Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

13 Şubat 2022

Söyleşi

Firdevs Ev: “Asıl hikâyenin denklik kuramadığımız yerlerde olduğuna ben de katılıyorum. Denklik kurma iddiasının absürtlüğü de zaten ayrı bir hikâye.”

Aynur Kulak

Paylaş

0

0


Çocuk bakışını yazmayı, bir ortama “tuhaf” bir çocuk yerleştirmeyi veya yetişkin olanla birlikte düşündüğümüzde ona yüklediğimiz düaliteyi sorguya açmayı seviyorum.

Firdevs Ev ile ilk öykü kitabı Tavana Bak odağında gerçekleştirdiğim söyleşi dört ana başlık etrafında yol alarak ilerledi. Çoğalma. Eksilme. Denklik. Döngü. Kitabın da ana bölümlerini oluşturan bu dört kavram yaşam içerisindeki gerçekliklerden, büyülü gerçekliğe, çoğalarak bir arada olmanın her zaman iyi sonuçlar getirmediğine, eksilmelerin faydalarına, asıl hikayenin denklik kuramadığımız yerlerde başladığına ve döngüye etkilerine kadar okuduğumuz öyküler boyunca bizlere alternatif bir yolculuğa davet ediyor.

Tavana Bak öyküleri odağında Firdevs Ev ile yapmış olduğum söyleşi için  buyurun lütfen.

Aynur Kulak: İlk etapta edebiyat ile sanat ile olan bağınızdan bahsetmenizi rica ederek konuşmaya başlamak istiyorum. Dergi yayıncılığınız, kitap çevirileriniz yayıncılık ve kültür sanat alanlarında çalışma deneyimleriniz var. Edebiyat ile sanat ile olan bağınız nasıl şekillenmeye başladı ve nasıl bir yolculuk sonrası buralara kadar geldi?

firdevs ev ithakiFirdevs Ev: Annem kendi halime bırakıldığımda hep bir poşet bulup halıda yuvarlanarak oynadığımı anlatır. Öyküler de kendi kendime yuvarlanmak gibi başladı. İlkokuldan beri okul gazetelerine musallat olduğumu, bilgisayarla tanışmanın boş Word sayfasını hayatıma soktuğunu ve yetişkinliklerin dünyasından sıkıldığımda okuyacak bir şeylere kaçtığımı hatırlıyorum. Bu ilişki sürdü hep; ara ara iş hayatının yoğunluğundan yazamadığım dönemler olsa da hep bir şekilde kitapların dünyasında kalmaya çalıştım. Bir dönem dergicilik geldi, sonra Metin Deneyleri Alanı, ufak ufak çeviriler… Bir yandan da geçimimi sağlamak için severek yapabileceğim işlerin peşine düştüm. İletişim alanında deneyim edindim, yayıncılık, kültür sanat… Hepsi birleşince kitapların, yazarların, sergilerin ve sanatçıların daha fazla kişi tarafından tanınmasına yönelik çalıştığım bir iş alanında buldum kendimi. Şanslıyım, ilham alınacak çok şey var ve güzel şeylerin emekle ortaya çıktığını her gün görebiliyorum.

Soruyu sorarken seçtiğiniz kelimeyi önemsiyorum: “Bağ” dediğimiz şey, işin içinde insanlar olmadan olmuyor bence – yazarlar hep vazgeçemedikleri yalnızlıklarından dem vurur ama onların da zihninde sesleriyle dolaşan birileri olur hep: sevdikleri yazarlar, okurları, hayal ettikleri kahramanlar ya da “Çöp bu yazdıklarının hepsi!” diye yargı dağıtan eleştirmenler… Bu bağı canlı tutabilmek için ben de kitaplardan bahsederken gözü parlayan başka insanlar buldum mu pek bırakmamaya çalışıyorum. Bir üniversite kulübü, çeşitli dergiler, edebiyat toplulukları ve hatta bir evlilik bile çıktı bu dostluklardan.

AK: Tavana Bak öykü kitabınız dört ana bölümden oluşan ve her bir bölümde dört öykü bulunan, toplam on altı öykü okuyoruz. Kitabın oluşum yolculuğunu, bu öykülerin yan yana nasıl geldiğini, daha önce çeşitli mecralarda yayınlanıp, yayınlanmadığını sormak istiyorum. Bu öyküleri bize okutan sebepleri, öykülerin yolculuğunu anlatabilir misiniz?

FE: Öykülerin ilk oluşmaya başladığı dönem ilginçti. Çok severek çalışsam da Türkiye’de maalesef hâlâ kurumsallaşma sancıları yaşadığını düşündüğüm yayıncılık sektöründeki işimden ayrılmıştım. Öte yandan bu, bir şekilde hep hayal ettiğim o boş vakte kavuşmamı sağladı. Aradığımı sonunda bulmanın heyecanı düzenli çalışma vakitleriyle birleşince öykülerin çoğunu bu dönemde oluşturdum. Belli öykülerin aralarında bir dil birliği ve tema ortaklığı olduğunu, sanki aynı evrende dolaşır gibi birbirlerine sokulmaya meylettiklerini çok daha sonra fark ettim. Kitabın dört temel duvarı, dosyanın kendi sesini takip etmek için tekrar kolları sıvamam üzerine, böyle böyle şekillendi. Yeni öyküler ekledim, eksilttim, öyküleri birbirine dokunduracak bağlar üzerine çalıştım. Benim için öğretici ve zevkli bir süreç oldu. Şimdi bakınca düşünüyorum da tam da böyle olmalıymış.  

AK: "Çoğalma", "Eksilme", "Denklik" ve "Döngü" bölümlerinden oluşuyor kitap ve bu öyküler birbiriyle ve diğer bölümdeki öykülerle göremediğimiz ağlarla birbirine bağlılar gibi. Öyküleri okuyup bitirdiğimde hayatın içindeki yaşanmışlığı anımsatan, bütünlük duygusunu çağrıştıran şeyler düşündüm. Sizin çıkış yolunuz neydi böyle bir ağı oluştururken?

FE: Bölümleri dört ayrı duvar gibi hayal ediyorum; malzeme ve renkleri birbirinden farklı olsa da bir araya geldiklerinde bir odanın temel unsurunu oluşturuyor, çerçeveyi sunuyorlar.

Bölümlerin kendi içinde bir tematik bütünlüğü bulunuyor. Başkalarıyla ve kendimizle nasıl ilişkilendiğimize dair ipuçları taşıyan bu dört başlığın benim için belli anlamları var, onların bende bıraktığı duyguların henüz adını koyamadıysam bile, bu duyguları öyküler aracılığıyla hissettirebilmeyi deniyorum.

Nihayetinde bölüm içi öyküler herkes için değişse de çatıdaki hikâye, herkes için tanıdık bir hikâye.

AK: "Çoğalma" ve "Eksilme"; ilk iki bölümü karşılaştırmalı olarak konuşmak isterim. Çocuklar, hayvanlar ve şiir baz alınıyor bu bölümlerde. Özellikle çocuklar anlatılan öykülerin içerisine girince bambaşka bir şeye dönüşüyor meselesini koyuyor önümüze. Tavana Bak'taki öykülerde çocuklar, çocuk bakışı anlatımını çoğalma ve eksilme izlekleri üzerinden konuşmak isterim.

FE: Çocuk bakışını yazmayı, bir ortama “tuhaf” bir çocuk yerleştirmeyi veya yetişkin olanla birlikte düşündüğümüzde ona yüklediğimiz düaliteyi sorguya açmayı seviyorum. İçimizde bir köşede saklanan bu ucube küçük yaratıklar bazen daha fazla görünür olmak ister gibiler. Ağızlarını kapayan ellerimizi bir türlü tamamen serbest bırakamıyoruz ama bu sırada belki aslında biz kendimiz ucubeleşiyoruz. Bana kalırsa yazmak, ikisi arasındaki denklik arayışını biraz akışa bırakmayı denemek gibi. Çoğalma ve eksilme duyguları ise küçümsediğimiz ama bize bakıp dalga geçen o küçük insanla gelgitli ilişkimizin bir ürünü.

AK: Diğer iki bölüm: "Denklik" ve "Döngü". Hayat içerisinde bir tür denklik yaratmaya çalışıyor bunun için çabalıyoruz ama asıl hikaye denk olmayan yerlerden vücut buluyor sanki, ne dersiniz? Bu iki bölümdeki öyküler bittiğinde şunu düşünmeden edemedim: Denklik mümkün değil ve farkında olmadan tekrardan gücünü alan bir döngü içerisindeyiz aslında. Ne dersiniz?

FE: Asıl hikâyenin denklik kuramadığımız yerlerde olduğuna ben de katılıyorum. Denklik kurma iddiasının absürtlüğü de zaten ayrı bir hikâye. İstediğimiz kadar biçimsel oyunlarla o huzuru aramaya çalışalım…  Ya da bu kitaba istediğimiz kadar duvarlar örelim, bir başlangıç, bir de son verelim, ne olur? Hayatın kendisi hep aksak ritim, hep eksikliklerle dolu. Hiçbir şeyi fazla ciddiye almamanın, kendimizle biraz da alay etmenin o yüzden bir faydası olduğunu düşünüyorum.

Kendimizle dalga geçebilmeye başladığında dilimize vuruyor, anlatmaya ve birbirimizi duyabilmeye başlıyoruz, uzuvlar işliyor ve bir şeyleri iyileştirmeye yönelik o hafif arzuyu taşıyabilir hale geliyoruz. Döngüyü katlanılabilir hale getirebilecek bir şey bu, hatta ondan merak, haz, bilim, sanat ve iyilik doğurabilecek bir şey.  

AK: Öykülerin tamamı büyülü gerçeklik içerisinde yazılmış. Hatta bazen zihnimde fantastik tatlar da belirmedi değil. Mesela "Cenin". Cinnet öyküsü. Dünya öyle bir yere gidiyor ki “büyülü gerçeklik” tamlamasındaki “büyülü” kalkacak ve sadece anlatılan bu öykülerin gerçekliği kalacak gibi. Ne dersiniz, edebiyatta büyülü gerçeklik nereye gidiyor?

FE: Büyü hep orada bir yerlerde duracak. Bütün kapılar tek tek kapanıp mutfağı zifiri karanlıkta bırakacak, biz buz gibi metalin ortasında bir başımıza kalacağız ama eninde sonunda kenarlardan sarmaşıklar sızacak, hayat bir yolunu bulacak. En azından bahsettiğiniz öykü öyle diyor.

AK: Öyküler boyunca anlatılan olaylarla birlikte atmosfere, atmosfer yaratmaya da çok önem vermişsiniz. Ne olacağının belirsizliği hali -ya da bir tür tekinsizlik de denilebilir- anlatımınızı katmanlaştırmış. Kurgu da işin içine giriyor bu aşamada ve öykülerdeki kurgunun anlatımınıza katkısını konuşmak isterim bu anlamda.

FE: Bir önceki yanıtta kendimden öyle emin konuştuğuma bakmayın, belirsizlik beni en çok korkutan duygulardan biri – şu sıra sanırım hepimiz için geçerli. O duyguyu ağır da olsa sürükleyip çıkarmayı, izlemeyi deniyorum çünkü merak ediyorum. Bana en fazla ne yapabilir, öylece kıpırdamadan durursam içimden mi geçer, ne yapar? Bu soruları yanıtlayabildiğim söylenemez ama sormaya devam ederken betimlemiş oluyorum gördüğüm şeyi. Sanıyorum atmosferi getiren şey bu oluyor. Bu tekinsiz duyguyu paylaşabildiğimize sevindim, kıymetli gözlerinizi esirgemediğiniz için teşekkür ederim.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Resimli Puslu KıtalarRuhi U. Karakurt
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Halil Yörükoğlu

24 Ağustos 2025

Banu Yıldıran Genç: “Okur problemimiz ..

Edebiyatta yeteneğe çok inanmam ama dilde sanırım biraz inanıyorum.Halil Yörükoğlu: Sevgili Banu,klasik bir girişle yani nasılsın demekle başlayacaktım ama hemen aklımdaki soruya geçmek istedim. Dünyanın herhangi bir yerinde..

Devamı..

Evlilik Hakkında Konuşmalıyız

B. Y. Genç

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024