Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

13 Temmuz 2022

Öykü

Gitmek İstediğin Yerdi Kalmak

Serde Yerlikaya

Paylaş

0

0


Ben hasta bir insanım diye düşündün, gün batımında oturduğun mora çalan vadinin manzarasında. Mesut mu mesut ayak parmaklarını dünyanın kumaşındaki altın iplere benzettiğin çayırlara uzatmıştın. Özgürlük bu diye geçiriyordun içinden, doğanın sana sunduğu uçsuz bucaksız kırlar… Göğe uzanan ağaç dallarını zangırdatan ulu dağların rüzgârını dinliyordun ve sizden başka kimse yoktu etrafta, tepelerdeki uzun otlara hafifçe gövdeleri sürtünen turnaları saymazsak.  Sırtın çocuklu kadınlara, yüzün ağaçlara dönük. Bağırışları ve mırıltıları geliyor kulaklarına, zihnini tırmalayan bir yaygara sanki bu sesler.  Karmakarışık, anlaşılmaz… Tıpkı özlem ve acı gibi. Sense dalgın bakışlarla sessizliğe gömülüyorsun. Ormanın ürkek ve tedirgin sessizliğini dinliyorsun. Her biri güneşten eşit yararlansın diye dallarını komşu ağaca kadar uzatan ağaçların görkemli gıcırtısını duyuyorsun, yalnızca. Önünden her gün geçip gittikleri maviliğe uzanan ağaçlara bir kere durup bakmışlar mıdır bu insanlar, diye merak ediyorsun. Pek de bir şey anladıklarına inanmıyorsun, aslında. Zayıf ağaçların güçlülerden destek alarak hayatta kaldıklarını, bildiklerini sanmıyorsun mesela. O yüzden sen çareyi kendine hiç benzemeyen seni hiç anlamayacak insanlardan kaçmakta aramıştın. Aslında mahalle hayalleri kurardın, tanıdık yüzlerle selamlaşabildiğin. Ama her nasıl olduysa yolun rüzgârına kapılmıştın. Yerin yurdun yersizlik olmuştu. Epey de dolanmıştın. Yedi kıtadan altısına ayak basmıştın. Şamanları, Eskimoları, seyyahları, mültecileri görmüştün yolculukların da. Kentleri adımlayan bir kaçık gibiydin, o zamanlar. Sokaklarda deliliğini sürdürüp, mutluluğu ellerini ceplerine koymakta ve puslu bir göl kenarında attığın birkaç adımda bulmuştun… Sarı sonbahar tonları arasında günlerce süren yürüyüşlerinde karşılaştığın evsiz adam gelmişti aklına. Ne zaman görsen bankanın ses kaydı ile telefonda sohbet halinde oluyordu. Hani şunun için 1’i tuşla, bunun için 2’yi tuşla diyen ses kayıtları. Her karşılaşmanızda selam verip hal hatır sorardın ona. Ama o sana henüz hiç karşılık vermemişti. Sağır ve dilsizdi belki de, sende ondan farksız değildin. Yıllar süren yürüyüşlerinden sadece bir andı bu…  Çimenlerin üzerinde otururken başka yerlerde senin dışında bir zaman dilimi olduğunu hatırlatmıştı sana tüm bunlar.

Şimdi o andaydın.

Dönüp arkandakilere bakmıyordun ama… Onların konuşmalarıyla ilgili anlamlar çıkarmıyor, üzerine alınmıyordun. Sana yakın olsalar özgürlüğün kısıtlanacakmış gibi hissediyordun… Onlar ne kadar suskunsa senin sessizliğin o kadar konuşkandı. Kendi sürgünün yansımalarını hissediyordun, onlarda. Rüzgârın uğultusu şiddetlenirken içine bir huzursuzluk çökmüştü. Kesik, anlamsız, hastalıklı bir çırpınma gibiydi, bu. Gitme saatinin yaklaştığını hissediyordun. Kadınlar birazdan toparlanacak, bir hengâme kopacaktı. Onları görmediğin halde anlıyordun. Sende onlardansın, anlarsın. Fakat sen hasta bir insansın, onlar hiç hasta olmamış ki! Başları ağrıdığı zaman çareyi kafalarını kesmekte, bulmamışlar mesela. Senin kadar ölçüsüz olmamışlar hislerinde. İnanmamışlar sıradan bir yaşama razı olunması gerektiğine. Bu yüzden insana özgü olan her şey sana yabancıydı.

Ve sen buraya mutsuz gelmiştin, oturduğun yerde biraz olsun rahatlamış gibisin. Zaten mutlu olamazdın, çünkü mutluluk sonu olan bir şeydi.  Doğaya dalıp gitmek dikkatini dağıttı. Her şey seninle konuştu ağaçlar, çiçekler, yolların rengi. Rüzgârın iniltisi, geçmiş adımlarının sesi… Kadınlar ve çocuklar evlerine dönmeye başladığı için ortalığı bir sakinlik kaplıyor. Gördüğün tek şey uçup gitmeyen bir çift turna… Kimselerin uğramadığı dünyanda sana eşlik eden bir tek onlar kalıyor etrafında. Rengini, ahengini, eslerini dinliyorsun onların. Ezgilerle örülmüş kendilerine has hareketleriyle sarhoş oluyorsun. Fuzulinin sarhoşluğuna bir an için yanaşıyorsun yani.  Ama burada böyle de duramazsın; kalkman ve gözlerini onlardan ayırman gerekiyor. Gitmen gerekiyor. Bundan sonrası harala gürele bir yaşam biliyorsun. Kendi çölüne ineceksin. Aşağı insen dalgalı, yukarı çıksan rüzgârlı çölüne…

Zor bela ayağa kalkıyorsun, yıllar içinde omuzlarına yerleşmiş yükleri, birden yere bırakamıyorsun. Bacaklarındaki yoğun karıncalanmaya aldırış etmiyorsun, bile. Kadın ve çocukların uzaklaşan gölgelerini seyrediyorsun bir süre. Güneşi bu akşam yine sen uğurluyorsun. Sırt çantana uzatıyorsun elini. Hayatın boyunca bir sırt çantasına sığmıştın zaten, yarı kimliğinle. Adın da P.  idi.   İsmin gibi sende hiçbir zaman tamamlanamamıştın. Evler vardı, ışığı yanan bacası tüten evler, sen ise bir otel odası gibiydin. Tütmesi gereken ocağın neredeydi hangi suyun sakasıydın bilmiyordun. Bunlar içindeki sonsuz düşüncelerden sadece bir kaçıydı...

Sessiz yolda işte bu düşünce yumaklarıyla süzülüyordun ve biliyordun sen gittiğin her yerde sürgündeydin. 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Kutsal Kitap Anlatıları ve Manyetik Al..E. Fernandez
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Bora Ercan

26 Kasım 2025

Filistin Şiiri üzerine Levent Turhan G..

Çağımızın kanayan yaralarından biri olarak Filistin sorunu, başka birçok sorunda olduğu gibi tarafların baktığı zaviyeye göre görüntünün ve dolayısıyla tanımlamanın değiştiği tarihsel bir sorundur.Son iki yıldı..

Devamı..

İmralı Tartışması, Dem Parti, CHP ve M..

Semih Gümüş

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024