Edvard Munch: Alkol, Mermiler ve Sinir Krizleri

Edvard Munch: Alkol, Mermiler ve Sinir Krizleri


Twitter'da Paylaş
0

Bartrum’a göre Munch, gönül işlerine duyduğu korkuyu, saçları Medusa’nınkine benzeyen kızıl kadınlar aracılığıyla yansıtıyor. Tulla Larsen ile Otoportre eseri, 1902 yılında Munch’un yanlışlıkla vurulmasıyla son bulan, çalkantılı ilişkisini anlatan eserlerden biri.

Oslo’nun Munch Müzesi’nin bodrum katında saklı bir hazine bulunuyor. Burada matbaa mürekkebi ile karartılmış, basıldıkları beyaz blokların yanında duran Meryem Analar, vampirler, aslanlar ve kaplanlar bulunuyor. Onlara bakmak, Edvard Munch’un beyninin içine yapılan bir yolculuk hissi veriyor. Bir şövale üzerinde duran Çığlık (1893) eserinin ilk versiyonu, toz pastelle karton üzerine hızlıca karalanmış, gün ışığına maruz kalamayacak kadar narin. Kulaklarını doğanın çığlığından koruyan korku içindeki figür, felaket dönemlerinin nihai imgesi olarak tanımlanıyor.

Munch Müzesi, eserin bu tarz bir ünü olmasına meydan okumak için Londra’daki Britanya Müzesi ile bir araya gelerek, İngiltere’de nadiren gösterilen eserleri içeren Edvard Much: Aşk ve Kaygı sergisini gerçekleştirdi. 19.ve 20. yüzyıl matbaa teknolojilerinden yararlanmış, “Gördüğümü değil, görmüş olduğumu çizerim,” diyen Munch’u sanat tarihinin en dışa vurumcu ve yenilikçi ressamı olarak yansıtan seksenden fazla işten bir tanesi de Norveçli bir koleksiyoncudan ödünç alınan Çığlık resminin siyah-beyaz litografisiydi.

 Munch Müzesi’nin bodrum katında karşılaştığımız en önemli eserler arasında müzenin duvarlarını saran bir dizi gravür bulunuyor. Kol kola ormana doğru yürüyen kadın ve erkek, farklı ruh halleri yaratmak için kullanılan geniş renk yelpazesi… Bazıları insanın keyfini kaçırıyor, bazıları son derece hüzünlü, bazıları ise tehlikeli bir biçimde romantik. Bir kısmında kadın uzun bir elbise giyiyor, diğerlerinde kadının bacakları çıplak. Tek bir imgenin bu kadar çok blok üzerinde defalarca yaratılmış olması hayret verici. Britanya Müzesi Küratörü Giulia Bartrum, “Genelde tahta basma kalıplarda tek renk kullanılır ve kalıplar sırayla basılır, ancak Munch bir bloğu üçe ayırırsa her bir parçayı ayrı ayrı renklendirebileceğini keşfederek blokları parçalara ayırdı ve tek hareketle baskı yaptı. Her baskı birbirinden farklı ve bu baskıların sayısı elliyle altmışı buluyor,” diyor. Munch’un baskı varyasyonlarını yan yana görmek, aynı imgeyi defalarca tekrar etmenin zorluğunu gözler önüne seriyor. 

Munch

Bu baskıların ilklerinden bir tanesi ve en çok tanınanı Hasta Çocuk eseri, ablası Sophie tüberküloza yakalandığında hastalığın onun da canını alacağını inanarak ablasının yatağını ziyaret ettiği anların dışa vurulmuş hali. Hasta Çocuk, Munch’a Avrupa’da itibarını kazandıran, tekniğiyle Almanya’da sansasyon yaratan, bir eleştirmen tarafından “Değersiz, yarı silik taslak,” şeklinde eleştirilmiş bir eserdi. O zamanlar Munch, en güçlü çalışmasını yaratacak ve kırklı yaşlarında ağır sinir bozukluğuna sebep olacak, alkolün dibine vurduğu dönemin içindeydi. Norveç’in frengili toplumundan bahseden Ibsen’in Hayaletler oyunu için tasarlanmış 1906 tarihli dekorlar dahil, Munch’un tiyatro sahneleri için yaptığı eserleri Londra sergisinde yer aldı. Hasta Çocuk üzerinde çalışırken, Munch daha sonra anarşist bir arkadaşına hapishane hücresini süslesin diye hediye edeceği erotik Meryem Ana’yı resmeden eserini yarattı. Bartrum’a göre Munch, gönül işlerine duyduğu korkuyu, saçları Medusa’nınkine benzeyen kızıl kadınlar aracılığıyla yansıttı. Tulla Larsen ile Otoportre eseri, 1902 yılında Munch’un yanlışlıkla vurulmasıyla son bulan çalkantılı ilişkisini anlatıyor. Munch Müzesi’nde bulunan röntgen filmi, kurşunun Munch’un yüzük parmağına isabet eden kurşunu gösteriyor. 

Madonna

Munch’un 1908’de eleştirmenler ve diğer sanatçılardan kaçtığı evi ve stüdyosu, Oslo’da merkeze uzak bir dağın yamacında bulunuyordu. Öldüğü güne dek pek sevdiği köpekleriyle birlikte burada yaşadı. Alkolikliğinden ve kaygılarından kurtuldu, etrafındaki doğayı defalarca resmetti. Hava durumu nasıl olursa olsun, resimlerini kırık bir çatının altında bırakıp, “Bu eserlerin kendilerini koruması iyi bir şey,” dedi. Ekely’deki evi uzun süre önce yıkıldı ancak atölyehâlâ duruyor. Belli aralıklarla halka açılan stüdyoya ulaşmak zor fakat Olav Ringdal gibi sergi hazırlıkları içinde olan sanatçılara konaklama imkânı sunuluyor. Ringdal, Munch’un vasiyetinin “biraz sinir bozucu” olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Keşke Hollandalı olsaydım, çünkü onlar geniş bir yelpazeye sahipler. Burada sadece Munch var.” Zarif bir minimalist şehir galerisinde bulundan sanatçı AK Dolven farklı bir görüşe sahip. Munch’un atölyesinde zaman geçirmeyi “Munch ile iletişim içinde olmak,” şeklinde yorumluyor. 

Oslo’nun özenle boyanmış belediye binasında düzenlenen Nobel Barış Ödülü Töreni’ne katılmayı reddetmesine rağmen, Munch’un varlığı koridorlarda ve komite odalarında hissediliyor. Hatta sinir bozukluğundan mustarip olduğu dönemde yarattığı on dokuz litografi binanın duvarlarını donatıyor. Munch hayvan resimleri çizmeyi çok severdi, bunun için sık sık hayvanat bahçelerini ziyaret ederdi ancak şu şekilde yazdı: “Doğanın fotoğraflarından daha fazlasını istiyoruz. Duvarlara asmak uğruna yapılmış resimler istemiyoruz. İnsanlığa bir şey katacak bir sanat yaratmak istiyoruz yahut böyle bir sanatın temellerini atmaya çalışıyoruz. Kişinin kalbinin ta içine ait bir sanat.” 

Munch’un Çığlık adlı eseri

Munch’un en çok bilinen eseri, sanatın geçiş dönemi diye anılan 19. yüzyılın sonlarında yapılmıştır. Bir zamanlar sanatçılar nesneleri objektif bir şekilde çizmeyi isterken, bu dönemde Edvard Munch gibi cesur sanatçılar duygu ve düşüncelerini ifade etmek için sanatı kullanmaya başladılar. Her ne kadar, zamanında sanat eleştirmenleri tarafından reddedilmiş ve çok radikal olduğu düşünülmüş olsa da Munch ve Vincent Van Gogh gibi sanatçılar Ekspresyonizm gibi yenilikçi sanat akımlarının önünü açmıştır. Öyleyse, Çığlık’ın altında yatan anlamı ve hikâyesi nedir? Munch’un “ruh resmi” adıyla hitap ettiği eser, dürüst bir şekilde içsel sıkıntıları ve endişeleri dışa vuran çirkin görüntüsüyle, Munch’un eserin tekniği ya da estetik kaygısındansa kişisel anlama önem verdiğini vurguluyor. Munch’un günlüklerine göre, bu tablo otobiyografik olaylardan esinlenmişti:

“Güneş battığında iki arkadaşla yürüyordum. Birden gökyüzü kan kadar kırmızı bir renge büründü. Durdum ve çite yaslandım, çok yorgun hissediyordum. Ateş ve kanın dilleri siyah fiyordun üzerine gerildi. Ben arkada korkudan tir tir titrerken arkadaşlarım yürümeye devam etti. Ardından doğanın muazzam, sonsuz çığlığını duydum.”

Burada Munch, başlangıçta sakin bir akşam gibi görünen, arkadaşlarıyla yürüyüşe çıktığı bir Norveç akşamını tasvir ediyor. Gün batımını seyretmek kulağa rahatlatıcı gelse de, Munch’a varoluşsal bir kriz yaşatıyor. Munch panik atağa benzeyen tepkiler gösterirken hissettiği, yoğun duyguları anlatıyor. Çoğu panik atakta olduğu gibi, bu yalnız bir mücadeleydi. İki arkadaşı olanlardan habersiz yoluna devam etmekteydi. Van Gogh’un Yıldızlı Gecesi gibi, Çığlık resminin arka planı tahammül edilemez duygularla dolup taşar. Gerçek bir Ekspresyonist sanatçı gibi parlak, birbirleriyle kontrast oluşturan renkleri kullanarak anın yoğunluğuna ilgi çekiyor. Gökyüzü “mavimsi siyah” suyun üzerinde tutuşuyor. Munch, 1895'te şiire uyarlanan yazısında “açıklanamayacak derecede yorgun” hissettiğinden bahsederken, resmi de aynı şekilde sanatçının olay yüzünden duyduğu çaresizliği ve baş dönesini ön plana çıkarıyor. Şiirinin sonunda Munch, duyduğu “muazzam, sonsuz bir çığlıktan” bahsediyor. Aslında eserin orijinal adı Der Schrei der Natur yani Doğanın Çığlığı’ydı. Eserde bağıran figürün kendisi, ancak Munch bize çığlığın doğadan, başka bir yerden geldiğini söylüyor. Munch’un şiirinde “kan” kelimesinin eserde girdap gibi dönen sıcak tonlarla birlikte defalarca kullanılması, dışarıdan gelen fiziksel bir tehdidin varlığına dikkat çekiyor. Munch’un bahsettiği çığlık, ölmekte olan hayvanların iç karartan çığlıkları olabilir. Bu mezbaha, Çığlık’taki tek acı kaynağı mıydı? Vincent Van Gogh gibi, Edvard Munch da hayatı boyunca anksiyete ve delilikle mücadele etti. Akıl hastası olan kız kardeşi, Çığlık eserini yarattığı sene hastaneye kaldırıldı. Kardeşinin yatırıldığı akıl hastanesi, Munch’un evine çok yakındı ve yol üstünde bir adet mezbaha bulunuyordu. Çığlık bu hastaneden mi geliyordu? Kesin olan bir şey var ki Munch'un eseri, kaynağı ne olursa olsun modern çağda hem fiziksel hem duygusal acılar çeken canlıların sesini yansıtıyor. 

Munch, KaygıKaygı, 1894

Ergenlik, 1894

OtoportreSigaralı Otoportre, 1895

Ayrılık, 1896

Hayatın Dansı, 1899

Çeviren: Aslı İdil Kaynar

(Theguardian&Legomenon)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR