazarlarından Erdal Öz tarafından 1981 yılında kurulan ve bugün Türkiye’nin en büyük edebiyat yayıncısı olarak yaşamına devam eden Can Yayınları’nın Yönetim Kurulu Başkanı Can Öz, Oggito’nun Covid-19 sürecinde mesleki profesyonellerle yaptığı söyleşi dizisine katıldı. Can Öz ile söyleşi yapmak ve soruları hazırlamak konusunda tamamen özgür olduğum için, kendisiyle sık aralıklarla yapılan uzun söyleşilerden farklı bir yol izlemeye çalıştım: Erdal Öz ağabeyimizin 6 Mayıs 2006’daki kaybı ile birlikte neler hissettiği, yayınevini yönetmeye nasıl başladığı gibi birçok soru bugüne değin Can Öz’e defalarca soruldu. Fakat Youtube’daki programları yine Socrates dergi ile ilgili çalışmalarıyla farklılık yaratan Can Öz’e yine derginin adının neden Socrates olduğu (Efsanevi Brezilyalı milli futbolcudan ve onun futbol işçileri için hak arayışı çabasından gliyor ), Can Yayınları’nın yeni eserlere yer verip vermediği (Evet veriyor, Türkçe ve yabancı dil editör grubu her gelen eseri inceliyor), kitap kapaklarının beyaz tasarımdan neden renkli forma geçtiği (Utku Lomlu ve tasarım ekibi dahil, yayın yönetimi, pazarlamanın beraber karar veriyor) pek çok kez yöneltildi.

Geçmişe Dönebilseydi...

Oggito olarak, 40 yaşında Türkiye’nin en büyük yayınevini yöneten, Socrates Stüdyo için Youtube’da programlar yapan, Socrates ile futbol ve spor yayıncılığında bulunan Can Öz’ü kişisel olarak daha iyi tanıyabilmek için kızına okuduğu masallardan, yemek yapmayı sevip sevmediğine, gönül verdiği Fenerbahçe’nin imkân olsa hangi maçını tribünde izleyebileceğine değin bir dizi soru yönelttik. Can Öz de her zamanki samimiyetiyle cevap verdi. Google haberleri beni yanılttığı ve hesaptan hiç anlamadığım için 6 yaşında ilan ettiğim, gerçekte ise 4 yaşında olan kızı Maya'ya prenses gibi davranmak istemediğini anlatan Can Öz, imkân olsa tribünden Fenerbahçe’nin Galatasaray’ı 6-0 yendiği karşılaşmayı izlemek istediğini söyledi. Kaçamayacağımız bir soru olarak da Covid-19 sürecinde artan maliyetlerle beraber kitap yayıncılığının geleceğini de konuştuğumuz Can Öz, yayınların süreceğini, yeni yazarların bu ortamda da hâlâ yayımlanma şansının olduğunu anlattı.

can öz car yayınları

"Kızıma pembe ve prenses oyuncağı almıyorum."

Erdinç Akkoyunlu: Altı yaşında bir kız babası olarak, çocuk oyuncağı alırken hangi noktalara dikkat ediyorsunuz? Ve eğer uyku öncesi ritüellerine katılıyorsanız masalı bir kitaptan mı okursunuz, yoksa post-modern kurgu ile o an bir hikaye mi yaratırsınız?

Can Öz: Sevgili Erdinç, kendi kızın 6 yaşındaysa Allah bağışlasın. Benim ufaklık 4 yaşında. Ona çok sevdiği “Kimscikler Yok Mu, Yaprak Moralı” kitabını okuyor veya hikâyeler uyduruyorum. Açıkçası; hangisini yapacağımıza o karar veriyor. Ben tabii postmodern bir kurgudan çok, klasik masalar uyduruyorum. Oyuncak alırken ise, şart değilse mümkün olduğunca oyuncak almamaya dikkat ediyorum. Ancak alacaksam da, işte pembe, yok prensesli, pıtı çıtı geri zekâlı kız çocuğu oyuncakları almaktan uzak duruyorum. Bu prenses tiplemesinden özellikle kaçınıyorum çünkü prenses dediğiniz evde oturur, koca arar, mesleği de yoktur. Korkunç bir örnek. Ama tabii bunlar okullar başlayana kadar ancak, o saatten sonra toplum kontrolü benden alacak şüphesiz 😊 Yani, çok isterse alırım tabii.

"Babamın vefatıyla okulu bırakmak içimde hâlâ yaradır."

EA: Amerika'da öğrenim gördünüz, ama yanılmıyorsam son dönem okulu bıraktınız. Gitmek isteyen gençler için, eğitim alanına göre değişmekle birlikte yurt dışı mı yoksa Türkiye'deki eş değer bir okulu mu önerirsiniz?

CÖ: Evet, babamın vefatıyla birlikte Can Yayınları’nı yönetmek zorunda kalınca, okulun son dönemini bitirmekten vazgeçtim. İçimde hâlâ yaradır. Öncelikle;  öğrencilik CV’leri ile daha iyi bir okula gitmeleri mümkün olacağından, ellerinden geliyorlarsa gelişmiş Batı ülkelerinden birinde okumalarını öneririm. Ama bu, yine de bir tercih meselesi. Yurt dışında okumanın bendeki en büyük etkisi bambaşka kültürleri, insanları tanımak oldu. Bunun önemini esasen yıllar sonra fark ettim. Ancak kimisi de buna açık olmaz, gider ve kendi yerel gettosuna sıkışır. Bu da ayıp bir şey değil. O yüzden, herkesin kendi karakterine ve ihtiyaçlarına göre vermesi gereken, oldukça kritik bir karar bu.

can öz can yayınları

6-0'lık FB-GS maçındaki Özhan Canaydın tavrı bir daha sergilenmedi."

EA: Fenerbahçe'nin hangi futbol maçı yada maçları sizin için efsanedir. Ve onu eğer izlemediyseniz stadyumda izlemek istersiniz?

CÖ: Alex’in muhteşem asisti, Deivid’in inanılmaz golüyle kazandığımız Inter maçı, Penaltılarla kazandığımız Sevilla maçı, ve Ortega’nın bizdeki kariyer zirvesini yaşadığı 6-0 kazandığımız Galatasaray maçı. O maçın bir diğer hatırlanır tarafı da, Özhan Canaydın’ın (Galatasaray’ın merhum Başkanı) ayakta alkışlamasıydı. Türk futbolundaki en büyük eksikliği doldurmaya çalışmıştı Özhan Canaydın. Öfke, nefret, küfür dolu insanlar arasından gösterdiği bu tavır bence galibiyetten daha vurucuydu, çünkü farklı galibiyetler var, oysa yakın tarihte böyle bir tavır bir daha asla sergilenmedi.

"Çalıştığım geceler saat 3'te yemek yaparım."

EA: Yemek yapmak mı, yemek yemek mi? Hangisinde daha iyisiniz ve olmazsa olmaz tercihleriniz nelerdir?

CÖ: Yemek yapmayı da severim ama kendimin veya başkasının yemeği, fark etmez, hedef o yemeği mideye indirmek sonuçta. Elbet tüketmekte daha iyiyim :) Olmazsa olmaz tercihim yok, yeni yemek denemeyi çok severim. Bir de, eğer uzun çalıştığım bir geceyse, saat gece iki-üç gibi kalkıp yemek yapmanın hastasıyım. Günün en güzel saatleri.

"Sosyal medyanın etkisini gelecek kuşaklar görecek."

EA: Sosyal medya bir sosyal çöplük mü yoksa bir demokrasi meydanı mı ya da sadece özgürlük ve seçim alanının sınırsız olduğu bir kişisel medya alanı mı? Instagram, Facebook, Twitter ve Youtube'dan hangisi daha gerekli ya da bunlardan biri hayatımızdan çıksa hangisini tercih ederdiniz?

CÖ: Sosyal medya söylediklerinizin hepsi şüphesiz. Hem çöplük, hem demokrasi meydanı, hem kişisel medya. Kendi adıma en az kullandığım sosyal medya Facebook, ama hiçbiri çıkmamalı bence, daha da fazlası olmalı. Burada sorunumuz sosyal medyaların varlığı değil; bu kadar büyük bir sosyal değişimi çok kısa sürede yaşadığımız için, bunun yan etkilerini henüz tanımlayamamış olmamız. Infobezitenin sonucu olarak: fomo, jomo, nomofobi, whatsApptitis, selfitis, Hikikomori fenomeni, ersivolkitis, siberhondrik, enfornografi gibi çok sayıda psikolojik rahatsızlık tanısı kondu geçtiğimiz yıllarda. Ancak daha çok yeniyiz. Emniyet kemerinin keşfi, arabanın keşfinden neredeyse yüz sene sonra. Sinema eleştirisi de, sinemadan yirmi sene sonra hayatımıza girdi. Şu an en büyük sorunumuz bence yeni dijital dünya ve 3Glerin yaygınlaşması ile, sadece on senedir muhatabız. Ve dozaj ayarı yapacak kadar, kötü etkilerinin farkında değiliz. Belki yirmi-otuz sene sonraki nesiller, bizlerin ödeyecekleri bedeller sayesinde daha akılla dijitalleşecekler. Ümit Alan ile birlikte Yeni Medya 451 adında bir podcaste başladık; Haziran sonu yayına girecek. Orada ekseriyetle yeni medya eleştirisi yaparak bu konuları değerlendiriyoruz. Konu ilginizi çekiyorsa öneririm.

can öz can yayınları

Covid-19 ve Yeni Yazarlar

EA: Covid-19 ile kitap malzemeleri dövizle alındığı için mecburen ürünlere zam gelecek. Büyük yayınevleri varlığını sürdürecek, küçüklerin ise büyük ihtimalle birçoğu kapanacak. Galiba olan bizim gibi ilk romanını zaten yıllardır yayımlatamamış yazar adaylarına olacak gibi. Yeni yazarların yayın şansının daha az olması yayınevlerince varlık mücadelesi verilirken ilk gündem olmayabilir fakat Latin Amerika yada Kuzey Avrupalı genç yazarların yükselişi burada çeviri edebiyatla kutlanırken, Türkiye'de ilerleyen yıllarda ne olacak: Yeni yazarlar azalan şansları için daha popüler metinler üretip, yayınevleri nitelik ya da para ikileminde daha mı çok kalacak?

CÖ: Türkiye’de yeni yazarların yayınlanma sıkıntısı pek yok. Senede 60.000 yeni başlık yayınlıyoruz ülke olarak. Çünkü söylenen her şeye rağmen, aslında alıcısı var. O nedenle bugün kimi yayınevleri sıkıntı çekecek olabilir. Ancak bu alıcıya kitap sunulmaya devam edilecektir. Tabii tercih edilen yayınevinden yayınlanmak her zaman zor. Bu salgınla beraber de Can Yayınları da ayda yayınladığı kitap sayısını azalttı. Buralarda şans düşüyor tabii ister istemez. Ben yine de leş gibi çok kitap da yayımlanmasına rağmen, Türkiye’de yayıncılığın hâlâ 20’inci yüzyıl geleneklerine güzel sahip çıkabildiğini, eski ve nitelikli yayıncıların da ısrarla yerini ve politikasını koruduğunu, bunun da ülkemiz adına oldukça kıymetli ve olumlu bir durum olduğunu düşünüyorum. Daha iyi olması gereken çok şey var şüphesiz. Ancak eldeki yayıncılığın da kıymetini bilmek gerek bence.

"Salgında okuru Socrates'e sahip çıktı."

EA: Sokrates az satıyor, geliri dergiyi karşılamıyor, ama ilan ile ayakta duruyordu. Covid-19 ile her mecrada ilan azaldı, elbette bir plan vardır. Ayrıca okurlar derginin Almanya’daki başarısını başka ülkelere de taşımasını derginin ortaklarıymışçasına bir şekilde şiddetle arzuluyor. Bunun yüklediği o zor sorumluluk için neler söylenebilir?

can öz socratesCÖ: Socrates aslında dergi piyasasında iyi satan dergilerden. 10.000 civarı satışı vardı geçen sene. Ancak tabii çok pahalı bir üretim, o nedenle ilanlar mühimdi. Youtube sponsorluk gelirleri bu açığı kapatıyordu. İlginçtir, salgınla birlikte Youtube gelirleri kesildi. Ancak dergi, sadece web sitemizden satılmasına rağmen öyle güzel talep gördü ki, kendi kâr sorununu büyük oranda çözdü. Bunu açıkçası hiç beklemiyordum. Başka ülkelere de gitmemizi isteyen okurlar bir baskı oluşturmuyor, aksine yüreklendiriyorlar. Almanya serüveninin önünde daha epey sınav var. Onları da başarıyla atlatınca, bir başka ülkeyi düşüneceğiz. Bunu yıllardır ben de çok istiyorum; ancak çok dikkat dağıtmak da istemiyorum. Bir gaz, vatan, millet, Sakarya darken nicelik arayışı niteliği zedeleyebilir.

Sorular için çok teşekkürler, size de sevgiler Oggito ekibi.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Lolita’nın Basım Serüveni Kolay OlmadıDerya Önel
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Jonathan Esty

27 Mayıs 2025

Bugün Ütopyalar Niçin Hâlâ Önemli?

21. yüzyılın ütopyalara ihtiyacı var. Teknolojinin dünyadaki ıstırabı azaltıp insan yaratıcılığına daha fazla alan tanıdığı daha iyimser bir gelecek hayal edebiliriz. Winston Churchill’e göre İkinci Dünya Savaşı’nda kazanılacak olası bir zafer dünyadaki insan yaşamı..

Devamı..

“İyi yazmak, neyi yazmamak gerektiğini..

İpek Doğan

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024