Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

9 Kasım 2020

Edebiyat

Gücünün Gölgesinde Tükenen İki Adam: Pedro Paramo ve Başkan Baba

Sibel Yılmaz

Paylaş

0

0


Her iki eserde de birçok farklı anlatım tekniği birbirine harmanlanmıştır. Zaman kavramı görecelidir ve zamanın durmadan kırılıp dağıldığı görülür.

Rivayet odur ki Latin Amerika edebiyatının en büyük yazarlarından Gabriel García Márquez, bir arkadaşının önerisiyle okuduğu Juan Rulfo’nun tek romanı Pedro Paramo’dan (1955) kitabı ezberleyecek kadar çok etkilenir ve Yüzyıllık Yalnızlık’ı yazarken Rulfo’nun hayali köyü Comala’dan ilham alarak Macondo kasabasını yaratır. Meksika edebiyatının öncü yazarlarından olan Rulfo; bu romanı dışında öykülerini bir araya getirdiği Ova Alev Alev’i (veya Kızgın Ova, 1953) yayımlamış; 1960’larda başlayan El Boom’dan (Latin Amerika Boom) kısa bir süre önce iç monolog, çoğulcu bakış açısı ve bilinç akışı gibi farklı anlatım tekniklerini kullanmıştır. Edebi yaşamı boyunca birçok esere imza atan Márquez ise 1975 tarihli Başkan Babamızın Sonbaharı’nda büyülü gerçekçiliği modernist anlatım yöntemleriyle harmanlamış ve belki de kariyerinin en zorlu sınavını vermiştir. Bu yazıda Pedro Paramo ve Başkan Babamızın Sonbaharı’nın benzer yanlarını ortaya koyarak karşılaştırmalı bir okuma yapacağım. Zira iki kitap arasında baş karakterlerin otoriter kişiliğinden anlatıcı kullanımına, tematik yapıdan anlatım tekniklerine kadar birçok ortak unsur mevcut.

Bilincin Dolambaçlı Yollarında

İki roman arasındaki en belirgin ortaklık ikisinin de bilinç akışı tekniğiyle yazılmış olmasıdır. Gerald Martin, Gabriel García Márquez’e Giriş isimli kapsamlı incelemesinde Başkan Babamızın Sonbaharı’ndaki anlatımı şairane, deneysel, biçimci ve modernist gibi kelimelerle niteler ve dolambaçlı bir labirente benzetir. Çünkü romanın tamamı virgül ve noktalı virgüllerle birbirine bağlanan uzun paragraflardan oluşur. Toplam 6 cümleden ibaret olan romanda anlatıcılar da sürekli değiştiği için olay örgüsü oldukça karmaşık bir hâl alır. Aslında kitabın konusu 182 yıl hüküm süren diktatörün, diğer ismiyle başkan babamızın saltanatı boyunca yaşadıklarıdır. Ancak geriye dönüşlerle birlikte farklı zamanlarda geçen o kadar çok olay anlatılır ki kurgunun dolambaçlı yollarında kaybolmamak işten bile değildir. Martin’in belirttiğine göre büyülü gerçekçilik akımında kendini kanıtlayan Márquez, uzun bir süre üzerinde çalıştığı bu romanı yazarak kendi sınırlarını aşmak istemiş ve metnin tamamını bir deneme tahtası gibi kullanmıştır.

Pedro Paramo da Başkan Babamızın Sonbaharı gibi karmaşık bir olay örgüsüne sahiptir; ancak daha kısa bir metin olduğu için okuru, Márquez’in eseri kadar zorlamaz. Ayrıca olaylar, birkaç temel izlek (baba-oğul çatışması, otorite, şiddet, kırsalda yaşam vb.) etrafında ilerler, fazla dallanıp budaklanmaz. Juan Preciado’nun annesinin ölümünden sonra hiç tanımadığı babasını bulmak için Comala’ya gelmesiyle başlayan olay örgüsü, birbirinden farklı anlatıcıların devreye girmesiyle Pedro karakterinin geçmişine odaklanır. Böylece iki roman arasındaki diğer bir benzerlik ortaya çıkar: anlatıcının sürekli olarak değişmesi ve her karakterin olayları göreceli bir bakış açısıyla yorumlamasıyla gelişen çoğulcu bakış açısı. Üstelik bu anlatıcıların bir kısmı ölüdür.

marquez

Ölüler Diyarında Gezinmek

Olay örgüsünün başlangıcında net bir şekilde verilmese de kısa bir süre sonra anlarız ki, Juan babasını herkesin öldüğü bir köyde arar. Dolayısıyla romanın çok büyük bir bölümü ölüler tarafından anlatılmış olur. Büyülü gerçekçiliğin anlatım yollarından faydalanan Rulfo, Pedro karakterini Comala’da onunla yakınlık kurmuş farklı ölülerin ağzından anlatır. Böylece birçok farklı karakter olay örgüsüne dâhil olurken baş karakterimizi de yakından tanırız. Başkan Babamızın Sonbaharı da ölüm sahnesiyle açılır. Başkan baba, görkemli saltanat yıllarından sonra ölmüştür. Ancak daha önceden de öldüğüne dair rivayetler bulunduğu için gerçekten ölüp ölmediği tam anlaşılamamıştır. Sürekli olarak ölüm korkusu yaşayan ve korkusundan ötürü herkesi gözünü kırpmadan öldürebilen başkan babanın ölüm sahnesi, 6 bölümün başında da tekrarlanır ve sonunda gerçekten öldüğü ortaya çıkar. Görüldüğü gibi iki romanda da ölüler diyarında gezmek oldukça olağan bir durumdur.

Rulfo’nun ölülerinden bazıları arafta kalmıştır, bazıları da günahlarından ötürü cennete gidemeyecek olanlardır. Özellikle Peder Renteria karakteri etrafında sorgulanan din teması romanda önemli bir yer işgal eder. Dolayısıyla Rulfo’nun hikâyesinin ölüler arasında geçmesinin dini göndermeleri de mevcuttur. Ayrıca Meksika kültüründe ruhların yaşayanlar arasında gezdiğine inanılır. Ölüm bir son olarak görülmediği için ondan korkulmaz. Meksikalılar ölen kişileri anmak adına Ölüler Günü (5 Nisan) altında bir festival bile düzenlerler. Azteklere dayanan bu festival, Latin Amerika coğrafyasına yayılmıştır. Bu sebeple, kitaptaki esas anlatıcılardan biri olan Juan’ın babasını aramak için çıktığı yolculukta ölmesi ve babasının hikâyesini toprak altından dinleyip anlatması yadırgatıcı bir unsur değildir. Ancak dikkatsiz bir okur, hangi karakterin ölü, hangisinin diri olduğunu karıştırabilir.

Márquez’in ölüme bakışı ise daha çok otorite teması bağlamındadır. Gücünün hiçbir zaman tükenmeyeceğini düşünen başkan, bir korku imparatorluğu yaratır ve saltanatının uzun süreli olabilmesi için halkını baskılar. Otoritesine zarar verebilecek her türlü olayı engellemeye çalışır. Bu uğurda herkesi öldürebilir. Örneğin en yakın arkadaşlarından biri ve devlet işlerindeki sağ kolu olan General Aguilar’ın parçalanmış bedenini diğer generallere nispet olsun diye akşam yemeği olarak sunar. Karısı ve tek yasal varisi olan oğlunun öldürülmesini bile kendisi planlar. Çünkü o öldürmese er ya da geç düşmanları öldürecektir ailesini. Otorite; korku, yalan, yıkım ve ölüm demektir. Bu sebeple Márquez, evrensel bir diktatör portresi çizdiği bu eserinde otoritenin sert ve değişmeyen yüzünü göstermek için ölümü bir araç olarak kullanır.

juan rulfo pedro paramo

Otoritenin Değişmeyen Yüzü

Pedro Paramo da başkan baba gibi oldukça otoriterdir. Neredeyse tamamına sahip olduğu Comala topraklarında onu seven tek bir kişi bile yoktur. Feodal düzenin sürdürücüsü konumundaki Pedro karakteri sayesinde Meksika Devrimi (1910-1920) ve Cristeros Savaşı (İç Savaş-1926-1929) öncesinde ve sırasında kırsalda süregiden güç ilişkilerini merkeze alır Rulfo. Pedro o kadar güçlüdür ki adaleti ve dini bile otoritesi altına almıştır. Bu yüzden Peder, onun kimi günahlarını görmezden geliverir. Kahyasına; “Hangi yasalar, Fulgor? Bundan böyle yasaları biz yapacağız” (s. 45) diyerek hak kanun dinlemeden canının istediğini yapar, başkalarının topraklarına el koyar. Juan’ın annesiyle de topraklarını birleştirmek için evlenmiştir zaten. Kadınları da birer mülk olarak görür. Birçok kadından sayısız çocuğu vardır. Meksika’da devrim gerçekleştiğinde devrimi bile kendi çıkarını gözetmek için desteklemeye karar verir. Devrimcilere para ve adam yardımında bulunacağını söyler. Ancak tarafını durmadan değiştirir. Güç kimin elindeyse onun tarafında olunması gerektiğini düşünür.

Başkan Babamızın Sonbaharı’nda ise otorite, diktatörlük kurumu etrafında ele alınır. Bilindiği gibi Latin Amerika, diktatörlükler coğrafyasıdır ve bu topraklarda yetişmiş birçok yazar tarafından çeşitli diktatör portreleri çizilmiştir. Márquez ise hem bu coğrafyadaki edebî gelenekten hem de gerçek diktatörlerden (Francisco Franco’dan Perez Jimenez’e kadar uzun bir liste) yola çıkarak karma bir karakter yaratır ve halk-diktatör ilişkisini sorgular. Halkın kendilerine zulmeden bir diktatörü -korku kaynaklı da olsa- sevip saymalarının nedenlerini anlamaya çalışır. Bu bakış açısı nedeniyle eleştirilse de romanı yazarken iktidarın bireysel değil, toplumsal bir olgu olduğu gerçeğini göz ardı etmediğini söyler. Bu nedenle başkan baba, kimi zaman çok çirkin kimi zaman da sempatik biri olarak tasvir edilir. Zaten romanın genelinde de abartılı ve çelişik unsurlara yer verilmiştir. Halk çoğunlukla silik ve belirsiz bir kavram olsa da başkan babanın yakınında bulunanlar, otoritenin her türlü yüzüyle karşılaşırlar. Tanık olamadıkları tek şey başkanın yalnızlığıdır. Tüm gücüne rağmen ölesiye yalnızdır başkan baba. En yakın arkadaşlarına, karısına, albaylarına, iş birliği yaptığı yabancı güçlere; kimseye gerçekten güvenmez. Sadece fakir bir aileden gelen annesine güvenir ve onun yanında başkan olduğunu unutur.

marquez

Zaaf ya da Mülkiyet Olarak Kadın

Başkan Baba’nın annesi dışında kadınlara da zaafı vardır. Oldukça hazcıdır. Bu yüzden Márquez’de sıkça karşılaştığımız üzere yoğun bir erotizm vardır kitapta. Başkanın cinsel organı sıkça tasvir edilmiş, sorunlu cinsel yaşamından örnekler sunulmuştur. Birçok kadınla birlikte olmasına rağmen onun otoritesine boyun eğmeyen iki kadın vardır. İlki “it dalaşı mahallesi” olarak nitelenen yoksul mahallesinde yaşayan bir güzellik kraliçesidir, diğeri ise eski bir rahibedir. Güzellik kraliçesi, kılık değiştirip mahallesine gelen başkana yüz vermez ve bir anda ortadan kaybolur. Rahibe Leticia ise başkanı evliliğe ikna ederek onun tek yasal varisini doğurur. Zamanla başkanın zaafından yararlanarak yönetimi ele geçirir ama köpeklere parçalattırılarak öldürülmekten kurtulamaz. Karısının ölümünden sonra gemi iyice azıya alan başkan, genç kızlarla birlikte olmaya başlar. Hatta ne kadar rahatsız edici olsa da en “başarılı” erotik ilişkisini on iki yaşında bir çocukla yaşar. Bütün korkunç özelliklerinin yanına sübyancılığı da katar böylelikle.

Pedro Paramo ise köyündeki birçok kadınla birlikte olmasına rağmen çocukluk aşkı Susanna’yı unutamaz bir türlü. Anlatıcı olarak yer aldığı bölümlerde sık sık Susanna’ya hitaben konuşur. Ancak herkese hükmeden bu adam Susanna’nın kalbini kazanamaz. Sevdiği adamı unutamadığı için delirmeye başlayan Susanna, hayatının son günlerini Pedro’nun evinde geçirse de onunla iletişim kurmaz. Susanna’nın ölümünden sonra Pedro Paramo hayata küser, topraklarıyla bile ilgilenmez olur. Böylece kuraklık baş gösterir Comala’da.

Anlatımın Diğer Unsurları

Her iki eserde de birçok farklı anlatım tekniği birbirine harmanlanmıştır. Zaman kavramı görecelidir ve zamanın durmadan kırılıp dağıldığı görülür. Pedro Paramo’da iki kişi arasında geçen eski bir konuşma kurmaca zamanında gerçekleşiyormuş gibi verilir örneğin. Başkan Babamızın Sonbaharı’nda ise 18. yüzyıldan II. Dünya Savaşı sonrasına uzanan oldukça uzun bir zaman dilimi söz konusudur. Böylece hayali ülkenin sömürge döneminden itibaren yaşadığı politik değişimler, birçok olay etrafında geriye dönüşlerle aktarılır. Mekân ise Karayip kıyısında bir yerdir. Zaman ve mekânın muğlaklığı diktatörlük kavramını alegoriye dönüştürür. Dolayısıyla buraya birçok farklı isim yerleştirilebilir.

juan rulfı

Başkan Babamızın Sonbaharı’ndaki anlatıcı kullanımı, en deneysel romanları okumakta mahir olanları bile zorlar niteliktedir. Anlatıcı birden ben dilinden siz’e geçer, başkan bir yandan annesine seslenir, öbür taraftan “biz” diye konuşan anlatıcılar vardır. Denebilir ki Márquez, çoğulcu bakış açısı tekniğinde de sınırları zorlamıştır. Böylelikle bütün seslerin başkan babaya ait olduğu düşünülebilir. Çünkü diktatör, diğer tüm sesleri bastırdığı gibi onlar adına konuşmayı da maharet sayar. Dolayısıyla anlatıcı tercihiyle içerik tutarlı hâle gelir. Başkan kendini neredeyse bir tanrı olarak görüyordur.

Pedro Paramo’da ise Pedro’nun hayatına giren herkes, yani neredeyse bütün köy anlatıcı olarak yer alır. En çok konuşan anlatıcılardan biri, Juan’ın annesinin arkadaşı Dorotea’dır. Anlatıcılar, kendilerine ayrılan kısa paragraflarda söz alırlar. Aynı zamanda bir fotoğrafçı ve senarist olan Rulfo’nun fotografik imgelere ya da film sekanslarına benzetilebilecek paragraflar yazdığını söyleyebiliriz. Zaten kendisinin de belirttiği gibi bu hikâyeyi, senaryo olarak tasarlamıştır ilkin.

Dil açısından baktığımızda ise hoş bir tesadüf olarak her iki romanın da Tomris Uyar tarafından çevrildiğini görürüz. Ben bu yazıda Pedro Paramo'nun Süleyman Doğru (Doğan Kitap, 2012) tarafından yapılan çevirisini esas alsam da romanın en eski çevirisi günümüzde piyasada bulunmayan Tomris Uyar çevirisidir (de Yayınevi, 1970). Pedro Paramo’nun yalın sayılabilecek diline karşın, Başkan Babamızın Sonbaharı; imge, sembol ve leit-motiflerle yüklü bir romandır. Uzun ve karmaşık cümleler, şiirsel ifadelere bürünür. Bu sebeple Martin’in de belirttiği gibi Başkan Babamızın Sonbaharı, en az iki kez okunmayı hak eder.

İnsanın güçlüler karşısında ezilmesinin ve otoriteye boyun eğmek zorunda kalmasının tarihi, oldukça eski zamanlara dayanır. Bu sebeple insanlık tarihi, ezen ve ezilenin tarihidir bir bakıma. İster halk-diktatör, ister kadın-erk, isterse insan-hayvan olsun, istediğimiz kadar karşıt gruplar sayalım, tarih değişmez. Ama Pedro Paramo ve Başkan Babamızın Sonbaharı’nı okuduktan sonra bir kez daha fark ediyoruz ki ezenler de ölmeye ve unutulmaya mahkûmdur. İyi edebiyat, insanın bu dünyadaki kaderinin gün gelip de değişebileceğine dair umutlarını beslemez mi zaten?

Kaynaklar

Gabriel García Márquez, Başkan Babamızın Sonbaharı, Çev: Tomris Uyar, Can Yayınları, İstanbul, (21. Baskı) 2020.

Gerald Martin, Gabriel García Márquez’e Giriş Çev: Emrah İmre, Can Yayınları, İstanbul, 2017.

Juan Rulfo, Pedro Paramo, Çev: Süleyman Doğru, Doğan Kitap, İstanbul, (4. Baskı) 2017.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Tek Bir Formülle Çok Satan Bir Kitap Y..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Livia Gershon

29 Temmuz 2025

Fantastik Siyaset Çağı

Ne zaman ki, yüzyıl başında Harry Potter, Alacakaranlık, Marvel Sinematik Evreni ve The Walking Dead gibi seriler yaygınlaşmaya başladı…21. yüzyıl siyasetinin kendine özgü retoriği ve ortaya konan politik eylem açısından bilimkurgu ve fantastik yazının yarattığı klişeler gerçek..

Devamı..

Moby Dick Okunması Zor Bir Roman mı?

Edward Sugden

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024