Edebiyat ve Irk
24 Ekim 2019 Edebiyat

Edebiyat ve Irk


Twitter'da Paylaş
0

“Ben görülmeyen bir adamım… İnsanlar beni görmeyi reddediyor.” – Ralph Waldo Ellison, Görülmeyen Adam 

Irk, gerilimli bir konudur. Edebiyat tartışmalarında da gerilim yüklüdür. Bizi rahatsız edici noktalara götürür. Shakespeare’in Shylock tasviri Yahudi karşıtı mıdır? Yoksa özünde ırksal bir önyargının kurbanına sempati mi gösterir? 

Venedik Taciri’nin özünde Yahudi karşıtı olduğunu düşünenler oyunun sonunda Shylock’un servetinin yarısına el konmakla tehdit edilmesi, kızının bir Hıristiyan ile evlendirilmesi ve Shylock’un servetini kaybetmek adına Hıristiyanlığa dönmek zorunda kalmasına işaret ederler. Shakespeare’in kendi dönemindeki çoğu kişiden daha az önyargılı olduğunu söylemek mümkün, ama yine de Venedikli Yahudi imgesinin tasvirleri rahatsız edici olabilir.

Dickens’ın Oliver Twist romanındaki Fagin karakteri, yazarın kaba ırksal stereotipleri teşvik ettiğini gösterdiğinden, Dickens kitabın yeni baskılarında bu karakteri değiştirdi. Ancak yumuşatılmış filmlerde ve müzikal uyarlamalarda bile Fagin karakteri birçok okurun gözünde affedilmez bir hatadır.

Son birkaç yıldır en öfkeli tartışmalardan biri, T.S. Eliot’u konu alıyor. Polemiklere yol açan kitabıyla bu tartışmayı başlatan eleştirmen Anthony Julius, Eliot’ın daha sonra örtbas edilen ilk konferanslarında söylediği sözleri ve bazı şiirlerindeki dizeleri kanıt olarak göstererek şairin Yahudi karşıtı olduğunu ileri sürdü. Kanıtlar birçok objektif yorumcunun gözünde inandırıcı değildir. Eliot’ı suçlayanlar kadar savunanlar da bir o kadar ateşlidir. Bu tartışmaya bir son vermek zor görünüyor.

Edebiyat ırk konusunun açıkça tartışıldığı ve en hassas noktaların bile derinlemesine görüşülüp tartışılabildiği birkaç alandan biridir. Bunu kabul etmek, faydalı bir başlangıç noktası olabilir. Edebiyat, toplumun kendi tutumlarını gözden geçirebileceği bir alandır. Kişisel görüşlerimiz ya da duyarlılıklarımız ne olursa olsun çoğumuz bunu iyi bir şey olarak görürüz.

Öbür söylem türlerinin el atmaya çekindiği konuların edebiyatta nasıl işlediğinin bir örneği olarak Philip Roth’un İnsan Lekesi romanını düşünelim. Romanın kahramanı, prestijli bir üniversitede uzun yıllardır klasik eserler üzerine dersler veren Yahudi kökenli bir edebiyat profesörüdür. Bir dersinde konuşurken hata yaparak iki Afro-Amerikalı öğrenciyi rencide eder. Üniversite yönetimi tarafından “duyarlılık eğitimine” katılması istenince istifa eder. Sonunda Yahudi değil, Afro-Amerikalı olduğu ortaya çıkar. Profesör kimliğini gizlemiştir, çünkü o dönemde yüksek eğitimde kariyer yapabilmesinin tek yolu budur. Roman tek bir ırkın, yani “insan ırkının” var olduğunu vurgular. Ayrıca bizi ırk hakkında konuşmaktan alıkoyan “siyasi yerindeliği” göz ardı etmemiz gerektiğini gösterir.

Amerikan ve Avrupa edebiyatlarının ırk konusuna yaklaşımında büyük bir fark vardır. Amerika en başından beri köle gücüyle inşa edilmiştir. Afrika’dan zorla getirilen insanlar, daha doğrusu Atlantik Okyanusu’nda yapılan zorlu yolculuktan sağ kurtulanlar, köle olarak kullanılmıştır. Toni Morrison Sevilen adlı romanını “altmış milyon ve fazlasına” adamıştır. Morrison’ın romanı, asla kovulamayan ve asla göz ardı edilmemesi gereken kölelik çağından kalma bir hayaleti merkez alır.

İngiliz edebiyatının ırk konusuna yaklaşımı, ana ülkenin fethettiği, yüzyıllarca egemenliği altında tuttuğu ve kaybettiği imparatorluğa göre şekillenir. 1950’lerden itibaren İngiliz İmparatorluğu değişim rüzgârlarıyla birlikte dağıldıktan sonra ırk tartışmasının bağlamı tamamen değişti ve post-kolonyal oldu. Çokkültürlülük, İngiliz edebiyatında kimilerine göre en zengin damarı açtı: Salman Rushdie, Monica Ali ve Zadie Smith gibi yazarların yanı sıra Man Booker Ödüllü Nijeryalı romancı Ben Okri, aslen Batı Hint Adaları kökenli romancı Wilson Harris ve Nobel Edebiyat Ödüllü şair Derek Walcott gibi edebiyatçılar ilgi odağı oldu.

İngilizler post-kolonyal bir çağda yaşıyor, ancak kolonyal “sahiplik” tamamen ortadan kalktı mı? Herkes bunda hemfikir olmayacaktır. Birçok kişinin gözünde en önemli Nijeryalı romancı Chinua Achebe’dir (1930-2013). Dünya çapında şöhrete kavuşmasını sağlayan ilk yayımlanmış romanı Things Fall Apart adını İrlandalı şair W.B. Yeats’in bir dizesinden aldı. Hayatının ilerleyen yıllarında Amerikan üniversitelerinde görev yaptı. Kitaplarının ilk yayımlandıkları yerler Amerika ve İngiltere’ydi. Yazarlar bu şekilde gerçekten bağımsız olabilirler mi? 

Irksal temalara odaklanan en ilgi çekici eserler ABD’den çıkıyor. Bunlara örnek olarak Ralph Waldo Ellison’ın Görülmeyen Adam’ını gösterebiliriz. Kendisi gibi Afro-Amerikalı olan James Baldwin ve Richard Wright’ın aksine Ellison eserini alegorik bir anlatımla yazdı. Roman ABD’nin ırk sorununu kasıtlı körlükle “çözdüğünü” söyler: “Ben görülmeyen bir adamım… İnsanlar beni görmeyi reddediyor.” 

Edebiyatın karmaşık ırksal, toplumsal ve tarihsel ilişkilerdeki rolü nedir? Bu sorunun basit bir yanıtı yoktur ancak bu, dikkat gerektiren bir konudur. Edebiyat ırk konusunu irdelemeye en açık alanlardan biridir.

(Kaynak: John Sutherland, Edebiyatın Kısa Tarihi, Tufan Göbekçin, Alfa, 2018)

Hazırlayan: Aslı İdil Kaynar


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR