Çirkin.
Ağzı çirkin. Duygusu çirkin. Bilgisi çirkin. Küçümsemeden var olamıyor. Kalemi kibir. Mürekkebi küfür. Sevgisiz. Yanlış büyümüş. Belki de doğru büyümüştür. Düşkün. Külhan. Gerçekçi! “Ağzına çarparım”la başlayıp “kayarım”la bitiriyor. Yazılarını tabii. Yine de mütevazı: Dünya edebiyatının üçüncü büyüğü! Ülkede zaten insan yok. Yazmasaydı edebiyat olmayacaktı. Biz ölümlüler anlamasak da Tanrı onu, kendinden sonraki edebiyatı ve hayatı kurmak için gönderdi! Bize şükürler olsun. Cahiller okusa ne gam, okumasa ne gam. Yazdıklarını kendisi okuyor. Bundan büyük bağış olur mu? Dehayı ancak deha tanır. Ah o sıradanlığın sefil seviyesi! “İnsanlar onu sevseydi, o da insanları severdi” cümlesi, yeryüzünün en ahmak akıl yürütmesi, o söz konusuysa. Böyle bir büyüklüğün sevgiye ihtiyacı olur mu? Bir keresinde bir densiz, “iftira eleştiri değildir, çirkef çamuru da sanatçı paletinin boyası olamaz” dedi, Şolohov’u dövecekti az daha! Bu çirkine baktıkça daha çok inanıyorum: Tanrının, bir insanı bitirmesinin en acımasız ve en gülünç yolu, o insanı kendisiyle cezalandırmakmış.
Hâlâ yazıyor.






