İnsanı uyutmak istiyorsanız ona arzulayacağı bir şey verin.
Halkın afyonu, kavramını ilk kez Karl Marx kullanır. En azından ulaşılabilir tarihte onun adı geçer. Marx'a göre "halkın afyonu dindir." Daha sonrasındaysa Burhan Sönmez'in İstanbul İstanbul'unda karşılaştım bu ifadeyle. Kitapta vaizlerin, politikacıların, zenginlerin yalanı olarak afyona layık görülense umuttur. "Umut afyondur," der karakterler.
Ernest Hemingway de Kilimanjaro’nun Karları'nda bu konuyu işler. Dinin insanın afyonu olduğunu söylemekle başlar söze. Vatanseverliği, ekonomiği, cinsel ilişkiyi, radyoyu da ekler afyonlara. Ama biri vardır ki "afyonların" şahıdır: İçki.
İstanbul İstanbul'da da içki yüceltilir ancak farkla. Orada şarap, umudun karşıtıdır. Yani afyonun karşıtı.
"Kahrolsun umut! Yaşasın şarap!" diye çığlık atılır o karanlık yeraltında.
Charles Baudelaire de Kötülük Çiçekleri'ndeki Zehir adlı şiirinde şarap ve afyona değinir. Halkla bir ilişki kurmaz kendisi ama şarapla afyonun ilişkisi bakımından dikkate değerdir.
Onda ne şarap kötüdür ne de afyon.
İkisinin birbirini tamamladığı ya da birbirine güç kattığı söylenebilir.
Şarap nasıl harika bir donatımla bezer
En derme çatma yeri, der ilk bentte.
İkinci bentteyse afyona değinir:
Afyon bitimsizliği nasıl da genişletir,
Yayar sınırlanmazı. (Çev: Sait Maden)
Bana göreyse asıl afyon, arzudur. Çünkü özgürlük yerine tutsak kılan her düşünce, her sistem, her eylem afyondur ve insanı uyutur.
Onu imkânsız düşlerle uyutup etkisizleştiren ve gerçekleşmediğinde de korkunç acılar veren şey olarak arzudur.
Cesare Pavese Siirler'de şöyle der:
Arzu yakıyor beni,
duyduğum arzu güzel şeyler için
görüp yaşamadığım.
Arzu yakıyor beni
ve hükmediyor alevli ve yalnız
yüreğimde ve beynimde.
Çok şey arzuluyorum,
gördüğüm saydamlığında
müziğin, çiçeklerin ve kokuların. (Çev: Kemal Atakay)
Yaşanmayana duyulan arzu şairi yakıyorsa bu bir şeylerin eksikliğini hissetmesinden gelir. Arthur Schopenhauer da, "... en büyük acı, insanın güce ihtiyaç duyduğunda yokluğunu hissetmesidir," der.
İhtiyaç duyulan, istenen, arzulanan olduğu için güçten yoksunluk acı verir. İnsan, eksikliğini hissetmediği şeyi neden arzulasın?
Bir insanın varlığını arzulamak da öyle, acı verir. Yokluğun acı veriyor, der çiftler birbirine. Ah, sensiz nasıl da eriyorum, bir bilsen.
Çiftlerin neden böyle dediği sorusuna gerek yoktur kanımca. Bir başkasının varlığına duyulan arzudur onları yakan, acıtan. Genç Werther’i ölüme götüren de bu arzu değil midir?
Yine Hemingway'in bahsettiği cinsellik de es geçilmemeli. Çiftlerin birbirlerini cinsel boyutuyla arzulamaları da buna dâhildir.
Schopenhauer için en büyük acı olan güç isteği, Budizm felsefesinde ızdırabın kaynağıdır. İnsan, acılardan, ızdıraplarından kurtulmak istiyorsa her türlü arzudan kendini sakınmalıdır, der o felsefe. İnsan ruhunun ve iç huzurunun bağlı olduğu ilkedir bu.
Hermann Hesse’nin Siddhartha’sını zehirleyen de arzu değil midir: arzudan kurtulmanın dönüştüğü arzu.
Arzu, insana bir amaç gösterir, bir amaç gösterdiği için de o amaca ulaşma fikrini dayatır. Bu yüzden afyon olamayacağı yanılgısına kapılır insan. O amaca ulaşılmadığı sürece acı kaçınılmazdır. İnsan, acıdan kaçmanın yolu olarak arzulanana ulaşması gerektiğini düşünür. Bütün yolunu buna göre ayarlar, bunun için kendini yok etmeye hazırdır. Kendini uyutan afyondan kurtulması bu yüzden pek kolay değildir.
Arzulayan insan, özgür değildir, tıpkı afyonla kendini uyutan insanın özgür olmaması gibi dinle, vatanseverlikle, umutla uyutulan da özgür değildir.
İnsanın kendini ayakta tutanın amaç olduğuna inanmasının nedeni, insanın amaçlar yüklenerek yaşamaya alışmasıdır. Oysa amaç insanı ayakta tutan şey değildir, dayatılan bir büyüdür amaç ve insanın kendini düşünmesinin engelidir. Tıpkı afyon gibi.
Schopenhauer gibi, “insanın arzu ettiği şeylerin son derece küçük bir kısmının ulaşılabilir” olduğunu göz önünde bulundurursak acının kaçınılmaz olduğunu daha iyi görürüz. Hele arzunun doyurulması imkansız bir dürtü olduğunu, yeni arzuların da daima var olacağını bilmek bu düşünceyi güçlendiriyor.
İnsanı uyutmak istiyorsanız ona arzulayacağı bir şey verin.
Peki ne yapmalı?
Afyondan kurtulmalı. Dünyanın bütün afyonlarından sıyırmalı yakasını insan. Ancak o zaman duyumsayabilir gerçek özgürlüğü.
Meursault bu yüzden sonuna kadar özgürdür.
Kapak Resmi: Chatterton'un Ölümü, Henry Wallis.






