Mezarlarından mektuplar yazan bir ölüyüm ben, henüz çekilmemiş olan kanımla mürekkep kopan kemiklerimden kalem yapıp yazdığım mektuplar, onlardan biri geçti şimdi elinize. Kâğıttan değil, sonbaharda üzerime düşen yapraklardan yapılma bir mektup bu. Onun için her mektup başka renkte olur, sonbahar ne renge boyarsa yaprakları o renk olur mektuplarım. Bazen turuncu, bazen kırmızı ya da sarı. Ama hep sıcak renkler. İki gündür yağmur hiç durmadı, toprak altındayken çok boğuk geliyor sesi, bir uğultu. Sürekli bir pıtırtı. Her yağmur, bedenimden bir parçayı alır götürür, yaşarken insanların ruhumdan parçalar götürdüğü gibi. Henüz tükenmeden ben, yazıyorum size, geri kalan parçalarımla ve ruhumla. Belki görmem bir dahaki yaz mevsimini, anlamazsanız mektubumu, getirin o yaprağı bana geri. Bırakın mezarımın üstüne, rüzgâr getirdi onu bana ve rüzgâr alsın benden onu yine. Bir ölünün sözüdür bunlar, onun kopmaya yüz tutan ellerinden çıkma, siyah dilinden düşme. İğrenç olduğumu mu sanıyorsunuz? Birlikte yaşadığınız insanlara bakın, toprak üstünde olmanıza rağmen, benden çok daha çürümüş kokuyorsunuz.