Erteleme Sanatı
27 Şubat 2020 Kitap

Erteleme Sanatı


Twitter'da Paylaş
0

Erteleyiciler, genellikle yanlış yolu izlerler. Yapacak işleri az olursa ertelemeyi bırakıp bu işleri tamamlayacaklarını varsayarak, yerine getirecekleri görevlerin sayısını asgariye indirmeye çalışırlar. Fakat bu tutum erteleyicinin esas doğasına aykırıdır ve en önemli motivasyon kaynağını kurutur.

Aylardır bu makaleyi yazmaya niyet ediyorum. Peki neden nihayet yazıyorum? Acaba sonunda boş vakit bulduğum için mi? Hayır. Ödevlere not vermem, kitap sipariş formları doldurmam, Ulusal Bilim Vakfı’na sunulacak bir makale için hakemlik yapmam ve tez taslakları okumam gerekiyor. Bütün bunları yapmamak için de bu makale üzerine çalışıyorum. Sistematik erteleme dediğim şeyin özü burada yatıyor, keşfettiğim bu muhteşem strateji, erteleyicileri herkeste saygı ve hayranlık uyandıracak çok işler başaran ve zamanı iyi kullanan etkin insanlara dönüştürüyor.

Aslında ben bu stratejiyi yeniden keşfetmiş sayılırım. 1930’da, Chicago Tribune için yazdığı ve “İş Kotarmanın Yolları” ismini verdiği bir köşede Robert Benchley, “Hey insan herhangi bir miktarda işi yapabilir, yeter ki bu şimdi yapılması gereken bir iş olmasın,” demişti. Bu alıntıdan anlaşılacağı üzere, Benchley temel prensibi kavramıştı, tıpkı onun gibi sistematik erteleyici olan diğer büyük düşünürler de aynı şeyi fark etmişlerdir herhalde. Bir gün bu konuyu daha derinlemesine araştıracağım.

Tüm erteleyiciler yapmaları gereken işleri savsaklar. Sistematik erteleme bu olumsuz kişisel özelliği kendi lehinize çevirme sanatıdır. Buradaki anafikir, ertelemenin kesinlikle hiçbir şey yapmamak anlamına gelmediğidir. Erteleyen insanların hiçbir şey yapmaması nadiren görülen bir şeydir, bahçecilik veya kurşunkalem açmak ya da ilk fırsat bulduklarında dosyalarını nasıl yeniden düzenleyeceklerini gösteren şemalar hazırlamak gibi daha az yararlı işler yaparlar. Erteleyen insan bunları neden yapar? Daha önemli şeyleri yapmaktan kaçınmanın bir yolu olduğu için yapar. Erteleyicinin tek yapması gereken kurşunkalem açmak olsa, dünyada hiçbir güç ona bu işi yaptıramazdı. Erteleyen insan, zor ve önemli görevleri vaktinde yerine getirmek için motive edebilir, yeter ki, bu görevler daha önemli şeyleri yapmamanın bahanesi olsun.

Sistematik erteleme, kişinin yapması gereken işleri bu olgudan faydalanacak şekilde yapılandırmasıdır. Aklınızda –belki de, not aldığınız bir yerde- sonuçlandırmak istediğiniz işleri önem sırasına göre bir listesi bulunur. Bu listeye öncelikler listesi bile diyebilirsiniz. En önemli ve acil görünen işler en üstte yer alır. Fakat listenin alt sıralarında da yapılmaya değer işler bulunur. Bu işleri yapmak, listenin üst sıralarındaki işlerden kaçınmanın bir yoluna dönüşür. Buna benzer bir iş yapısı sayesinde erteleyici faydalı bir yurttaş olur. Hatta benim gibi çok iş kotaran biri olarak nam bile salabilir.

Stanford’daki öğrenci yurdu Soto House’ta, eşimle birlikte rehber öğretmen olarak görev yaptığım dönemde, sistematik erteleme için şimdiye kadar sahip olduğum en mükemmel ortamdaydım. Akşamları, okunacak sınav kâğıtları, hazırlanacak dersler ve yapılacak kurul işleri beni beklerken, yurdun hemen yanındaki kulübemizden çıkıp öğrenci salonuna gider, yurtta kalan öğrencilerle pinpon oynar, öğrencilerin odalarına gidip dertlerini dinler ya da oturup gazete okurdum. Müthiş bir rehber öğretmen olarak ün salmıştım, kampüsteki lisans öğrencileriyle vakit geçiren ve onları yakından tanıyan ender profesörlerden biriydim. Ne üçkâğıt ama! Daha önemlisi işleri yapmamak için pinpon oynuyordum ve Bay Chips (James Hilton’ın 1934 tarihli Goodbye, Mr Chips adlı romanındaki iyi kalpli öğretmen) olarak ün salmıştım.

Erteleyiciler, genellikle yanlış yolu izlerler. Yapacak işleri az olursa ertelemeyi bırakıp bu işleri tamamlayacaklarını varsayarak, yerine getirecekleri görevlerin sayısını asgariye indirmeye çalışırlar. Fakat bu tutum erteleyicinin esas doğasına aykırıdır ve en önemli motivasyon kaynağını kurutur. Listesindeki birkaç iş doğal olarak en önemlileri olacağından, bunları yerine getirmenin tek yolu hiçbir şey yapmamaktır. Bu yolun sonu verimli bir insana değil, miskinliğe çıkar.

Bu noktada “Peki, ya listenin başında yer alan ve hiç yapılmayan önemli işler ne olacak?” diye soruyor olabilirsiniz. Haklısınız, galiba bir sorunla karşı karşıyayız.

İşin püf noktası, listenin üst sıraları için doğru projeleri seçmektir. İdeal projelerin iki özelliği vardır. Birincisi, kesin teslim tarihleri olduğu izlenimini uyandırırlar ama işin aslı böyle değildir. İkincisi, çok önemliymiş hissini uyandırırlar ama işin aslı öyle değildir. Neyse ki hayat bu tip görevlerle dolu. Üniversitedeki görevlerin büyük çoğunluğu bu kategoriye girer, diğer büyük kurumların çoğu için de aynı şeyin geçerli oluğuna eminim. Mesela şu anda listemin en üst sırasında yer alan işi ele alalım. Dil felsefesi alanında derlenen bir kitap için yazmam gereken bir makale bu. On bir ay önce bitmiş olması gerekiyordu. Sırf bu makale üzerinde çalışmamak için hatırı sayılır miktarda önemli iş hallettim. Birkaç ay önce, suçluluk duygusunun verdiği rahatsızlıkla editöre bir mektup yazıp bu kadar geciktiğim için çok üzgün olduğumu ve hemen işe koyulacağım yönündeki iyi niyetimi dile getirdim. Tabii ki, mektubu yazmak da makale üzerinde çalışmamak için bulduğum bir başka yoldu. Sonuçta, teslim süresini diğer yazarlardan daha fazla geciktirmiş olmadığımı öğrendim. Hem ne kadar önemliydi ki zaten? Bir noktada, daha önemli görünen başka bir işin ortaya çıkamayacağı kadar önemli değildi. İşte, makale üzerinde çalışmaya o noktada başlayacaktım.

Bir diğer örnek de vereceğim derslerde okunacak kitapların sipariş formları. Bu yazıyı haziranda yazıyorum. Ekimde epistemoloji üzerine bir ders vereceğim. Kitap sipariş formlarını kitapçıya teslim etmem gereken tarihin üzerinden bayağı zaman geçmiş.

Bu görevi, insanı sıkıştıracak bir teslim tarihi olan bir iş gibi görebilirdim. (Siz ertelemeyenler için belirtmem gerekir ki son teslim tarihleri, üzerinden bir iki hafta geçmeden insanı sıkıştırmaya başlamaz.) Bölüm sekreterinden her gün uyarı alıyorum, bazen öğrenciler bana hangi kitapları okuyacağımızı soruyorlar ve boş sipariş formları masamın tam ortasında, boş patates cipsi paketinin hemen altında öylece duruyor. Bu iş, listemin üst sıralarına yakın bir yerde bulunuyor, beni rahat bırakmadığı için görünüşte daha önemsiz ama başka bazı faydalı işleri yapmamı sağlıyor. İşin aslı şu: Ertelemeyenlerin çoktan teslim ettiği formlar kitapçıyı zaten gayet meşgul ediyor. Benimkini yazın ortasına kadar gönderirsem konu hallolacak. İşini bilen yayınevlerinin tanınmış kitaplarını sipariş vereceğimi biliyorum, hep öyle yaparım. Ayrıca, bugün ile mesela ağustos arasından başka ve görünüşte daha önemli bir işi üstleneceğimden hiç kuşkum yok. O noktada, yeni görevi yerine getirmemek için sipariş formlarını içim rahat ederek dolduracağım.

Bu noktada, dikkatli okurlar sistematik ertelemenin belli bir oranda kendini kandırmayı gerektirdiğini hissetmiş olabilirler, ne de olsa kendimizi sürekli bir piramit modeline maruz bırakıyoruz. Çok doğru. Önemi abartılmış ve son eşlim tarihleri gerçekçi olmayan görevleri bulup bu işleri üstlenirken, bir yandan da kendimizi çok önemli ve acil olduklarına ikna etmemiz gerekir. Hiç de zor değildir bu çünkü neredeyse bütün erteleyiciler kusursuz bir kendini kandırma yetisine sahiptir. Ayrıca, bir kişilik zaafını kullanarak diğer bir zaafımızın olumsuz etkilerini telafi etmekten daha asil ne olabilir ki?

Kaynak: John Perry, Erteleme Sanatı, Elvan Kıvılcım, 2012, Sel Yayıncılık


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR