Çaresiz Bir Derde Düştüm!
22 Ocak 2018 Kültür Sanat Sinema

Çaresiz Bir Derde Düştüm!


Twitter'da Paylaş
0

Tony Gatlif imzalı Aman Doktor, delişmen bir kızın Midilli, İstanbul ve Yunanistan hattında geçen yolculuğunun öyküsü. Bu yolculuğa eşlik eden en önemli unsur ise Ege’nin ortak mirası olan şarkılar ve ‘Rebetiko ruhu’...
Uğur Vardan
Tony Gatlif, yapıtlarını daha çok İstanbul Film Festivali sayesinde tanıdığımız, sevdiğimiz, üslubuna vakıf olduğumuz bir yönetmen. Çingene köklerinin yansıması olarak her filminde özgür ruhunun izlerine, karakterlerinin müzikle derin ilişkilerine, aşkı ve tutkuyu her şeyin önüne koyan öykülerine rastlarız. Son adımı Aman Doktor’da (ki orijinal ismi Djam) da benzer temalarla örülmüş bir serüvenin peşine takılıyoruz. Kısaca özet şöyle: Midilli’de yaşayan ve delidolu bir kişiliğe sahip olan Djam, üvey babası Kakourgos’un isteği üzerine atıl durumda olan tekneleri için zor bulunan bir parçayı yaptırmak üzere İstanbul’a gider. Burada göçmenlere yardım etmeye çalışan fakat yaşadığı kimi olaylardan dolayı çaresiz durumda olan Avril’le tanışır. Djam, Avril’e kol kanat gerer ve iki genç kız, Yunanistan’a dönmek için harekete geçer. En son bir tür modern Romeo&Juliet hikâyesi niteliğindeki Geronimo’sunu izlediğimiz Gatlif, Aman Doktor’da çok iyi bir Rebetiko şarkıcısı olan annesini Paris’te kaybettikten sonra üvey babası Kakourgas’la birlikte Midilli’ye dönen Djam (ve sonradan ona eklenen Avril tabii ki) eşliğinde bir ‘Yol filmi’ne imza atıyor. Delişmen Djam, eğlenceli ama gelgitleri çok bir kişilik. Kuşkusuz annesinin de mirası kalan müzik onun bir tür yol göstericisi; eğleniyor, coşuyor, hüzünleniyor. Yol boyunca da iki genç kıza ezgiler eşlik ediyor. Özellikle de Türkçe-Yunanca sözcüklerle bezeli şarkılar... Aman Doktor da bunlardan biri, nitekim dağıtımcı firma, filmin Türkçe ismini şarkıdan yola çıkarak koymuş. İstemem Babacığım da var.) Aman Doktor izlenmesi güzel, o klişe deyimiyle ‘İnsanı iyi hissettiren’ filmlerden. Djam’ın ‘özgür kız’ modeliyle uygunluk taşıyan ve öyküye sıkça sızan ‘Rebetiko ruhu’, ana ve yan karakterlerinin sıra dışılıkları, köksüzlükleri (hatta bir tür vatansızlıkları) ve bütün bu uçlarda gezinme hallerine rağmen neşelerini, hayata olan bağlılıklarını yitirmemeleri, filmi bir anlamda ‘Umuda yolculuk’ statüsüne sokuyor. Öte yandan can yelekleriyle dolu bir sahne var ki, göçmen dramı hakkında çok şey söylüyor, seyircisinin vicdanına çok şey yüklüyor... Oyunculuklara gelince: Djam’de Daphne Patakia tutkuyu, küstahlığı, ket vurulmazlığı, ritmi, isyankârlığı, asiliği üzerinde toplayan karakterini o kadar içten, üzerine o kadar oturtmuş bir şekilde oynuyor ki, bazı bölümlerde onu perdede büyülenmiş bir şekilde izliyorsunuz. Keza ‘Sürgün’ü, Paris’te ya da Midilli’de fark etmez, her daim içinde hisseden Kakourgos’ta Simon Abkarian da çok çok iyi bir kompozisyon ortaya koyuyor. Türkiye bölümünde ‘Cümbüş Cemaat’ grubunun da devreye girdiği ve öykünün şenlik havasına katkıda bulunduğu Aman Doktor, genlerinde ‘rebetiko ruhu’nu taşıyan karakteriyle kaçırılmayacak bir Tony Gatlif filmi... https://youtu.be/qaV3_0Kfc-4 AMAN DOKTOR (5 üzerinden 3,5 yıldız) Yönetmen: Tony Gatlif Oyuncular: Daphne Patakia, Simon Abkarian, Maryne Cayon, Kimon Kouris, Solon Lekkas, Michalis Iatropoulos Fransa yapımı 

Ahhh şu Ortadoğu...

Öylesine kaotik, öylesine karmaşık, öylesine birbirinin içine geçmiş ki her şey... Binlerce yıldır birlikte yaşamış onca halkın, onca kültürün arasına düşen küçük bir kıvılcım, çok kısa bir sürede koca bir ateş topuna dönüşüyor ve önüne gelen herkesi yakıyor... Ahhh şu Ortadoğu’nun ilk elde verdiği görüntü, izlenim bu... Oscar’larda Yabancı Dilde En İyi Film dalının bu yılki dokuz adayından biri olan Hakaret (L’insulte), işte bu ‘temel’ denklemler üzerinden son derece öğretici, hatırlatıcı ve gerçekçi bir öykü anlatıyor. Daha çok Batı Beyrut’uyla hatırladığımız Ziad Doueiri imzalı yapım, basit bir su giderinden çıkan tartışmanın Lübnan’daki toplumsal fay hatlarını tetiklemesini ve cepheler, dinler, eski hesaplar arası koca bir meseleye dönüşmesini anlatıyor. Öyküyü iki ana karakter sürüklüyor: Hıristiyan cemaatinden araba tamircisi Tony ve Filistinli ustabaşı Yasser... Tony’nin evindeki balkondan akan kirli su yandaki inşaatın çalışanlarının üzerine dökülür. Gider borusunun tamir teklifinin reddedilmesi üzerine kendince bir çözüm üreten Yasser, Tony’nin engellemesiyle karşılaşır. Sözlü hakaret, daha sonra fiziksel tepki derken olay mahkemeye taşınır. Basit bir kavganın boyutları büyür, işin içine Ariel Şaron, Filistin davası vs. gibi unsurlar katılır ve ikili arasındaki problem nihayetinde eski siyasi ve dini hesapların görüldüğü büyük bir ulusal mesele haline gelir... Gerçekçi karakterler Doueiri’nin Joelle Touma’yla kaleme aldığı senaryo, değişen dengeleri ve küçük bir taşın suda yarattığı koca dalgaları, Ortadoğu’nun kendine özgü doğası içinde bize son derece incelikli ve basitçe aktarıyor. Ayrıca klasik iyi-kötü şablonların uzağındaki insani refleksleri ve psikolojileri son derece gerçekçi çizilmiş karakterler de öyküyü inandırıcı kılıyor. Metin, iki tarafa da hakkaniyetli bir şekilde yaklaşıyor; bu tavrın, dengeci davranmak için değil, seyircisine empati yapma fırsatı tanımak için olduğu o kadar aşikâr ki... Performanslara göz atarsak: Tony Hanna’da Adel Karam çok iyi oynuyor ama bence filmin asıl yıldızı Yasser rolündeki Kamel El Basha. Yapımcı, oyun yazarı, tiyatro yönetmeni gibi unvanlara da sahip Filistinli sanatçı, ilk uzun metrajında muhteşem oynuyor. Nitekim çabası son Venedik Film Festivali jürisi tarafından ‘En İyi Erkek Oyuncu’ ödülü verilmek suretiyle taçlandırıldı. Sonuç? Oscar yarışında ne yapar bilinmez ama ‘Hakaret’, derdini güçlü duygular ve performanslar eşliğinde aktaran bir yapım... https://youtu.be/pEyhJnTkUsI HAKARET (5 üzerinden 4 yıldız) Yönetmen: Ziad Doueiri Oyuncular: Kamel El Basha, Adel Karam, Diamand Bou Abboud, Rita Hayek, Camille Salameh, Christine Choueiri Lübnan yapımı

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR