Eski Köye Yeni Roman
4 Şubat 2019 Edebiyat

Eski Köye Yeni Roman


Twitter'da Paylaş
0

Köy romanı üzerine düşünmek yıllar yılı aklımızdan bile geçmemiş.

İnsanın en kibirli yanılgısı, sanatın mutlak yaratıcısı olduğunu düşünmesidir. Sanat ile insan arasında süregelen uzun ilişki dikkatlice incelendiğinde, sanatın çoğu zaman dominant ve yapıcı rolü üstlenen taraf olduğu anlaşılır. Oysa insan bu ilişkideki dengeyi anlama eğiliminde değildir: O, bu ilişkide büyüklenen tutumunu takınır ve sanatı fütursuzca kategorize etme hakkını kendine tanır. Bu bağlamda edebiyat kategorilere belki de en fazla ihtiyaç duyan alandır. Ancak trajikomik bir şekilde, kategoriler altında anlamını en çok yitiren yine edebiyattır. Duyulan ihtiyaç sebebiyle çabuk kanıksanan bu düzen içerisinde eserleri bizden öncekilerin sınıflandırdığı şekilde ele alırız. Hatta bu sınıflandırmaları baz alarak eserlerin başarılı olup olmadığına karar veririz. Ancak tam bu noktada, her düzenin ihtiyaç duyduğu meraklı ve sorgulayıcı bakış açısına edebiyat da ihtiyaç duyar.

İletişim Yayınları’ndan çıkan Eski Köye Yeni Roman ile Erkan Irmak, meraklı ve sorgulayıcı bakış açışının edebiyatımızdaki temsilcisi olarak okurla buluşuyor. Çalışmasında, Türk edebiyatında köy romanının var olduğu süreci aydınlatmaya çalışan yazar, okur için son derece ufuk açıcı bir rol üstleniyor. Ülkemizde edebiyat araştırmalarının kısır döngüye girdiği bir süreçte Irmak, edebiyatımızın kategorize edilip bir köşeye kaldırılmış çalışmalarla dolu olduğunu fark etmemizi sağlıyor.

Ülkemizde özellikle köy romanlarına karşı üstünkörü bir tavır takınılması maalesef aşina olduğumuz bir durum. Zira klasik Türk edebiyatından itibaren edebiyatımızın birçok değerli dönemi “kapalı” ya da “verimsiz” olarak nitelendirilip geçiştirilmiştir. Köy romanları da bu sığ değerlendirmelerden nasibini almış ve yalnızca “sembolik” olarak birkaç satırla anlatılmıştır. Bu noktada Eski Köye Yeni Roman, edebiyatta genelgeçerlerin ya da bahşedilen sembolik anlamların ne kadar köreltici olabileceğini kanıtlar nitelikte karşımıza çıkıyor. Irmak’ın değerli çalışması, edebiyat-toplum ilişkisini son derece açık ve pürüzsüz bir şekilde ortaya koyuyor. Sanat-toplum ya da sanat-tarih ilişkisini kabul etmek adeta kültürel bir motor faaliyettir, ancak bu ilişkiler her zaman kişide büyük bir hayret uyandırır. Eski Köye Yeni Roman da savaş sonrası Türkiye’nin değişen iç dinamiklerinin edebiyattaki güçlü izlerini ortaya koyarak okurda hayret uyandırıyor.  

Eski Köye Yeni Roman, “Vatanı Olmayan Tür: Roman”, “Köylüleri Öldürmek” gibi son derece ilgi çekici beş bölümden oluşuyor. Bu bölümlerde ne yazık ki üzerine düşünmeye pek vakit ayırmadığımız soruların ve cevaplarının oluşum sürecini anlamaya çalışan Irmak, özellikle kendi edebiyatımızla yüzleşmemize vesile oluyor. Zira çalışmayı okudukça büyük bir samimiyetle fark ediyoruz ki köy romanı üzerine düşünmek yıllar yılı aklımızdan bile geçmemiş. Bu samimi farkındalık, aslında çok ciddi başka bir yüzleşmenin de temelini atıyor: Köyün ve köylünün farkına varma. Genellikle, hangi ideolojiye sahip olursak olalım, “köy” kafamızın bir yerinde idealize edilmiş halde durur: Köylü “zamanı gelince” ortaya çıkacaktır, çalışkandır ve zamanı gelince daha da çalışkan olacaktır, dünya ne kadar değişirse değişsin toprağa duyduğu aşk köylüyü her daim saf kılacaktır. Bu denli misyon yükleyerek kişiliğini bastırdığımız köy, ülkenin kritik siyasi süreçlerinde de aynı şekilde bastırılır. Köy enstitüleri ile son derece pragmatist eğitimlere tabi tutulan köyün enerjisi yine köye aktarılmaya çalışılır, edebiyat da ister istemez aynı mantıkla şekillenir. Dönemin ve edebiyatın bu girişimlerini çoğu insan gibi biz de “O an için atılması gereken doğru adım” olarak görürüz ve ötesini hiç düşünmeyiz. Ancak insanın olduğu yerde her daim daha ötesi vardır. 

Bu noktada Eski Köye Yeni Roman’ı yalnızca edebiyat araştırması olarak değerlendirmek ciddi bir haksızlık olur. Erkan Irmak’ın bu incelikli çalışması edebiyatımıza dair merak ve hayranlık uyandırırken aynı zamanda bizi oldukça geç kalınmış bir hesaplaşma içine de sokuyor. Çalışmanın oluşturduğu nefis ve eksiksiz panaroma okuyucuya bambaşka bir motivasyon kazandırıyor. Eski Köye Yeni Roman ile okur “Gitmesek de varmasak da, o köy bizim köyümüzdür.” demek yerine, o köyü yalnızca kendi gerçekliği içinde anlamak için şiddetli bir istek duyuyor.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR