Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

30 Haziran 2020

Edebiyat

Kurgunun, Gerçeğin ve Öfkenin Sınırında: “Bu kitabı çalın.”

Nihat Kopuz

Paylaş

1

0


“Yani uyduruyorsun! Yalan söylüyorsun. Yalan, olmamış, olmayacak şeyler yazıyorsun. Bunu yapma! Dünyada yeterince yalan var zaten! Yalanları çoğaltmak için uğraşma.”

Voltaire ünlü eseri Candide’i – benim için Voltaire bu eserinde en az Don Kişot’un yazarı kadar yaratıcıdır – kendisinin yazmayıp Almancadan tercüme ettiğini ısrarla savunmuştur. Daniel Defoe etkisini günümüzde de sürdüren ünlü eseri Robinson Crusoe’da anlatılanların bir kurgu olmayıp, olup biten her şeyin yaşanmış olduğunu iddia etmiştir. İlk realist romanımız Araba Sevdası’nın yazarı Recaizade Mahmut Ekrem bu romanının önsözünde böyle bir işe kalkışmış olmaktan dolayı – yani bir hikâyeyi kurgulamış olmaktan dolayı – çevresinden ve okurdan adeta özür dilemiştir. Bu örnekler bize, Batı’da 19. yüzyıla kadar bizde ise 20. yüzyılın başlarına kadar roman yazmanın, hikâye oluşturmanın, kurgu denen sanatın yalancılıkla ilişkilendirilen ya da en azından gerçeğin karşısında küçümsenen bir uğraş olarak algılandığını göstermektedir. Günümüzde ise gerçeklik anlayışı yapılandırmacı düşünce etrafında ve postmodern edebi anlayış içinde çok farklı bir noktaya taşınmış, adeta kurgu karşısında gerçek denen şey sorgulanır olmuştur. Umberto Eco Genç Bir Romancının İtirafları adıyla Türkçeye aktarılan inceleme kitabında kurgunun ontolojik gerçekliğini tartışma konusu haline getirir ve okur-yazara şu sorulara yönlendirir: “İf Şatosu’nu (müze) gezen ziyaretçiler Fransız kralların yattığı hücreleri değil de neden Monto Kristo’nun yattığı hücreyi merak etmektedir? Veya Anna’nın kendini trenin altına attığı sahne neden insanları Hitler’in veya başka bir gerçek kişiliğin ölümünden daha fazla derinden sarsmıştır?” Umberto Eco’nun tartışmaya açtığı husus gerçek bir örnek okur için ilgi çekici olmalı.

Lafı aslında Murat Gülsoy’a ve yukarıda anlattıklarımla ilişki barındıran öyküsü “Bu Kitabı Çalın”a getireceğim. Öykünün isimsiz kahramanı, öykünün ilk satırlarında yazar olmaya hevesli – öyle boş bir heves değildir bu ve harıl harıl okumalar yaptığını okuyucuya sezdirir – on sekiz yaşlarında bir genç olarak çıkar karşımıza. İsimsiz kahramanımızla birlikte iki kişi daha belirir öyküde. Kahramanın kafasını duygusal manada kurcalayan Serap ve entelektüel açıdan onu rahatsız eden Cem. Cem, kahramanın yapıp etmeleriyle, öyküler kaleme almasıyla yakından ilgilenir. Kahramanımız da Cem’in bu ilgisinin farkındadır ve bu ilgiden bir parça da tedirgin olur. Sonunda beklenen olur. Cem öykücünün yanına yaklaşıp onu bir süre izler ve her şeyi başlatan o soruyu sorar: “Neden yazıyorsun?” Öykücü bu soruya her yazarın vereceği cevapları verir, ama Cem asıl aradığı şeye yaklaşmak için şöyle sürdürür: “Bizden söz ediyor musun hikâyelerinde, buradan, arkadaşlarından?” Kahraman bu soruya karşılık, “Yok canım. Hayalimden yazıyorum. Yaşadıklarımı yazacak olsam günlük tutardım,” deyince Cem istediğine ulaşır, safını belli eden şu cümlelerle yakınır öykücüden: “Yani uyduruyorsun! Yalan söylüyorsun. Yalan, olmamış, olmayacak şeyler yazıyorsun. Bunu yapma! Dünyada yeterince yalan var zaten! Yalanları çoğaltmak için uğraşma.”

Gülsoy yarattığı bu diyalogla yazı sanatı tarihi boyunca sürüp giden kurguyla gerçekliğin savaşımına gönderme yapar gibidir. Öykünün kurgusal mantığı da – kitabın ismi bile – bu düşünceyi destekler niteliktedir.

Öyküde dikkatimi çeken diğer bir durum Orhan Pamuk’un başı her zaman etrafı ile bir parça dertte olan ana karakterlerine buradaki kahramanın bir ölçüde benzemesidir. İsimsiz kahramanımızın – özellikle öykünün başında – karşı tipi olan Cem de Orhan Pamuk romanlarındaki ana karakterlerin başının derde girdiği karşı tipleri hatırlatır. Cem; Kar romanındaki Necip’i, Cevdet Bey ve Oğulları’ndaki Muhittin’i, Beyaz Kale’de hocayı, Kara Kitap’ta Galip, Celal’in odasına girip onla bütünleştikten sonra telefonla arayıp tehditler savuran Anadolulu sesi okuyucuya çağrıştırır. Gülsoy, hikâye türünün de sınırları dolayısıyla karakteri Cem’i, Orhan Pamuk boyutunda derinleştirmez, tehlikeli hale getirmez, ama buna ışık yaktığı da ortadadır.

Kaynak:

Voltaire, Candide, Ayşe Meral, Alfa.

Umberto Eco, Genç Bir Romancının İtirafları, İlknur Özdemir, Kırmızı Kedi.

Murat Gülsoy, Bu Kitabı Çalın, Can Yayınları.

Orhan Pamuk, Kara Kitap, YKY.

Orhan Pamuk, Beyaz Kale, YKY.

Orhan Pamuk, Cevdet Bey ve Oğulları, YKY.

Orhan Pamuk, Kar, YKY.

Recaizade Mahmut Ekrem, Araba Sevdası, İletişim Yayınları.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Sevmek mi Sevilmek mi?B. Y. Genç
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Uğraş Abanoz

25 Nisan 2025

Kara Bir Vardı Bir Yok

Yakup gün boyu susardı, kimse aklından geçenlerin ne olduğunu bilmez, sormaya cesaret edemezdi. Rıhtıma inen dar sokakta, barakadan bozma bir evde otururdu. O, denize açılınca balıklar kaçışırmış, saatler, rotalar ona göre ayarlanırmış. Yakup'un ışığı hep yanardı, karada demirk..

Devamı..

mevsimî

Tan Doğan

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024