Kapı yarım açıldı. Müşteriler geri döndüler; kapı arasından görünen sert yüzlü, gözlerine koyu renk gözlük takmış, kır saçlarını şık bir şekilde taramış olan uzun boylu, geniş omuzlu adama baktılar. Adam kapı aralığında dururken tezgâha ve sandviç dükkânının sahibine bakıyordu. Sanki telefonu kullanmak için gelmişti ya da bir yerin adresini öğrenmek istiyordu. Sonra geri döndü ve hızlı hızlı sandviçlerini yiyenlere göz ucuyla ve tereddütle baktı.
Ne konuşmak, ne dönmek, ne de dükkâna girmek istedi. Sonunda kapıyı itti ve içeri girdi. Oldukça şık lacivert bir elbise ve zarif bir ayakkabı giymişti. Parmaklarının arasına geçirdiği beyaz bir mendili sallayıp duruyordu. Sanki dükkânın pisliğinden içi tiksintiyle dolmuştu.
İnsanlar buzdolabının önünde dizilmiş tabureleri kenara çekip yolu açtılar. Adam birkaç kez aşağı yukarı gidip geldi. Gözlüklerinin ardından birer birer adamlara ve onların kımıldayan ağızlarına baktı. Duvarın köşesinde birbiri üstüne yığılmış, her tarafı kaplamış olan yağlı kâğıt parçalarına ve çöp kutusuna gözlerini dikti. Dükkân sahibi buzdolabının üstüne eğildi, tebessümle, "Buyrun efendim," dedi.
Herkes sustu, adamın ağzını açıp, bir şeyler söylemesini bekledi. Adam her şeyi kontrol ettikten sonra buzdolabının camlarının arkasında dizilmiş yiyeceklere bakmak için geldi ve durdu.
Bir süre sonra etin konulduğu kabı işaret ederek, "Etiniz taze mi," diye sordu.
Dükkân sahibi tekrar tebessümle, "Evet efendim, bugünün malı," dedi.
Adam, "Öyleyse neden rengi yok," dedi.
Dükkân sahibi, "İyi etin rengi her zaman pembedir," dedi.
Adam, "Biraz kebap çıkarabilir misiniz," dedi.
Dükkân sahibi, "Tabii ki," deyip eğildi. Büyük bir tabak eti dışarı çıkarıp, buzdolabının üstüne koydu. Adam eğilerek eti kokladı. Sonra vitrinin içindeki etlere göz gezdirip geri adım atarak vitrin camının arkasında yemek pişiren aşçıya baktı. Henüz bir karar vermemişti, yüzü tiksinme ve nefretle dolmuştu. Kapıya doğru adım attı, fakat ansızın fikri değişti ve dükkân sahibine, "Bu kebaplardan bir tanesini benim için kızartır mısınız," dedi.
Dükkân sahibi başıyla gösterdiği kebaplardan birini dışarı çıkardı.
Adam, "Ellerinizle değil usta, ellerinizle değil efendim," dedi. Dükkân sahibinin eli ayağına dolaştı, dışarı çıkardığı kebabı bir kenara koydu. Kâğıt bir mendile başka bir kebap aldı ve aşçıya doğru yürüdü.
Diğer insanlar bir tarafa yönelirken adam mutfak penceresine yaklaştı ve aşçıya, "Lütfen önce tavanızı temizleyip, sonra eti tereyağıyla kızartır mısınız," Aşçı tavanın içine birkaç damla yağ döktü. Yağ kızarmaya başladığında, elindeki kevgirle hızlı hızlı yağı topladı ve tavanın beyaz rengi ortaya çıktı. Dükkân sahibi bir kalıp tereyağını getirdi. Aşçı tereyağını tavanın içine doğradı, eriyinceye kadar bekledi. Sonra eti tavanın içine attı. Adam dükkân sahibine, "Benim için güzel bir ekmek seçer misiniz," dedi.
Dükkân sahibi beyaz bir ekmek dışarı çıkardı. Adam, "Taze ekmeğiniz yok mu," dedi.
Dükkân sahibi, "Bu ekmeklerin hepsi güzel, efendim," dedi.
Adam, "Kabuklu ve iyi fırınlanmış bir ekmek olsun," dedi.
,." diyerek döndü, dükkana yeni girmiş olan sandviç isteyen müşterilerin birkaç dakika sabır etmelerini hissettirecek bir bakış fırlattı. Adam ekmeklerin ön ve arka yüzlerini çevirdi, kabuklu, iyi pişmiş bir ekmek seçti.
Dükkan sahibi ekmeği temizledi ve aşçıya doğru götürdü. Adam tekrardan mutfak penceresine geldi, "İçine ıvır zıvır bir şey atmayın, tamam mı," dedi. Aşçı başını salladı ve sonra kebabı nazik bir şekilde ekmeğin içine geçirdi. Adam, "Üzerine birkaç damla limon suyu da koyun," dedi.
Aşçı birkaç damla limon suyunu kebabın üstünde gezdirdi. Sandviçin etrafını bir kâğıt parçasıyla sarıp tabağa koydu ve adama doğru uzattı. Adam tabağı alıp buzdolabının üstüne koydu, dükkân sahibine sandviçin ne kadar tuttuğunu sordu.
Dükkân sahibi tebessümle, "Gönlünüzden ne koparsa," dedi.
Adam cüzdanını çıkardı, on tümeni tezgâhın üzerine koydu. Mutfak penceresine doğru yürüdü, iki tümeni de aşçıya doğru uzattı. Sonra buzdolabına doğru geldi ve sandviçini tabaktan aldı. Sessizce ve açgözlülükle sandviçlerini yiyen diğer müşterilere baktı.
Adam dükkânın içinde birkaç volta attı. Sanki aklı başka bir yerdeydi, oldukça keyifsiz ve asabi görünüyordu. Ansızın sandviçine odaklandı, garip bir şekilde sandviçe baktı. Ölü bir fareyi tutmuş gibi, aceleyle dükkânın köşesine gitti. Ayaklarıyla çöp kutusunu kenara çekip sandviçini attı. Dükkânın kapısını açıp dışarı çıktı.
Farsçadan çeviren: Dilek Köroğlu
Golam Hüseyin Sadi 1936 yılında Tebriz'de doğdu. İran'ın en önemli yazarlarından biri olan Sadi'nin tiyatro oyunu, roman, senaryo, kısa öykü ve bunlara ek olarak kültürel eleştiri, gezi yazıları, etnografya tarzında yeteneklerini sergilediği kırkın üzerinde kitabı yayımlandı. 1979 devrimi ve takip eden sürgün yıllarından sonra istemeyerek bir parçası olduğu İran diasporasına rağmen İran edebiyatında önemli bir yere sahip oldu. Alkol ve depresyon nedeniyle Paris'te ölümüne kadar, uluslararası düzeyde İranlı yazar ve aydınların en seçkin ve üretken yazarlarından biri olarak kaldı.