Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

30 Ekim 2024

Kitap

Doğum Sonrası Depresyonun Filtresiz Hikâyesi

Aynur Kulak

Paylaş

0

0


“Süt Lekesi  yeni anneliğe ve doğum sonrası yaşanan depresyona dair içten anlatımıyla çok çarpıcı bir roman. Kutsal annelik, hakkı ödenmezlik, cennet ayaklarının altında gibi hamasetlere asla aldırmadan, ne yaşadığını çok iyi bilen yeni anne olmuş bir kadının düşünceleri, duyguları ve gerçek saptamalarıyla Süt Lekesi tamamıyla filtresiz.”


Szilvia Molnar’ın Süt Lekesi romanı Düşbaz Yayınları tarafından okurlarıyla buluştu. Kadınlığa ve anne olmaya dair etkili bir roman okuyacağımız kitabın konusunu okuduğumuzda aşikar gibi gözüküyordu fakat, Süt Lekesi  yeni anneliğe ve doğum sonrası yaşanan depresyona dair içten anlatımıyla çok çarpıcı bir roman. Kutsal annelik, hakkı ödenmezlik, cennet ayaklarının altında gibi hamasetlere asla aldırmadan, ne yaşadığını çok iyi bilen yeni anne olmuş bir kadının düşünceleri, duyguları ve gerçek saptamalarıyla Süt Lekesi tamamıyla filtresiz.

“Ağustos güneşi üçüncü kattaki küçük dairemize zorla giriyor. Kollarımda tuttuğum bebek tam bir sülük, gelin ona Düğme diyelim. Düğme ağlıyor. Dünyaya henüz geldi. Girişini şiddetli ve doğrudan yaptı. İki odalı dairemizdeki kozamızda baş başa yaşıyoruz, (…) Burada hava hareketsiz, ışık doğrudan vuruyor ve sesler duvarlardan yankılanıyor. Terliyorum.”

Tam anlamıyla bir lohusalık dönemi depresyonunun içine giriyoruz. Hikaye üç ana konu başlığıyla anlatılıyor. Kadının anne olmadan önce kocası John ile hayatı, dünyaya gelen bakıma muhtaç bebeğe anne olmanın getirdiği mücadele ve doğum sonrası depresyonuyla ilgili olan mevcut ruh hali.  Bir de yeni annenin mesleği olan çevirmenlik üzerine verdiği her detay hikaye içerisinde önemli bir yer tutuyor. Şimdiki zamanda artık geriye dönülemez bir sürecinin hiç de iç açıcı olmayan baskısı anlatılırken annelik korkusu ve bu korkunun yarattığı delilik hali insana dair içgüdülerin, daha doğrusu hep kutsal olarak yaftalanan annelik meselesinin karanlık taraflarıyla yüzleşmemizi sağlıyor.   

“Onu saatlerce izliyorum; yutkunmanın, uykuya dalmanın, sonra uyumasını, kıpırdanışını, harekete geçişini, isteyişini, istediğini alışını ve ihtiyaç duyuşunu, daha fazlasına ihtiyaç duyuşunu. Onu izliyorum; dünyada onu izleyen, onu benden beslenirken, var olan anı mideye indirirken seyreden başka kimse yok.”

Bebekle anne arasındaki başka kimsenin araya giremeyeceği ilişki hem benzersiz hem de sancısı bir türlü bitmek bilmeyen bir ağrı, ağırlık. Szilvia Molnar bunu bize neredeyse her paragrafta hissettiriyor. Canhıraş bir yaşam deneyimiyle birbirine kenetlenen bebek ve annenin görüş alanlarının daralması normal fakat bu normallik insan söz konusu olduğunda kontrol edilmesi zor durumlara sebebiyet veriyor. Bir daralmaya, şikayetler silsilesine ve nihayet depresyona dönüşüyor. Çünkü anne olmasıyla birlikte “anormal” hale gelen kadının hayatına karşılık baba olan kişinin hayatı gayet “normal” seyrinde akmaya devam ediyor. Hatta baba daha da özgürleşiyor. Ona her şey daha da fazla serbestleşiyor. Anlatıcımız artık sadece bir “anne” iken John normal rutinlerine sınırsız özgürlük içerisinde devam ediyor. Cinsiyet eşitsizliğini en iyi görebileceğimiz şekliyle işliyor Szilvia Molnar. 

“Akşam yemeğinde John bana yakın zamanda okuduğu makalelerden söz ediyor: aile zenginliği ve gayrimenkul  arasında bu ülkedeki ilişkilere dair araştırmalar, iklim teknolojisi şirketlerinin sıradaki ve multimilyarderlerin elektrikleri arabalarını uzaya fırlatma çabaları. Ben tek elimle yemek yerken Düğme de bana yapışmış halde. Şimdilik iyi görünüyor. John’un konuşmları içimden bir nehir gibi akıyor ve bu nehrin içinde durmuş onu seyrediyor, alınan pad thaiyi ses etmeden yiyorum.” 

Kimliğin tamamen yok edildiği bir depresyonla annelik üzerinden karşı karşıya kalmak çok sert duygu durum geçişleri yaratabiliyor. Anlatıcı sık sık annesini çok suçladığı okul dönemine dönüyor ve bu konuyla ilgili artık bir suçluluk hissiyatı içerisinde. Çünkü şimdi kendisi de yeni bir anneyken en çok annesini özlüyor, onu görmek istiyor, yanında olması gereken kişi sadece o. Çocuğunu koruma içgüdüsüyle ona zarar verme düşünceleri arasında gidip gelerek korkunç çatışmalar yaşarken tek başına sırtlanmak zorunda kaldığı annelik görevlerinin acımasız talepleri benliğini örseliyor. Fakat bu arada anlatıcımızın hasta komşusu Peter’la olan kırılgan bağı kafasını suyun yüzeyinde tutmasına sebebiyet verirken, tamamen sarmalandığı lohusalık depresyon deliliği içerisinde bir tür can simidi vazifesi görüyor.  

Szilvia Molnar  yeni doğum yapmış bir kadının tüm silahlarını yere bırakmış vaziyette maskesiz, zırhsız, olduğu gibi haliyle nasıl savunmasız kaldığını anlatırken diğer yandan yaşadığı büyük depresyon içerisinde yaşama tutunmak adına düşünüp taşınarak yere bıraktığı silahları nasıl yeniden kuşandığını, savunmasızlık çeperlerini dayanıklı hale getirmek için nasıl çabaladığını direkt annenin kendi anlatımıyla aktarıyor bizlere.

Anneliğe dair izolasyon ve varoluşsal çözülme doğum sancısı kadar ürkütücü ve zor. Szilvia Molnar anneliği, daha ziyade lohusalık halini insanın en doğal ve çıplak hali olarak anlatıyor. Bu arada önem verilerek okunması gereken bu hikayenin bir başka önemli noktası kitabın kapağı. Memelerden damlayan süt damlalarının belirsiz, nispeten karanlıkta kalmış silüeti nasıl bir roman okuyacağımızın ilk işareti aslında.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Resimli Puslu KıtalarRuhi U. Karakurt
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Halil Yörükoğlu

24 Ağustos 2025

Banu Yıldıran Genç: “Okur problemimiz ..

Edebiyatta yeteneğe çok inanmam ama dilde sanırım biraz inanıyorum.Halil Yörükoğlu: Sevgili Banu,klasik bir girişle yani nasılsın demekle başlayacaktım ama hemen aklımdaki soruya geçmek istedim. Dünyanın herhangi bir yerinde..

Devamı..

Evlilik Hakkında Konuşmalıyız

B. Y. Genç

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024