Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

15 Temmuz 2023

Kültür Sanat

Fildişi Kule Tabirinin Kökeni

Fulya Kılınçarslan

Paylaş

2

0


Fildişinin değerine atıfta bulunan en temel kaynak, yaklaşık on üç bin sayfalık Mahabharata.

Edebiyat tarihçileri fildişi kule tabirinin en bilindik kullanımının Fransız edebiyat eleştirmeni Charles Augustin Sainte-Beuve’ün yazmış olduğu bir mektupta yer aldığını belirtir. Yirminci yüzyıla kadar olumsuz bir çağrışımı olmayan bu ifadeyi Sainte-Beuve, Fransız şair ve yazar Alfred Victor de Vigny’yi tasvir etmek için kullanır ve kendi çağdaşlarına nazaran epey yalıtılmış bir hayat süren Vigny’nin bu yönünü, “kendi fildişi kulesinde yaşıyor,” sözleriyle takdir eder. Çünkü Hristiyanlık inancına göre fildişi asalet ve saflığın temsili, fildişi kuleyse dünyevi yaşamın huzursuzluklarından ziyade ezeli ve ebedi bilginin sakinliğini tercih eden zihinlerin mekânıdır.

Peki ne oldu da, geçmişte saflığı, bilgeliği ve aklın yaratma potansiyelini temsil eden fildişi kuleler ters yüz edilip şimdinin kibir makamı haline geldi?

E.M. Forster, 1938 yılında yazdığı bir yazısında “fildişi kule” tabirinin o sıralar “escapism”, yani gerçeklerden kaçış manasına gelebilecek bir tarzda kullanılmaya başladığından bahseder. Forster’a göre bu yeni yakıştırma da (tıpkı -izm ekiyle biten çoğu kelime gibi) tanımlamak istediği meseleye karşı önyargılıdır çünkü dünyadan kaçmak için söylenebilecek onca söz varken 1938’in atmosferinde Sainte-Beuve’ün fildişi kulesine kaçan kişi anca takdir edilir. 1938 yılının vurgulanmış olması önemli çünkü 9 Kasım 1938 gecesi Berlin’de olup bitenler, bir anlamda Yahudi Soykırımı’nın da habercisi. Kristal Gece ya da Kasım Kıyımı olarak adlandırılan bu olaylarda Nasyonal Sosyalist Parti içindeki paramiliter gruplar Berlin’de harekete geçerek Yahudilerin sahibi olduğu konut ve dükkânları yağmaladılar, sinagogları ateşe verip onlarca insanı katlettiler. Alman polisiyse her şeye seyirci kaldı – tıpkı 6-7 Eylül olaylarında polisin İstanbul’da olup bitenlere seyirci kaldığı gibi.

Yazar Annette Dumbach Kristal Gece’de yaşananları şöyle özetler: İnsanın içindeki canavar maskesini çıkarmış ve üstü örtülü kibarlıklarla akılcı hale getirme oyunlarının zamanı sona ermişti. Yazar Yiğit Okur’un kahramanı Hulki Bey’in 6-7 Eylül olayları için tasviriyse çok daha çarpıcı: 55 yılının 6 Eylülü’ne rastlayan bu gece, dünyada benzeri olmayan bu alem, birkaç saat içinde göçüp gidecekti. Sadece birkaç saat bin yılı yiyip tüketecekti. Sonra da uzun yıllara yayılan bir süreçte, gül yüzü, çiçekbozuğu çopur yanaklarında jilet yaraları, bir gözüne kezzap dökülmüş, öbürü bakarkör, burun kemiği çökmüş, yapılı omuzları düşmüş, İsa’nınkine benzeyen ince, solgun, narin ayakları nasırlı, cerahat kokan, hiçbir pabuca sığmayacak kadar kocaman, parmak araları egzamalı, iltihaplı, tırnakları düşmüş, kuytuda unutulmuş, üstünde mavimtırak sineklerin üşüşüp cümbüş ettiği bir köpek leşi gibi, tarihin ayak uçlarında kalacaktı.

“İnsan bir hayvandır,” diyor E.M. Forster, “ama tuhaf bir hayvandır. Sürü içgüdüsüne sahip olduğundan kolayca kabileler, çeteler, uluslar oluşturur.

Kristal Gece’nin sonrasında polis, yaklaşık otuz bin Alman Yahudisi erkeği tutuklayıp toplama kamplarına gönderirken 1955 yılında Türkiye’de kimse değil ama, aynı istilacı zihniyetin günümüze sirayeti neticesinde bugün neredeyse bütün ülke sahip olduğu insani değerleri yitirip kendini, kendi zihniyetinin ürünü olan bir toplama kampına mahkûm etti.  “İnsan bir hayvandır,” diyor E.M. Forster, “ama tuhaf bir hayvandır. Sürü içgüdüsüne sahip olduğundan kolayca kabileler, çeteler, uluslar oluşturur. Ama öteki hayvanların aksine yalnızlık içgüdüsüne de sahiptir. Sonuç olarak davranışlarında her zaman kendisiyle çelişir ve karışıklıklara düşer.”

Fildişi Kule tabiri ve taşıdığı anlamdaki değişim de böylesi çelişkilerin ürünü. Fildişinin değerine atıfta bulunan en temel kaynak, yaklaşık on üç bin sayfalık Mahabharata. Bhandarkar Doğu Araştırmaları Enstitüsü tarafından yaklaşık elli yıllık bir süreçte derlenen Mahabharata’yı yazanın Hint bilge Vyasa olduğu söylense de fiziki yazımı Ganesha’ya atfedilir. Bilgi ve hikmetin, karmanın ve kozmik hafızasının tanrısı olan fil başlı Ganesha aynı zamanda iyi şans getiren, bütün engelleri kaldıran neşeli bir tanrı olarak tasvir edilir. Rivayete göre Vyasa Mahabharata’yı önce zihninden tasarlar ve bu hikâyeyi dünyaya yaymanın yollarını düşündüğü sırada Lord Brahma ona, Ganesha’nın yardımına başvurmasını söyler. Üç yıl boyunca Vyasa aktarır, Ganesha yazar ve yazarken kendi dişini kullanır. O yüzden Ganesha’nın bütün tasvirlerinde dişlerinden biri kırıktır ve bu kırık diş hem yeni başlangıçların hem de bilgelikle irfanın sembolüdür.

Fildişinin bilgelikle olan bağlantısı Mahabharata ile de sınırlı değil. İbrani kaynaklarına göre Eski Ahit, fildişi kule tabirinin karşılığı olan “migdal şinhav” ifadesiyle İsrail’in yedinci kralı Ahab’ın saraylarından birine atıfta bulunur. Sadece bilgelerin ve bilgiyi arayanların girebildiği bu saray, aynı zamanda bilgiyi derlemekle görevli seyyahlar için de durak vazifesi görür. Ama Ahab’ın ismi, inşa ettiği bu bilgelik sarayıyla değil, günümüzde Batı Şeria sınırları içinde yer alan Eriha ile anılır. İbrani yorumcuların ifadesiyle İsrail’e kendisinden önce hüküm sürenlerin hepsinden çok daha fazla zarar veren Ahab, Baal kültü olarak bilinen başka bir manevi akımın etkisine girer ve hem başka ilahlara tapınarak on emrin birincisini hem de suretlere tapınarak ikincisini çiğner. Küçük günahları hafife almanın daha büyük günahlara yol açtığını söyleyen yorumcular, Ahab’ın küstahlığına ve kibrine öykünen tebaanın kadim yazıtlardaki laneti ve yasağı hiçe sayarak Eriha’da bir kent inşa ettiğini söyler. Asla huzura kavuşamayacağı belirtilen Eriha’nın Farhi İncili’ndeki tasviri Daidalos’un Girit’te inşa ettiği labirentin hemen hemen aynısıyken yüksek duvarlarla çevrili bu kentin ortasından yükselen devasa büyüklükteki taş kulenin dış yüzeyi fildişi süslemelerle bezelidir. Fakat deniz seviyesinin 285 metre altında bulunan Eriha, sadece Kral Ahab’ın saraylarına değil, ondan yaklaşık sekiz yüz yıl sonra aynı bölgeye hükmeden Kral Hirodes’in üç farklı sarayına ve devasa inşaat projelerine de ev sahipliği yapar. Nasıl ki Kral Ahab, Victoria Dönemi’nde şeytana tapma ayinleriyle özdeşleştirilen Baal kültüne olan yakınlığıyla nam salmıştır Kral Hirodes de hükmetme hırsıyla geçirdiği histeri krizleriyle ünlüdür ve kendi topraklarında doğacağı söylenen Mesih’i yok edebilmek için yüzlerce erkek çocuğunu katlettirir.  

Günümüze gelindiğindeyse aynı bölge bu sefer de başka bir ismin inşaat faaliyetlerine sahne olur. İsrail Sendikalar Birliği Histadrut, 1921 yılında sosyalizm ruhuyla bir kooperatif örgütlenmesi kurar ancak bu kooperatif, maaşlara yaptığı ek ödemeler sebebiyle 1923 yılında iflas eder. Bu aşamada Dünya Siyonist Teşkilâtı devreye girer ve oluşumu yeniden yapılandırılarak “Solel Boneh” isminde bir inşaat şirketine dönüştürür. Solel Boneh, bölgedeki inşaat işlerinin tamamına yakını için bölgedeki İngiliz yönetimi ile anlaşır. Kristal Gece’nin yaşandığı tarihten yaklaşık dört ay önce Solel Boneh, Lübnan Sınırı’na diktiği, dikenli tellerden oluşan Tegart Duvarı’nı tamamlar ama işgücü yokluğu sebebiyle kulelerin inşaatına başlayamaz. Ve tarihsel tesadüfler, Kristal Gece’nin yaşanmasından sonra bölgeden çıkış yapamayan on binlerce Yahudi’yi toplama kamplarına gönderirken bölgeden kaçmayı beceren binlerce Yahudi’yi de İngiliz mandasındaki Filistin’e, Solel Boneh’in sahibi olduğu çalışma kamplarına gönderir. İşte Dachau ya da Auschwitz ve Birkenau toplama kamplarındaki gözetleme kulelerini andıran Tegart Kuleleri, Arapların “militer kamp” olarak nitelediği bu çalışma kamplarında yaşayan Yahudiler tarafından inşa edilir. Kulelere ismini veren Tegart ailesinin özdeyişiyse bir hayli dikkat çekicidir: Zorla değil, mantıkla.

Fildişi Kule tabirinin izini sürünce ortaya çıkan bütün bu bilgi kırıntıları, daha doğrusu bilge tanrı Ganesha’dan Yahudi Kral Hirodes’e, Nazi Almanyası’ndan Solel Boneh isimli bir inşaat firmasına uzanan bütün bu bağlantılar, bin yıllar boyunca kollektif bilinç tarafından kurgulanıp gündelik bilinç tarafından gerçeklik kazandırılan tarihin basit bir haritasından başka bir şey değil. Kristal Gece’nin bir benzeri İstanbul’da yaşanmadan aylar evvel Solel Boneh ile dönemin Dış İşleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu arasında bir görüşme gerçekleştirildiğini,* konunun Antalya’da kurulması planlanan NATO üssü olduğunu ve Solel Boneh’in İran ve Kıbrıs da dahil olmak üzere fildişi kulelerle ilgili mitlerin geçtiği bütün coğrafyalarda en az bir kule ya da kule benzeri yüksek yapı inşa ettiğini düşünürsek değişenin sadece isimler ve coğrafyalar olduğunu ama hiç değişmeyen bir zihniyetini temsil etmek üzere oluşturulan kurumların ve olayların tarihe hükmettiğini söyleyebiliriz.

Nasıl ki Adolf Hitler, Ganesha’nın sembolü olan Svastikayı kendine mal ederek bu kutsal sembolün kollektif bilinçteki anlamını ters yüz etti, bir zamanlar bilgeliğin ve tefekkürün sembolü olan fildişi kuleler de dünya savaşları süresince önce korkuyu temsil eden gözetleme kulelerine, sonrasındaysa herhangi bir noktada iktidar sahibi olmanın hırsını temsil eden kibir makamlarına ve bana dokunmayan yılan bin yaşasın mantığının mekânına dönüştü. Doğru, “dünyanın dehşetinden ve sıkıcılığından kaçarız,” diyor E.M Forster, “korktuğumuz, sıkıldığımız ya da öfkelendiğimiz için kendi kulelerinize çekiliriz. Ama geri çekilmemizin yegâne sebebi korkuysa o zaman Fildişi Kulelerde bile çok az huzur bulunur. Kendimizi oraya kapatır, titrer ve an be an kırılgan kalemizi paramparça edecek darbeyi bekleriz. Bu kötü anlamda bir kaçıştır ve ona karşı söylenebilecek tüm sert şeyleri hak eder. Bundan kurtuluş olmadığı gibi bunda yaratım da yoktur.”

*Şu an neredeyse bütün kaynaklar Adana’daki NATO Üssü’nün ABD Mühendislik Grubu tarafından inşa edildiğini belirtse de, söz konusu ihaleyi Amerikan Ordusu’ndan alan firma Solel Boneh’tir  https://www.nli.org.il/he/newspapers/bbh/1958/08/01/01/article/11/?e=-------he-20--1--img-txIN%7ctxTI--------------1  ve İsrail’in resmi arşivlerinde Solel Boneh’in  1955 yılında Antalya’da kurulacak üs için  Fatin Rüştü Zorlu ile görüşme yaptığı bilgisi mevcuttur https://catalog.archives.gov.il/wp-content/uploads/2017/03/Documents-on-the-Foreign-Policy-of-Israel1955.pdf

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Bir Ressam, Bir Heykeltıraş ve DâhiSennur Karanlık
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

P. D. &. L. Moon

6 Ekim 2025

Mega Influencerların Yükselişi

Mega influencerlar halkın hayal gücüne yön verir. Ve gerçeklerden çok anlatıların önem kazandığı bir dünyada savaşlar hayal gücünde kazanılır, hayal gücünde kaybedilir.Epistemolojik bir krizin son safhalarındayız. Yapay zekâyla donanmış çağımızda hakikat fikri -ne olduğ..

Devamı..

Kapitalist Kişisel Dönüşümün Olmazsa O..

Fabien Trécourt

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024