Savaşlar antik kentleri kasıp kavururken kayalar öylesine göz kamaştırıcı bir biçimde ışık saçıyordu ki, yönleri yeryüzünün manyetik alanına göre değişebiliyordu.
On bin nüfuslu Avast şehri bir zamanlar Tel Zafit Milli Parkı’nın sınırları içindeydi. Şimdi ise arkeolojik bir kazı alanı ve etrafta yanmış kerpiçlerden, hayvan kemiklerinden, güç bela bir araya getirilmiş silahlardan ve bir zamanlar şehrin savunmasında önemli bir rolü olduğu bilinen yıkıntılardan öte bir şey yok. Burada neler oldu? Koca bir şehrin sonunu getiren güç nasıl bir şeydi?
Kutsal kitap anlatılarına bakılırsa yıkımı Krallar Kitabı’nda şöyle bir geçiştirilen Gat, Filistinlilerin yaşadığı antik yerleşimlerden biri ve savaşçı dev Golyat’ın eviydi.
Arkeologlar uzun bir süredir antik Gat kentinin başına neler geldiğini ve zamanını bulmaya çalışıyorlar. Fakat bu ve benzer bölgelerde tarihi belirlemek kolay bir iş değil. Yakın zamanda Tel Aviv Üniversitesi’nden Yoav Vaknin ve meslektaşlarının gerçekleştirdiği bir çalışmada arkeolojik kazılarda tarihlendirme yapabilmek için yeryüzünün manyetik alanından faydalanıldı ve elde edilen bulgular Proceedings of the National Academy of Sciences’da yayımlandı.
Yeryüzünün derinliklerinde, kabuğun binlerce mil altında gezegenin katı iç çekirdeğiyle onu çevreleyen akışkan dış çekirdek arasındaki sınır yer alır. Bu sınır güneş yüzeyinden daha sıcaktır ve yaklaşık altı bin (6.000 °C) dereceye tekabül eden ısısıyla gezegenin en sıcak noktasıdır. Dış çekirdekteki erimiş demir akıntıları iç çekirdeğin etrafındaki dev hücrelerde konveksiyon yapar. Tencerede kaynayan suyu hayal edin – ama bu sefer aşırı büyük bir ölçekte ve ısı kaynağı ocak değil, aşırı ısınmış bir akışkan. İşte gezegenimizin etrafındaki koruyucu manyetik alanın kaynağı, demir ve nikelden oluşan bu akışkan.
Yaşam da dahil pek çok şeyi bu manyetik alana borçluyuz. Her şeyden önce radyasyonu yukarıya yönlendirerek gezegenin etrafında bir kalkan oluşturuyor ve dünyamızı güneş rüzgârlarından, koronal kütle atımlarından ve kozmik ışınlardan koruyor.

Fakat çekirdekteki hareket kaotik ve bu da dünyanın manyetik alanını dinamik hale getiriyor. O yüzden gezegenin manyetik alanı zaman zaman tersine dönebiliyor, yani Kuzey ve Güney kutupları çekim anlamında yer değiştirebiliyor. Bu değişimin belli bir düzeni yok. Kimi zaman on bin yıl içinde kimi zamansa milyonlarca yıl içinde gerçekleşiyor. Ama tersine dönmese bile bu manyetik alan sürekli akış halinde. Kuzey Kutbu şu an yılda yaklaşık kırk beş kilometre kadar yer değiştiriyor.
Bilim insanları manyetik alandaki bu değişimleri izlemek için kayalardan faydalanıyor. Bilinen en iyi örnek Orta Atlantik dağ sıraları. Tektonik plakalar okyanus boyunca ve fay hatları doğrultusunda yayıldıkça yeni bir okyanus tabanı oluşur. Erimiş haldeyken kendini yeniden yönlendiren bu tabakalar soğuyup katılaştıkça manyetik alanın yönünü ve yoğunluğunu da kaydetmiş olurlar. Yani deniz tabanının araştırılması, gezegendeki manyetik alanın nasıl bir geçmişe sahip olduğunu anlamamızı sağlar.
Şaşırtıcı belki ama aynı yöntem, Gat gibi arkeolojik alanların tarihlenmesi için kullanılabilir çünkü bu alanlardaki kayalar yeterli ısıya ulaşabilirlerse manyetik alanın yönüne ve yoğunluğuna göre kendilerini hizalayabilirler. Ve bu tarz bir ısınma, geniş kapsamlı yıkımların görüldüğü askeri harekatlar esnasında ortaya çıkabilir.
Yaklaşık iki bin sekiz yüz yıl önce yaşayan bir İsrailli olsaydınız muhtemelen Hazael ismi yüreğinize korku salardı. 2. Krallar Kitabı’ndaki rivayetlere göre civardaki pek çok kent Kral Hazael (Ahazya) tarafından ele geçirilir ve Hazael’in bu kentleri yerle bir etmesi üzerine Peygamber Elişa (İlyas) ona seslenir:
“Efendim, niçin ağlıyorsun,” diye sordu Hazael. Ve Elişa, “Senin İsrail halkına yapacağını kötülükleri biliyorum,” diye yanıt verdi, “kaleleri ateşe verecek, gençleri kılıçtan geçirecek, çocukları yere çalıp öldürecek, gebe kadınların karınlarını deşeceksin.”
Bölgedeki çoğu arkeolojik alanda Hazael’in acımasız seferlerinin izine rastlanır. Antik Gat şehri de, tıpkı öteki yerleşimler gibi Hazael tarafından yok edilen şehirlerden biridir. Yıkımın boyutu, şehrin etrafındaki uzun kuşatma hendeğinin içinde yer alan yıkıntılardan ve insan kalıntılarından anlaşılmaktadır. Yıkımlar konusunda ortak kanı mevcut olsa da, yıkımların tarihi hâlâ net olarak bilinmiyor. Ortaya atılan pek çok sav var ve farklı yaklaşımlar farklı sonuçlara ulaşıyor. Yukarıda bahsi geçen yeni yaklaşımsa kendini manyetik alana göre yeniden hizalayan kayaları baz alıyor. Zira o dönemde dahi savaşların yol açtığı ısı korkunçtu ve çok geniş bir alanı kaplayan yangınlar yüzünden etrafa yayılan ısı altı yüz dereceye (600°C) yakındı. Bu ısı şehirlerdeki kerpiç yapıları pişirdi ve onların, gezegenin manyetik alanıyla yeniden hizalanmasına sebep oldu.
Vaknin ve çalışma arkadaşları bu durumu fark ettiler ve gözlemlerini manyetik alana ilişkin başka bir bilgiyle birleştirdiler: manyetik alandaki dalgalanmalar bazı dönemlerde hem daha sık hem de daha yoğundu ve inceledikleri dönem de, tam olarak böyle bir dalgalanma ânına denk gelmişti. Hatta günümüzdeki manyetik alan dalgalanmalarıyla karşılaştırıldığında yoğunluk ve sıklık neredeyse iki kat fazlaydı. Yani araştırmacılar, antik yerleşimlerde dağınık bir vaziyette bulunan yıkıntıları kullanarak bu şehirlerin tam olarak ne zaman yıkıldığını tespit edebilirlerdi.
Vaknin ve ekibi bu veriyi kullanmak için gezegendeki manyetik alanın yönü ve yoğunluğuyla ilgili kerpiç tuğlalardaki bilgileri topladılar ve zamanlaması kesin olarak bilinen başka olaylarla birleştirdiler. Vaknin, kronolojik çapa olarak adlandırılan ve nadir görülen bu olaylar için MÖ 701 yılında gerçekleşen Asur seferini örnek veriyor. “Lachish’deki kazılarda binden fazla ok ucu bulundu ki, bu da tarihi kaynaklarla arkeolojik kayıtları eşleştirmemizi sağladı. İşte bu, zamanlaması kesin olarak tespit edilebilen bir çapaydı.”
“Daha sonra çapa dediğimiz bu olaylardan elde edilen manyetik sonuçları, tarihinden emin olmadığımız buluntulardan elde ettiğimiz verilerle karşılaştırdık.”
Çalışmalar on yedi farklı kazı alanında, yirmi bir arkeolojik katmanda gerçekleştirildi ve kerpiç tuğlaların yönüyle yoğunluğu kayıt altına alındı. Kronolojik çapaların baz alındığı zaman çizelgesine göre Tel Rehov, Horvat Tevet, Tel Zayit ve Gat gibi birkaç yerleşim aynı zamanda yıkılmıştı. Vaknin ve ekibinin Tel Beth-Shean’da yaptığı çalışmalarsa farklı bir döneme işaret etti. Kerpiç tuğlalardan elde edilen manyetik alan verilerine göre Yahudiye ise ötekilerden yetmiş ile yüz yıl önce, muhtemelen Firavun I. Şeşonk (MÖ 943-922) zamanında yıkılmıştı. Ekibin Tel Beth-Shemesh için yaptığı jeomanyetik alan tarihlemesiyse kutsal kitaplardaki yorumla (kentin İsrail Kralı Yehoaş zamanında yok edildiği) birebir örtüştü. Tespit edilen bir diğer husus ise, Babil’in Yahudiye fethinin Kudüs’e odaklandığı oldu.
Kısım kısım bölgedeki çoğu arkeolojik alanda çalışmalar tamamlandı ve bazılarının Babilliler bazılarınınsa Asurlular döneminde yıkıldığı ortaya çıktı. Bu yöntem sayesinde ekip hem bölgenin detaylı bir kronolojisini çıkardı hem de Yahudiye ve Kudüs etrafında gelişen olayları net bir zaman çizelgesine oturtabildi.
Jeomanyetik tarihleme, özellikle dünyanın bu bölgesinde (ama sadece belli dönemlerle sınırlı olmak üzere) radyokarbon tarihlemeye göre çok daha net sonuçlar ortaya koydu çünkü manyetik alandaki dalgalanmalarla eşleştirilebilen arkeolojik alan sayısı çok fazla. Ama maalesef bu yöntem sadece kayaların manyetik alanla hizalanabilecek kadar ısındığı yerlerde kullanılabiliyor.
Çeviren: Fulya Kılınçarslan






