Sıradan bir şehir sakini miyim bilmiyorum. Bu üzerimdeki insan kokusu mu hapsediyor beni buraya. Belki de korkular, telaşlar, sahip olunabilecek ne varsa işte onlar. İşe gitmesem mesela. Tek bir gün canım işe gitmek istemese. Ama evden her zamanki gibi çıksam. Neler olabileceğini biliyorum. Telefonum çalabilir. Muzipçe tersten sorularla durumu anlamaya çalışan takım sorumlusu belirir hemen. Sizi göremedim, bilmediğim bir toplantı mı var yoksa diyebilir. Oysa bilmediği toplantı olabilir mi, sanmam. Ya cevap vermezsem, mailler, telefonlar, uyarılar, her şey olabilir. Mesela, işten atılabilirim; senelerdir biriktirdiğim tazminatı, rahat koltuğumu, ilmek ilmek işlediğim tuhaf kariyerini yakabilirim. O ay kirayı nasıl ödeyeceğimi kara kara düşünebilirim.
Metrobüs durağından çıkmaya çalışanlar ve durağa girmek için çabalayanlar sanki aynı yolu hiç beraber kullanmamış gibi birbirlerinin yüzüne bakmıyorlar. Hava mayıs ayına göre mevsimin üzerinde serin. Alınan azıcık oksijenin arasında tarifi bilinen poğaça kokusu. Gramajı azaltılmış simit. Saat sekiz. Beyaz gömleğimin hak ettiği yer tabii ki akıllı binadaki göt kadar odam ve masam. Karımın hediye ettiği kalemlik ki bu son derece zevksiz bir seçim. Resmi izinleri daire içine aldığım masa takvimi. Saat tik tak. Bir de modern ofis aksesuarları. Birbirine değmeye çalışan ama değmeyen bir şeyler. Hepimiz gibi. Bunlar yok, bunlar burada esamesi okunmayan detaylar. Burada ezberlenmiş kalabalıklar. Radyolar, kornalar, ağır aksak giden arabalar.
Araba alabilecek param var benim dedim camdan yola bakarken. Bu paraya, hiç dokunmayalım dediğim paraya zihnimde herkesten gizlice dokunuyorum. Güvende. Telefonumdan elimi çekiyorum. Metrobüsteyim. Kulağımın hemen dibinde bir ses, arabayla git de gör ebeninkini süt oğlanı diyor. Beyefendi sabah ereksiyonunuzu lütfen başka tarafa, diyemezdim. Karım da aynı fikirde. Diyemediklerimin ezberi onda. Liste, baştan aşağı, en az haftada bir. Başlıyoruz. Ben olmasam sen o işe. O zaman kirayı karım düşünsün madem öyle, eli kolu uzun. Hem neden onun istediği semtte oturuyoruz ki, değil mi? Ama en eski arkadaşı orada; kocalar, kadınlar anlaşıyorsa anlaşırlar. Yazılı olmayan kurallar. Homurtular yükseliyor, bu kadar insanın aynı ağızdan karşı gelebileceği bir konu var mı acaba?
Öğlen yemeğinde ton balıklı salata yiyeceğim, o metal kısmı geriye doğru kanırtınca birbirine yapışan işlenmiş balık parçacıkları yeşilliklere doğru kayıverecek. Biraz sos, zeytinyağı, kızarmış ekmek olsa keşke. Kırmızı tuşun üzerindeki el benim elim. Parmağımla dokunuyorum. Tamam yeter buraya kadar. Yeter, simit poğaça, fırçalanmayan dişler ve maaş bordroları. İneceğim. Yeşilliklere doğru koşacağım. Kirayı düşünmeyeceğim. Tazminatın üzerine kremalı kahve içeceğim. Etrafıma bakınıyorum. Çikolata kokusu. Cevizlibağ - Cevizlibağ. Aynı şeyi iki kez. İsim Türkçe olunca. Cevizlibağ - Cevizlibağ. Metalleri, binaları, demirleri geriye doğru kanırtsak işlenmiş balık gibi, insanların, arabaların üzerine, belki yeşil arabanın üzerine düşeriz. Yeşillik dediğimiz bu. Bir sonraki metrobüslerden birine binebilirim. Alabileceğim kararlar iki durak panosu arası. Otuz altı ay taksitle neden almayalım ki, gelir beyannamesi, maaş bordrosu, size kredi çıkabilir, metrobüs tam ayaklarımın ucunda durabilir, kapılar otomatik açılabilir. Çıkacağım buradan. Binaların, yolların, insanların arasına. Bir çeşme olsa, beyaz gömleğimin kollarını kıvırsam, bileklerime kadar ellerimi, saç çizgime kadar yüzümü, alnımı, seçtiğim bu hayatı yıkasam yıkasam, suyun giderden gidişini, yabancılık çekmemesini, taksicinin kirli sarısını izlesem, izlemekten caysam koşarak uzaklaşsam, hiç bakmasam arkama, ters yön ama burası umursamasam. Akbil istemiyorum hayır. Su, şeker, çikolata. Ütüsü kayan pantolonumun sol cebinde bozukluklar, sağ cebinde dokunmayalım dediğimiz paramız. Mız mız. Biz kocaman bir aileyiz ve her birimizin görevleri var. Karım söylemişti, indirim almayı unutma. Dı dıt.
Beyefendi bu kadar kalabalıkta çikolatanın sırası mı, diyor birisi. Acaba dudaklarınızı başka tarafa çevirebilir misiniz? Bıyıklarınız bana patronumu hatırlatıyor. Unutamadığım, unutmayacağım patronumu. Beyaz gömleğimin kollarında bileklerimden dolayı ıslaklık. Yoldaki arabalar aynı ağır aksak hallerine devam ediyor.
Son parçayı da ağzıma atıyorum. Bir sonraki durak Maslak.






