Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

2 Ağustos 2022

Öykü

Doppelanger (Yabancı)

Serde Yerlikaya

Paylaş

2

0


Asla böyle bir şey görmemiştim, ama söylendiği gibi her şey için bir ilk vardı, hayatta.

1970 Eylül. Kars. Havasız bir tren kompartımanın da tek başıma oturuyor, dışarı bakıyordum. Dışarıdaki manzara hiç değişmiyordu en azından Sarıkamış istasyonundan ayrıldığımızdan beri yeni bir şey olmamıştı. Otuz yıldır yaşadığım Kars’tan Ankara’ya gidiyordum. Yanımda sadece eşyalarımın olduğu paslı bir bavul ve trene binmeden önce aldığım boş piyango bileti vardı. Şansa inandığımdan değil. Anlık bir karardı benimkisi. Aslında o bileti aldığıma utanıyordum. Ancak çaresizdim ve olasılıklara oynuyordum.

Pencere camındaki yarı saydam yansımama baktım. İnce burunlu, derin gözlü, huysuz görünümlü, garip bir insan, yeni bir hayat, yeni fırsatlar arayan bir kadın, geçmişi geride bırakmış ama gelecek hakkında fikri olmayan biri… Bildiğim şey baştan başladığımdı başka da hiçbir şeyin önemi yoktu.

Yarım saat sonra tren isimsiz, küçük bir istasyonda mola verdi. O an içimi çok tuhaf bir his kapladı. Etrafımdaki hava zifiriye döndü sanki. Bu anlamsız hissin ne olduğunu çözmek için birkaç dakika bekledim. Son on yıldır hep bu yönde seyahat ediyordum ama trenler bu güzergâhta hiç durmamıştı. Aslında o istasyonu da daha önce gördüğümü hiç hatırlamıyordum. Üstelik dışardaki manzaranın her bir detayını da biliyordum.

Ankara’ya gitme sebebimi açıklamak oldukça kolaydı. El yazmalarımı yayınevine şahsen vermem gerekiyordu. Mola çok uzun sürmedi. Beş dakika sonra tren tekrar hareket etti. Uykuma dönmek üzereydim ki kompartımanın kapısı aniden açıldı. Kapıda bir yabancının dikildiğini gördüm. Uzun siyah bir paltosu ve geniş kenarlı bir şapkası vardı. Kıyafeti bana gangster filmlerini hatırlattı. Yüzü şapkasının koyu gölgesiyle gizlenmişti, tam olarak nasıl göründüğünü anlayamamıştım. Üzerimdeki keskin bakışlarını hissedebiliyordum. Birkaç saniye orada durdu ve sonra tiz bir çığlık gibi sesini duydum:

“Oturabilir miyim?*

“Elbette,” diye yanıtladım ve adam önüme oturdu. Onunla bir yerde mutlaka karşılaşmış olmalıyım diye düşündüm. Sesi tanıdık geliyordu. Bir yayınevinde belki? Çok oralı değilmiş gibi sordu:

“Ankara’ya mı gidiyorsun?”

“Evet, orada akrabalarım var,” dedim. Yalan söyledim, bunu neden yaptım, bilmiyorum. Kelimeler ağzımdan uçup gitti sanki. Garip soruydu, kendisi gibi. Sanki tren Ankara’dan başka bir yere gidiyormuş gibi. Bir süre sessizce oturduk. Görünüşe göre gömleğimin cebinden sarkan bileti fark etmişti. Çünkü ironik bir şekilde homurdandığını duydum.

“Şansa inanır mısın,” diye sordu parmağıyla bileti işaret ederken.

“Tam olarak değil. Bunu neden yaptığımı bilmiyorum, yani bu bileti neden aldığımı,” dedim ve güldüm.

Tekrar homurdandı.

“Şey, şans bununla ilgili: Süte ve bala ne zaman bulanacağını veya hayatın ne zaman tekme atacağını asla bilemezsiniz.”

Konuşma tarzını beğendim. Bana romanlarımdaki bazı karakterleri hatırlattı: kendinden emin, ironik ve aklı başında. Bazen kendim de bu şekilde konuşmaya çalışırım.

“Peki, dolduracak mısın?” diye sordu, yabancı merakla.

“Bilmiyorum, olabilir. Ve belki de olmayabilir. Neden?”

“Dediğim gibi, şansla ne zaman karşılaşacağınızı asla bilemezsiniz.”

 Önemli bir şey söylemekte tereddüt ettiğini hissettim.

“Sana 6, 29, 11, 7, 81, 77 ve 10 sayılarına bahse girmeni tavsiye ederim,” dedi aniden.

“Bu sayıları bu kadar özel yapan ne?” diye sordum. “Bir tür sistem mi?”

“Hayır, sadece kazanacaklarına dair bir his var içimde. Buna sezgi diyebilirsiniz. Umursamadığını söyledin, bu yüzden tavsiyeme aldırmazsın diye düşündüm”.

Birkaç dakika içinde benden bir süreliğine ayrılmak zorunda olduğunu söyleyerek özür diledi. Yanımdaydı ve yok oldu. Onunla bir daha hiç karşılaşmadığımı söylememe gerek yok.

Ankara’da trenden indiğimde ilk düşüncem bileti çöpe atmak oldu. Neden buna ihtiyacım olsun ki, diye sordum kendime. Ama sonra aklıma çılgın bir fikir geldi ve bileti tam olarak yabancının bana dikte ettiği sayılarla doldurdum. Sonra yayınevinde işimi hallettim, maaşımı aldım ve eve döndüm. Bir hafta sonra piyango biletini kontrol ettim. 6, 29, 11, 7, 81, 77 ve 10 numaralara çıkmıştı ödül. Her şey durmuştu o an. Etrafımda heykeller gibi insanlar duruyordu: arabadakiler, bisikletli adamlar, bebekler, adeta zamanın içinde donmuştu. Büyük ikramiyeyi kazanmıştım: 150.000 dolar.

O trendeki yabancıdan hiç kimseye bahsetmedim: ne kocama, ne çocuklarıma, ne arkadaşlarıma. Bir ay kadar sonra o adamla nerede tanıştığımı hatırladım: romanlarımdan birinde….

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Kutsal Kitap Anlatıları ve Manyetik Al..E. Fernandez
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Paul Josephson

17 Mayıs 2026

Çernobil ve Nükleer Kibrin Bedeli

Nükleer Rönesans peşinde olanlar, Sovyetler Birliği zamanında yaşanan korkunç olayı unutmamalı. Amerikan gazeteleri, 1986 Nisan’ının son günlerinde -o zamanlar Sovyetler Birliği sınırları içinde bulunan- Ukrayna’dan gelen ürkütücü haberle doluydu. Çernobil Nükleer Sa..

Devamı..

Bilim İnsanlarının Yazdığı Bilimkurgu ..

Scotty Hendricks

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024