Edebi üretimin her aşamasında daha fazla şeffaflığa ihtiyacımız var.
“Çevirmenler ninja gibidir. Eğer onları fark ederseniz, bir işe yaramazlar.” İsrailli yazar Ethar Keret’e atfedilen bu söz internette meme’ler üzerinden oldukça paylaşıldı. Zaten kim içinde ninja olan bir özlü sözü sevmez ki? Ancak bu sözün ardındaki fikir, edebi metin çevirmeninin her an sürpriz saldırı gerçekleştirecekmiş ve parayı cebe indirirken okuru kandıracakmış gibi oluşu, aslında dünya edebiyatındaki en toksik fikirlerden biri.
Gerçekteyse metinlerin kaderi, uluslararası sirkülasyonları esnasında uğrakları olan yeni bağlamlarda tamamen çevirmenin elindedir. Çevrilen bir kitaptaki tüm kelimeler çevirmenindir ve çevirmen bir ninja değil, tek tek her cümlenin dengesini, o cümlelerin oluşturduğu paragraflar arası bağı ve metnin tamamının bütünselliğini gözetirken kaynak dilin akışını yitirmemek için birçok seçim yapmak zorunda kalan kanlı canlı bir insandır.
Çevirmen hor görülmeye meyilli olsa da son zamanlarda çevirmen algısında bazı gelişmeler yok dersek yanlış olur. Mesela, 50.000 İngiliz Sterlini (yaklaşık 824 bin Türk Lirası) değerindeki Uluslararası Booker Ödülü, 2016’dan beri yazar ve çevirmen arasındaki işbirliğinin önemini vurgulamak için eşit şekilde bölüştürülüyor. Ancak bu ve benzeri gelişmeler her ne kadar çevirmen algısında olumlu yönde bir değişime işaret etse de hâlâ daha pek çok çevirmen ne bir telif hakkı ücreti alıyor ne de isimleri çevirdikleri kitapların kapağında yer bulabiliyor.
Son yıllarda yayınevleri tarafında tehlikeli bir fenomenin yükselişine tanık oluyoruz: Granta Deborah Smith’in ismini, Jonathan Cape Jessica Cohen’in ismini, Fitzcarraldo Jennifer Croft’un ismini, Sandstone Marily Booth’un ismini, Faber & Faber Michele Hutchison’ın ismini çevirdikleri kitaplara eklemedi. Pushkin Yayınevi’nden David Diop’un ödüllü At Night All Blood is Black kitabında çevirmeni Anna Moschovakis’in ismine de yer verilmedi.
Dünyanın her yerinde giderek sayıları artan bu yayınevlerinin ortak varsayımı, okurun çevirmenlere güvenmemesi ve eğer kitabın çeviri olduğunu anlarsa okurun kitabı almaktan vazgeçeceğini düşünmesi gibi duruyor. Ancak güvensizliği besleyen aslında tam da yayınevlerinin bu tutumu değil mi? Okuru tanıdık olmayan bir kitabı almaya teşvik eden şey, nitelikli bir rehberle ilginç bir yolculuğa çıkmak üzere olduklarına dair heyecan verici duygudur. Çeviriler söz konusu olduğunda, okur biri fiyatına iki rehber alır. Bu durumda bir rehberin diğer rehberi ön plana çıkarmak için yayınevleri tarafından gizlenmesi, sadece çevirmene zarar vermekle kalmaz, yeni yolculuğunda okurun deneyimini de zayıflatır.
Edebi üretimin her aşamasında daha fazla şeffaflığa ihtiyacımız var. Yukarıda sıralananlar durumun ciddiyetinin ancak çok küçük bir kısmı. Tekrarlıyorum, çevirmenler ninja değildir. Bir hikâyenin anlatılma şeklini kontrol edenler onlardır, çevrilen kitabın tarzını yaratan ve sürdüren kanlı canlı insanlardır. En güvenilir savunucuları oldukları kitaplara herkesten daha iyi bakarlar. Sorumlusu oldukları kitapların kapakları çevirmenlerinin kim olduklarını gizlemeye devam etmemeli. Sadece çevirmenlere değil, kasıtlı şaşırtmacayla okurlara da saygısızlık anlamına gelen bu yanlış uygulamadan derhâl vazgeçilmeli.
Çeviren: Alper Güngör
(Guardian)






