Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

17 Ağustos 2024

Söyleşi

Cem Akaş: "Gerçekliği kimse olduğu gibi aktaramaz aslında, bunu yapabilmek, alanla aynı büyüklükte bir harita yapmaya benzer."

Fatoş Asya Akbay

Paylaş

0

0


Bir şey yaratıcı olmadan da ilginç olabilir tabii, benim için “ilginç”, duygusal ya da entelektüel anlamda merak uyandıran, uyaran demek.

Cem Akaş son romanında gerçek bir proto-modern kadın olan Ophelia’yı sarayın kokuşmuş duvarlarından çıkarmış, “Sevgi mi kaderi kovalar, kader mi sevgiyi?” sorusu bir yanda dursun kendi potansiyelinin farkındalığını yaşaması için ona imkan sunarak bir yolculuğa sürüklemiş. Ofelya erkek kılığına girmeden uçamayan bir kuş olsa da, erkeklerin aklına muhtaç bir kızı oynama zorunluluğu duysa da ve bu mucizenin kırılganlığını yaşasa da yolculuğunun tadını çıkarabiliyor. Cem Akaş, değişen dönüşen, genç, akıllı, biraz bilmiş, biraz küskün Ofelya’yı, sarayın erkekleriyle yaşadığı çatışmayı, bildik öğretilere nasıl meydan okuduğunu, yaşadığı çelişkileri, yeniden varoluşu basit bir dille anlatıyor.

Fatoş Asya Akbay: Ofelya’yı yazarken onunla nasıl bir bağ kurdunuzu merak ediyorum. Hamlet oyunu ile aynı doğrultuda yakınlaşmayı sağlamak güç oldu mu? Ofelya tarihin skandallarının ve şanlarının yankılandığı dünyanın berisinde durmasa, tam da bu çağın alanına zeminine gelse nasıl olurdu düşündünüz mü?

Cem Akaş: Roman yazmak bir anlamda da romanın karakterlerini tanıma süreci demek. Ben yazmaya oturmadan önceki hazırlık evresinde her karakteri çalışmayı severim, kafamda canlandırırım, konuşurum, kaşını gözünü nasıl oynattığına, kapıyı nasıl kapadığına, gece yatakta nasıl yattığına bakarım. Yine de her karakterin kişiliği, roman yazılırken ortaya çıkar, beni şaşırtır; iki karakter arasındaki bir konuşma bazen hiç öngörmediğim bir yere gider. Ben de yazdıkça Ofelya’yı daha çok sevdim; Shakespeare’in onu anlamadığını giderek daha çok vehmettim. Zaten çıkış noktam da buydu – Shakespeare’in görmemiş olabileceği Ophelia’yı, yani Ofelya’yı yazmak. Dediğiniz gibi bunun yollarından biri Ofelya’yı bugüne taşımak olabilirdi, ama bu fikir beni çok cezbetmedi, biraz sıradanlaşıyordu hikaye öyle yapınca, bazı şeyler de anlamsızlaşıyordu. Başka bir fikir Ofelya’nın hikayesini Danimarka’dan Osmanlı’ya çekmekti, mesela 1600’lerin başında Selanik’e. Bunu bir yapımcıyla konuşuyoruz aslında.

FAA: Hamlet oyununda deliliğe sığınarak konuştuğu şeyleri bu kitapta apaçık konuşabilen bir Ofelya var karşımızda, ancak yine ikisi birbirinden bağımsız değil. Ortak çekinceleri var. Ofelya, Rosamunde ile çıktığı yolculuk sırasında bir hırsızlık olayı yaşar ve Rosamunde’ye, “Hamlet nasıl bir adamdı da bizi, iki kızı böyle bir yolculukta yalnız bırakmıştı,” diye serzenişte bulunur. Bunun üzerine Rosamunde, Ofelya’ya; “Biz kendi başımızın çaresine bakamayacak insanlar değiliz,” dediğini ve onun Hamlet’e çıkışını hatırlatır. Ofelya ise “Bilerek isteyerek bu yola çıkmıştım, ilk tehditte yelkenleri suya indirdiğim için kendime kızdım,” diyerek kendi içine döner. Gözü kara Ofelya’nın böyle bir İkileme düşmesini nasıl yorumlarsınız? Kadının kendi içinde de ona yapışan ayıp, günah gibi baş belası, kurtulması güç şeyleri de düşünürsek, güçlü olsa da kadının pek altından kalkamadığı şeyleri öne alarak yazmanızın kadına el vermenizin nedeni nedir?

CA: İnsana bilinç, farkındalık, kişilik bir seferde yüklenmiyor; bunların oluşması zaman alıyor, deneyimlerden ve bunların yarattığı çelişkilerin çözümlenmesinden besleniyor. Ve her insanın aşabileceği engellerin, üstesinden gelebileceği zorlukların bir sınırı var; bunların bir kısmı belki kişisel kapasiteden kaynaklanıyor, ama önemli bir kısmı da çevreden, koşullardan, tarihsel ve coğrafi konumdan kaynaklanıyor. Ofelya benim gözümde bir süper kahraman olmadı hiç, olmasını istemedim de; hayali de olsa döneminin kadını olsun, o koşullar işinde sınırları zorlasın istedim. Yapabildiği şeyler oldu, yapamadığı şeyler oldu.

cem akaş ofelya kafka kitap

FAA: Başka şeyler de söylenebilir fakat Ofelya’ya gidişler dönüşler yaşayan kaypak Hamlet’in öyleyse nedir sahip olduğu ya da aradığı? Sizce gitmek istediği boyut?

CA: Burada Shakespeare’in verdiği ipuçlarına bakmak gerek bence. Hamlet’le Horatio’nun ilişkisi sıkı arkadaşlıktan mı ibaretti gerçekten? Kararsızlıktan malul bir karakterin üzerine koca bir trajedi inşa etmiş olan Shakespeare, bu kararsızlığı dört başı mamur kılmış olamaz mıydı?

FAA: Yazdıklarımın ilginç olması önemli diyorsunuz, diğer taraftan yaratıcılığa gereğinden fazla pirim verdiğimizi. Yaratıcılık biraz da ilginçlik barındırmıyor mu?

CA: Herhalde. Ama bunu yapmak o kadar zor bir şey değil demeye çalışıyorum. Bir şey yaratıcı olmadan da ilginç olabilir tabii, benim için “ilginç”, duygusal ya da entelektüel anlamda merak uyandıran, uyaran demek. Örneğin Wim Wenders’in 2023 yapımı filmi Perfect Days’in ne kadar yaratıcı olduğu tartışılır ama ilginç bir film olduğu kesin.

FAA: Romanda günlük sıradan olaylar da yaşanıyor mesela su baskını gibi. Neden buna lüzum gördünüz? “Bir kral sarayını kurmak için neden düşmanının en kolay ulaşabileceği deniz kıyısını seçer?”  Sarayın ihtişamını yıkmak…?

CA: Hamlet oldukça uzun bir oyun, günümüzde sanıyorum tamamı çok az sahneleniyor. Shakespeare’in anlatmak istediği çok şey var, büyük bir başarıyla anlatıyor da. Fakat o dönemin oyun yazarlığıyla bugünküsü arasındaki farklardan biri, gündeliğe verilen yer. Su baskını, ayakkabı alışverişi, nakış yapma – bu gibi şeyler modern edebiyat bakışının Elizabeth dönemi bakışının üstüne bindirilmesi demek. Yukarıda Ofelya’yı bugüne taşımaktan söz ediyordunuz, bu da bir anlamda bugünü Ofelya’ya taşımak.

FAA: Romanda çizgi filmlerde rastlayacağımız atraksiyonlar var çocuksu ve ilginç. Ofelya’nın dönüş yolculuğunda inatçı bir sessizlikle atlarını sürerken Güstrow’u geçtikten sonra bir ayı ailesine rastlamaları ve iki bal kabını ayıların önüne bırakması gibi. Ofelya’nın ruhuna çok yakışmış. Eğlenceli ve doğaçlamacı şeyler nasıl gelişti romanda. Çizgi film sever misiniz?

CA: Ofelya’nın Danimarka’daki saraydan çıkıp Wittenberg’deki üniversiteye gitmesi, geri dönüşü, bunu bir kez daha yapması bölümlerini yazarken, uğradığı kentlerin tarihlerinin bende uyandırdığı çağrışımları kulandım. Ayı leitmotif’inin nasıl doğduğunu hatırlamıyorum artık ama kuşların saraya saldırması, Sir Gawain’in ortaya çıkışları, Yahudilerin ruhları gibi ayılar da bir yandan komik, bir yandan tekinsiz bir unsurdu benim için; dünyanın henüz bizim alışık olduğumuz ya da inanmaya koşullandığımız kadar rasyonel, “well-tempered” olmadığı bir dönem hissinin okura geçmesini istedim. Çizgi film: Benim kuşağım için koca bir metafor ve hayat dersi deposu oldu çocukluğumuzun çizgi filmleri.

FAA: Shakespeare’in yarattığı Ophelia karakteriyle sizin yarattığınız Ofelya arasında en bariz fark bu romanda ne oldu?

CA: Shakespeare’in ustalığının yanında benim karakter yaratmamın esamisi okunmaz tabii, ama dediğim gibi Hamlet’te o kadar çok şey yapıyor ki Ophelia’nın canlı bir karakter haline getirmeye fırsatı olmuyor. Bir görev karakteri Ophelia; bir işlevi var, onu yerine getiriyor, sonra da yazarı tarafından ortadan kaldırılıyor. Ben bütün bir romanı Ofelya üzerine kurduğum için, onu canlı bir karakter kılma konusunda daha fazla fırsatım oldu.

FAA: Bu yolculuğun sonunda Ophelia olmak istediği Ofelya olabildi mi, ya da sizin dünyanızda parçalar yerine oturdu mu?

CA: Bunun cevabı okura kalmış; tartışmaya açık bence.

FAA: Biçimsel bir yenilik deniyorsunuz romanda. Fraktal yapı biraz sizi sınırlandırır nitelikte. Bu sınır size nasıl bir alan açtı? Okura kolay okunan bir metni sunarken bir yandan da fraktal yapı ile ilginç bir oyun oynamak bu romana ne kattı sizce? Tersten sorarsam bu yapı olmasa roman ne kaybederdi?

CA: Kısıtlamalar genellikle sanat açısından olumsuz sonuçlar doğurur sanılır, ben tersini düşünüyorum. Kısıtlamaların etrafından dolanabilmek için, bu kısıtlamalarla sanat yapabilmek için kafanızı daha çok çalıştırmanız gerekir, ayrıca kısıtlanan şey size beklemediğiniz yaratıcılık kapıları açar. Örneğin ölçü ve uyak birer kısıtlamadır, ama bunlara uymak için bulacağınız çözümler size bambaşka sözcükler sunar. İran sineması kısıt altında iyi sanat yapımının en tutarlı örneklerini sunar. İçinde “e” harfi geçen sözcükleri kendinize yasaklarsanız, dilin bambaşka olanaklarını keşfedersiniz. Fraktal yapı da bana bu anlamda katkıda bulundu. Romana kattığı bir diğer şeyse tempo oldu. Bayırdan aşağı yuvarlanan bir kayanın hız kazanarak çarpacağı duvara ulaşması gibi bir etki yarattı; Ofelya’nın trajik sona doğru önlenemez bir şekilde savruluşu, biçeme bire bir yansımış oldu.

FAA: Cem Akaş Ofelya’yı en basit haliyle gereksiz ayrıntı tuzağına düşmeksizin yorumlayarak anlatıyor. Gerçekliği olduğu gibi aktarmayı önemseyen Cem Akaş Ofelya’yı neden bu şekilde anlatmayı seçti?

CA: Gerçekliği kimse olduğu gibi aktaramaz aslında, bunu yapabilmek, alanla aynı büyüklükte bir harita yapmaya benzer ve o zaman bile gerçekliğin aynısını aktarmış olmazsınız, haritaya dönüşmüş halini aktarmış olursunuz. Ama bu, denemeyeceğimiz anlamına gelmez. Bunu yaparken daha minimalist bir yaklaşımım olduğu doğru, eksiltmeci bir yanım var, neleri yapmadan da yapmak istediğim şeyi yapabilirim, hep onu düşünüyorum. Ofelya’da bölümlerin belirlenmiş sayıda sözcük kullanma zorunluluğunun olması, tam da bu eksiltmeci yanı okşayan bir kısıtlama.

FAA: Ofelya kitabınız üzerine çok soru soruldu. Romanınızda yaptığınız numaralardan ilham alarak ben de Ofelya’nın size soru sormasını istiyorum ne dersiniz? “Hamlet oyununda benim için şaibeli bir intiharı reva gören Shakespeare’in, üzerine gitmediği meseleleri ona meydan okuyan bir cesaretle yazdığınız romanda yine de Shakespeare’e sadık kalarak beni hiç kimsenin uyandıramayacağı bir uykuya siz, neden sürüklediniz?”

CA: Bu en başta yaptığım bir seçimdi. Ofelya’nın hikâyesini bambaşka şekillerde, bambaşka sonlarla anlatabilirdim; Shakespeare’in hikayesini sadece bir çıkış noktası olarak alıp kendimi ve anlatımı özgür bırakabilirdim. Bu bana kolaycılık gibi geldi. Beni asıl heyecanlandıran, Shakespeare’in hikayesinin (ki o da başka birisinin benzer bir hikayesi üzerine kuruludur) koşullarına bağlı kalarak yeni bir hikaye yaratmaktı. O yüzden Hamlet’teki Ophelia’lı sahnelerin hepsini korudum, Ophelia’nın repliklerini de korudum. Hamlet’i gerçeklik olarak kabul edip onu başka bir açıdan ele almak, oradan başka bir hikaye çıkarmak istedim. O yüzden benim Ofelyamın da öleceği en başından belliydi. Zaten trajedi de budur, sonun kaçınılmazlığı.

FAA: Olumsuzluktan olumsuzluğa geçiş olmasa nasıl olurdu başkalık?

CA: İlginç olabilirdi; bu da başkalarının işi olsun.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Lolita’nın Basım Serüveni Kolay OlmadıDerya Önel
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Jonathan Esty

27 Mayıs 2025

Bugün Ütopyalar Niçin Hâlâ Önemli?

21. yüzyılın ütopyalara ihtiyacı var. Teknolojinin dünyadaki ıstırabı azaltıp insan yaratıcılığına daha fazla alan tanıdığı daha iyimser bir gelecek hayal edebiliriz. Winston Churchill’e göre İkinci Dünya Savaşı’nda kazanılacak olası bir zafer dünyadaki insan yaşamı..

Devamı..

“İyi yazmak, neyi yazmamak gerektiğini..

İpek Doğan

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024