Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

27 Mayıs 2020

Kitap

Günaydın Bendi: Pembe Bulutları Hayal Edebilmek için Çözmemiz Gereken Meseleler Var

Oğuzcan Çağan

Paylaş

0

0


“Bir zamanlar çocukluk denilen o ülkede, hepimiz benzeri duyguların içerisindeydik.”

Müge İplikçi'nin metinlerinde anlatım dili, karakterler ve işlenen konular arasında her zaman değiştirilemez bir uyum olduğunu, hatta bütün kitaplarının farklı enstrümanlar olarak büyük bir orkestrayı oluşturduğunu düşünürüm. Günaydın Bendi de bu anlamda hayatın karşımıza çıkardığı, çocuk veya yetişkin fark etmeksizin bireylerin birbirlerine karşı çizdikleri sınırların çevresinde dolaşan bir çocuk romanı. Bu açıdan ilerleyen yıllarda Günaydın Bendi’nin sınırları keşfetmek, özellikle içinde bulunduğumuz karantina günlerinde yeniden üzerine uzun uzun düşündüğümüz doğayla ilişkimiz ve zorbalığın karşısında durabilmek gibi konularda çocuk edebiyatında kendi konumunu yaratarak kalıcılı hâle geleceğini söyleyebiliriz sanırım.

Oğuzcan Çağan:Günaydın Bendi birçok şeyin ve anının karşılığı oldu.” Bu cümleden hareketle sormak isterim: Günaydın Bendi’nin sizdeki karşılığı, anlamı ve anısı nedir?

Müge İplikçi: Günaydın hemen her şeye merhaba demek. Kitabın dilinde gezinen mırıltı bu. Merhaba, “benden zarar gelmez”in karşılığı olduğuna göre günaydın da bu anlamda düşünülebilir. Bent ise bildiğimiz bent... Suyu çevreleyen, suyu koruyan diye algılayabileceğimiz bir sözcük. Kitapta su, kahramanlarımız için önemli bir eşik. Hemen herkesin kendi yeteneği ve yaşam algısıyla buluştuğu bir kavşak. Hepimize dairdir o kavşaklar. Buluştuğumuz yerlerdir. Buluşuyoruz ne güzel diyebilmektir Günaydın Bendi... Bendeki karşılığı bu. En azından kitabı yazarken buydu.

OÇ: Mülteciler, zeytin ağaçları, şehirlerin yok edilen güzellikleri, Günaydın Bendi’nde de çevre sorunları… Çocuk kitaplarınızın ana ortak noktası hepsinin meselelerinin olması ve bunları eğip bükmeden çocuklara anlatması. Bu noktadan hareketle, çocukların da kurguda zekice anlatılan meselelere değer verdiğini söyleyebilir miyiz?

Mİ: Okurlarıma, özellikle genç okurlarıma güveniyorum. Beni bugüne kadar hiç yanıltmadılar. Onlardan bir şeyler saklamanın, onlardan bir şeyler kaçırmak olduğuna inandım hep. İçten olmaya çalıştım, çalışıyorum. İçtenlik bir tehdittir esasen. Yanlış anlaşılma riskiniz hayli yüksektir. Yine de bu konuda ısrarcıyım. Anlattığım konular, tartıştığım temalar, günümüzde yaş tanımaz bir biçimde aramızda gezinirken bu çocuklara salt pembe bulutları anlatmaya elim varmıyor. Meselelerimiz vardır. İnsanlığın sorumluluğunda olan meselelerdir bunlar. Dolayısıyla genç okurun da meseleleridir. Pembe bulutları hayal edebilmemiz, bir gün onlara ulaşabilmemiz için çözmemiz gereken meselelerdir.

OÇ: Günaydın Bendi kitaba adını vermesiyle, hikâye içindeki hikâye haliyle varlığını merkeze koyuyor. Bu anlamda hikâye bizi, hepimizi akan bir su olmaktan alıkoyan bentlerin çocukluğumuzdan bize miras kaldığını ve onları gözden geçirmemiz veya yıkmamız gerektiğini mi fısıldıyor?

Mİ: Çok güzel yakalanmış bir nokta! Bendini aşmak olarak da düşünülebilir, haklısınız. Ancak benim oradaki derdim onu keşfetmekle ilgili! Neyi “ihtiva” ediyoruz, ona bakmakla ilgili... Kısacası, ilk başta nerede durduğumuzu görmekle ilgili. Nerede durduğumuzu, neyi çevrelediğimizi, yani içimizdekini görürsek, yola revan olmak çok daha kolay, çok daha mümkün diyebilmek için. O suyun nelere kadir olduğuna tanıklık etmekse bütün insanlık için geçerli.  Yaşam denilen o yol, devam etmek, gitmek için var. Bir noktayı seçip, sonra devam etmek için. Keşfetmek için.

OÇ: Yaman Bey ve Berrak Hanım arasında çocukları açısından küçük bir fark var. Yaman Bey kızı Neşe’nin gün günden büyüdüğünü tam olarak ayırt edemiyor, belki Yaman Bey’in “içinde” yaşanan değişimler bunu net göremeyişine sebep oluyor. Yaman Bey’in, diğer her konuda iyiyken, bu konudaki “kusuru” neden kaynaklanıyor?

Mİ: Yaman Bey, her konuda iyi mi emin değilim. Bir kere kaçışa tutsak olmuş biri. Oysa başlangıçta, genç biriyken, ormanı koruyan en büyük tılsım ondaydı. Tıpkı Berk gibi o da harika bir yerde duruyordu. Zamanla “eskidi”. Evet, bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Yaşlanmadı bile... Çünkü kimi insanlar eskir. Yaş almazlar, sadece eskirler. Bu da onları, zaman zaman katlanılmaz kılar. Özünüzdeki iyilik ve potansiyel hâlâ güçlü olabilir, ancak eskirseniz, o iyilik ve potansiyel akışı olmayan bir bataklığa dönüştürebilir zihninizi. Dertli bir durum! Böyle çok insan tanıyorum... İyiliğin yetmediği durumlar vardır. Hatta şöyle söyleyeyim: Tek başına iyilik, soğansız bir bitkiye benzer. Solarsınız. Yaman’ın kusuru bu. Mücadeleden vazgeçmiş olması.

OÇ: Romanda Yaman Bey’in tam zıttı olarak da Cavit Bey var. Cavit Bey’in oğlu Ahmet konusunda bir şeyleri “gerçekten işitmesi” neden o kadar zaman alıyor?

Mİ: Duymayan kulakları var! Çok tanıdık elbette... Duymaması oğlu Ahmet’le ilgili değil esasen. Esas sorunu kendini de duymaması, duymak istememesi ile ilgili. Kaçtıkça daha beter bir batağa saplanıyor. Hatta saplanıp kalıyor. Ve oradan bir daha kurtulamıyor. Kötü dediğimiz karakterlerin özeti de bu değil midir çoğunlukla?

OÇ: “Çocuk çocuktur. Büyümekse zordur… Büyürken hemen kuzeyi bulamazsın,” diyor kitabın bir yerinde Nermin Hoca. Çocukları ve çocuklukları değişen dönem ve değişen koşullarla birlikte olmaması gerektiği halde gruplara mı ayırıyoruz dersiniz?

müge iplikçiMİ: Oradaki “kuzeyi” başka bir fark yaratmak için söylediğini sanmıyorum. Bir sabitleme noktası olarak düşünmek mümkün. Metnin dengesi o yönde en azından... Ancak yine de Nermin Hoca’nın sınıfsallığını da düşünürsek sözünü ettiğiniz tanımın etrafında da dönebiliriz elbette. Kuzey kimdir, Kuzeyliler kimdir, batı neresidir, güney nerede kalır, vb.

OÇ: Diğer yönden çoğu zaman çocuğun hangi yüzyılda, hangi koşullara sahip olursa olsun yalnızca çocuk olduğunu kabul etmek mi gerekiyor? Böylece mi azalıyor bir zamanlar çocuk olan ebeveynleriyle çocuklar arasındaki mesafe?

Mİ: Kesinlikle! Bir zamanlar çocukluk denilen o ülkede, hepimiz benzeri duyguların içerisindeydik. Büyümek, ekonomi, siyaset ve benzeri alanların sınırlarına hapsetti bizleri, engeller koydu aramıza. Kendimizi bir şey sanmayı da o sırada öğrendik sanırım. Birbirimize poz kesmeyi, posta koymayı vb. Çocukluk, bu sınırsızlığa, oyuna ve olanaklara göz kırpmasıyla da muhteşemdir. Bunu bir hatırlayabilsek…

Müge İplikçi, Günaydın Bendi, Günışığı Kitaplığı, 220, 120 s.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Gökten Bir Yıldız Gibi DüşmediAdnan Özer
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

B. T. Yılmaz

21 Ekim 2025

Robert Redford: Bir Büyük Sinema Efsan..

Robert Redford Hollywood stüdyo sistemi içinde büyük yıldız statüsüne ulaşmış bir oyuncu; Oscar ödülü ve adaylığı kazanmış bir yönetmendi.Birkaç sene önce en sevdiğim filmler üzerine bir yazı üzerine çalıştığım sırada en sevdiğim a..

Devamı..

Evden Fabrikaya: Sanayi Devrimi Süresi..

Elinor Evans

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024