Geleceğin Tarihi

Geleceğin Tarihi


Twitter'da Paylaş
0

Günümüzle filmdeki gelecek arasında kaç yıl var? Daha var mı o geleceğe? Yoksa o gelecek artık geldi de biz mi farkında değiliz?
Kısmet Rüstemov
2013 yılında beş dalda Oscar’a aday olan ve bu dallardan birinde – en iyi senaryo dalında galip gelen Her (Aşk) filmi gelecekten bahsediyor. Fakat bu gelecek alışılmış Hollywood filmlerindeki gibi değil, bu gelecekte gökte uçan otomobiller, lazer silahları, akıl almaz mutantlar yok. Her şey, neredeyse, günümüzdeki ile aynı, fakat aşırı derecede akıllı bilgisayarlar icat edilmiş. Bu bilgisayarlar yapay zekâya dayanan işletim sistemleri ile çalışıyorlar. Bu akıllı bilgisayarların insan gibi vücudu olmasa da, hafızaları, reaksiyonları, düşünceleri insana çok yakın. Filmin kahramanı Theodore (Joaquin Phoenix) eşinden boşanmış, bir gökdelende yalnız yaşayan bir yazar. Doğum günleri, Noel ve diğer özel günler için mektuplar yazan, kartpostallar hazırlayan bir büroda çalışıyor. Theodore’un işi bir anlamda garip bir iş, çünkü onun yaşadığı dünyada artık bu tür yazı işlerini bilgisayarlar yapıyor, yani o bir az da antika bir işle uğraşıyor. O, yıllardır bu büroda başkaları için etkili mektuplar yazıyor ve artık bazı müşterilerinin hayatını ezbere biliyor. Bir gün Theodore reklamda gördüğü yeni işletim sistemini satın alıyor ve o günden itibaren kadın sesiyle konuşan işletim sistemiyle onun arasında duygusal bir ilişki başlıyor.Vücudu olmasa da, düşünceleri, duygularıyla Theodore’un yalnızlığına ortak olan Samantha (Scarlet Johansson) isimli bu işletim sistemi onun hayatını, yaşantılarına değiştiriyor, monoton günlerini renklendiriyor. Filmi izledikçe kendime sordum: acaba bu günümüzle filmdeki gelecek arasında kaç yıl var? Daha var mı o geleceğe? Yoksa o gelecek artık geldi de biz mi farkında değiliz? Sanat tarihinde kehanetler çok olmuş, özellikle bilimkurgu türünde. İlk akla gelen tabii ki Jules Verne. Onun 1865 yılında yayımlanan Aya Seyahat romanı olayların uzayda geçtiği ilk romandır. Daha sonralar Herbert Wells’in de kurcaladığı aya seyahet motifi 19. yüzyılda kulağa akıl almaz gelse de, bugün artık bilim dalı olan astronomi aslına bakılırsa edebiyatçıların fantazisinden doğdu. Listeyi uzatmak da mümkün: 20. yüzyıldaki diktatörleri gördükten sonra gerçekliğine şüphe kalmayan Mary Shelley’in Frankenstein’ı, belleğini gönüllü olarak hard disc’lere, Wikipedia'ya teslim eden yeni çağın insanı aklımıza Ray Bradbury’nin kitapsız geleceği ve ya Isaac Asimov’un paradokslar içindeki robotları geliyor. Uçan halılarla, bir kıl koparıp yakmakla yardıma gelen kuşlarla tıka basa dolu olan masallarda benim ilgimi hep sihirli aynalar çekmiştir. Defalarca söylendi, sihirli ayna televizyonun (kim bilir, belki de internetin) mecazıdır, fakat bana göre iş sadece böyle yorumlarla bitmiyor. Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler masalını hatırlayalım. Zalim kraliçe her defasında aynanın karşısında aynı soruyu soruyor: Ayna, ayna, söyle bana, var mı bu dünyada benden güzeli? Eğer sihirli aynayla ilgili bin kez tekrarlanan bu düşünceler doğruysa, o zaman konuya başka taraftan da yaklaşabiliriz – her gün o sihirli aynanın önünde kendini başkalarıyla kıyaslayan, yalancı bir teselli arayan, hep aynı soruyu tekrarlayan krallar\kraliçeler artık biziz. Fakat artık sihirli ayna bir kişiyle kıyaslama yapmıyor diye, durum çok karışık. Ne zamansa küçürek bir öykü uydurmuştum: O, aynaya sordu, söyle bana, var mı benden güzeli? Ayna sustu ve o düşündü: susuyorsa, demek onaylıyor. Her filminde bize sunulan gelecek çok farklı ve galiba bu etapta bizim suskunluğumuz da, sorularımız da aynı şeye işaret ediyor: bazen hayatta da online olmak gerek.

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR