Harika
25 Ekim 2018 Öykü

Harika


Twitter'da Paylaş
0

İçerisi yerden tavana raf. Şeffaf poşetlerde katlanmış kıyafetler. Loş ışık üst rafları aydınlatmaya anca yetiyor. Dar koridordan ışığın bittiği yere ilerliyor. Nefes nefese. Kalbi kulaklarından taşacak. Kokudan içi bulanıyor, gözlerden saklanan bir eskimişlik, havada asılı rutubet. Bölmelere ayrılmış demir pençeleriyle ruhu yutan karanlık yaratık. Sağında, solunda, her yerde o. Parmak uçlarıyla metal bölmelere dokunup yönünü bulmaya çalışıyor. Düğmeye bastı. Tepeden sarkan tek ampul karanlığın ortasında kirli sarı parladı. Eteği dantelli elbisesinin fermuarına uzandı. Sırtı koyu yeşil. Sırılsıklam ter. Elbise ayak bileklerine düştü. Adının yazdığı ahşap kapağı açıp siyah tişörtüyle pantolonunu üzerine geçirdi. Kol saatini kontrol etti, elbiseyle çantayı dolaba tıkıştırdı. Tişörtün sol göğsünde asılı duran metal isimlik ters dönmüş. Parmak uçlarıyla düzeltti. HARİKA. Burnundan gülmeye benzer bir tıslama çıktı. Dolapların yanına gizlenmiş yarı aydınlık boy aynasına baktı. Siyah tişörtünün koltuk allarında yarımay şeklinde iki beyaz leke. Kafasını eğip kokluyor. Yüzü buruşuyor. Tişörtü ensesinden çektiği gibi açık dolaba fırlattı. Dışı sararmış dolgulu sutyeniyle rafların arasında koşturmaya başladı. Kan, ter. Metro, otobüs, vapur. Günde iki kere. Gece yarısı kepenkleri inen metro. Sabah ilk otobüs. Koşmaya devam ediyor. Yerden göğe raf. Akşam mutlaka çamaşır yıkamalı.

 Neredesin Allahın Belası diye söylendi. Kırmızı, mor, lacivert tişörtler birbirine karışmadan duruyor. Siyah yok. Tek ayağıyla destek aldığı raftan yukarı uzandı. Lacivert tişört yığınından bir tane çekti. Çekmesiyle diğerleri kollarına çarpıp düştü. Düşenlerin arasına, yere çöktü. Bir işi de rast gitsin. Şehrin elektriği bir anda kesilsin. Jeneratörler devre dışı kalsın. Deprem endişesiyle gökdelenler tahliye edilsin. Emel gelmemiş olsun. Arabasının lastiği patlamış, oğlu suçiçeği çıkarmış, hayatını sabahtan akşama yüzerek geçirmek istediğine karar vermiş olsun.

 Aklına bir şey gelmiş gibi kalktı. Yerdeki tişörtleri ayağıyla rafın altına itti. Elindekini poşetinden çıkardı. Kat yerleri açılsın diye havada çırptı. Ensedeki etikete baktı, korktuğu gibi, L. Yine de giydi, dirseklerinden sarkan kolları kıvırdı. İşi bitince rafların arasından koşar adım mağazaya açılan kapıya vardı. Kapı aralığında dikilip boy aynalarından yansıyan beyaz ışığa gözlerini kıstı. Yıllar sonra derin bir kuyudan başını karla kaplı bir vadiye çıkarmış gibi. Az önce geçtiği yer burası mı? Askılara uzanan, masa üstünde pantolonları karıştıran, ayakkabı deneyen insanlar. Kucağındaki kıyafet tepesiyle kasanın önünde sıraya diziliyorlar. Birazdan onunla konuşacaklar. Akşama dek sürecek. En zoru ilk yarım saat. Kuliste rolünü tekrar eden bir oyuncu gibi dudakları kıpırdıyor. Hoş geldiniz. Tek çekim mi taksit mi? Değişimler iade kasasından. Güle güle kullanın.

 Derin bir nefes alıp sahneye koştu. Şehrin elektriği kesiliverse.

***

 Kasanın önü kalabalık. Sırada altı yedi kadın, aralara serpiştirilmiş birkaç erkek. Tartışan kadınları izliyorlar. Birinin sol göğsünde Emel yazıyor, diğeri isimsiz.

 “Hanımefendi, altı ay önce aldığınız güneş gözlüğünü nasıl değiştirelim,” diyor Emel. Çekik mavi gözlerinden ateş fışkırıyor.

 “Satarken çok güzel satıyorsunuz ama,” diye cevap veriyor karşısındaki kadın. "Koca gözlük gevşedi, bu kadar sürede normal mi yani.” Dirseğinde asılı büyük el çantasından kabıyla birlikte gözlüğü çıkardı. Emel’in suratına takmak ister gibi havada iki kanadından açıp kapadı. “Bak. Nasıl da gevşek. Ha pazardan almışım ha buradan, ne fark eder. Altı ayda böyle olacaksa.”

 Emel gülümsedi. “Hanımefendi anlıyorum ama bizim değişimlerimiz otuz gün içinde fiş ya da faturayla oluyor. Sizin fişiniz bile yok. Hak verirsiniz ki öyle her önümüze geleni değiştiremeyiz.”

 Kadın çantasını pat diye kasanın kenarına bıraktı. “Hak vermiyorum efendim. Bu laflara karnım tok.” Hangisinden destek bulabileceğini tartmak ister gibi sıradaki kadınları hızlıca gözden geçirdi. “Hayır yani buradan almasam değiştirmeye niye buraya getireyim. Ne ima ediyorsunuz anlamadım. Kaybettim gitti fişi. Altı ayda fiş mi kalır.”

 Emel aşağı kaymış kalın camlı gözlüklerini düzeltti. Kül sarısı saçları az önce havuzdan çıkmış gibi ıslak. Elbise askısının uzanmadığı çıplak omuzunda melek dövmesinin kanadı dalga dalga. Sivri topukluları üzerinde yükseldi, “Fiş olmadan maalesef işlem yapamayız,” dedi. Gitmeye hazırlanıyordu, kadın kolundan yakalayınca sarsılarak durdu.

 “Bu gözlükleri vermeden şuradan şuraya gitmiyorum,” dedi kadın. Yaka kartına uzun uzun baktı. “Ne yapacaksınız, Emel Hanım, attıracak mısınız beni?” Emel sırada bekleyen diğer müşterileri gözden geçirdi. Ne zamandır unuttuğu bir şeyin farkına varmış gibi gülümsedi. Kasada dikkat kesilmiş Harika’ya dönüp, “Hanımefendiye yardımcı olalım,” dedi. Zeminde patlayan topuk gürültüsüyle odasına yürürken sıradakilere başıyla selam verdi. Duyacakları bir mesafeden kendi kendine söylendi, “Müşterilerimizin mağdur olmasını ister miyiz hiç.”

***

 Klavyenin yanındaki kulplu pembe bardağın dumanı tütüyor. Emel masaüstü bilgisayarının karşısında. Atkuyruğu saçları kurumuş, kıvırcıkları belirginleşmiş. Kapı çalındı. Dirseklerine uzanan lacivert tişörtüyle Harika kapıyı araladı. Burnunun ucuna düşmüş gözlüklerinin üzerinden, “Evet?” dedi Emel.

 “Şey,” dedi Harika, “müsaitseniz konuşmak istediğim bir konu vardı da.”

 Emel gözlerini yeniden ekrana dikti, “Biraz yoğunum ama söyle, dinliyorum.”

 Kadının fareyi kavrayan elinin bilek kemiğindeki kuş dövmesini ilk defa gördü. Gagasından bir şey uzanıyordu. Bir dal. İçi umut doldu. İçeri iki adım daha atıp kapıyı kapadı. “Biliyorsunuz şu sıralar final dönemi. Sınavlara yetişmekte zorlanıyorum. Buraya da geç kaldığım oluyor,” dedi. Durdu. Emel’in tepkisini anlamaya çalıştı. Kadının gözü hâlâ ekrandaydı. “Bu hafta için programımı bir gözden geçirebilir miyiz diyecektim. Önümüzdeki haftadan itibaren eskiye dönerim.”

 Emel bardağından bir yudum aldı. Gülümsedi. “Bu tişörtle tarz olmuşsun, sana yakışmış.”

 Harika’nın dakikalardır sıktığı bütün kasları gevşedi. Eliyle dirseklerine uzanan lacivert kolları çekiştirip sırıttı. “Tişörtüm kirliydi. En yakın bunu bulabildim.”

 “Ama biz Kurumsal bir firmayız biliyorsun. Rengimiz de siyah. Öyle kafamıza eseni giyip çalışamayız.”

 Harika’nın gülümsemesi yavaşça söndü. Emel sandalyesini sağa kaydırıp karşısındaki kadını baştan aşağı süzdü. “ Dört, beş ay oldu değil mi burada?”

 “Aslında altı ay oldu.”

 “Daha iyi ya. Kuralları öğrenmiş olman lazım.” Bardağından bir yudum daha aldı. Gözleri küçüldü, ince dudakları gerildi. “Sana böyle bir favour yaparsam, burada çalışan öğrencilerin hepsine yapmam gerekir.”

 Başka öğrenci yok ki diyecek oldu, Emel araya girdi. “Hafta ortasındayız. Bu saatten sonra kimsenin programıyla oynayamam.”

 Harika yanaklarına hücum eden kanı hissetti. Gözleri dolu. Kendini sıkmasa ağlayacaktı. Yurt taksitini bir ay ödeyemezse ne olacağını düşündü. Semtteki en ucuz yurtta kalıyordu. Yedek listesi bile doluydu. Atılmamak için başka iş bulması gerekirdi. Orada da bunlar olmayacak mı? Hepsi aynı bok, dedi belli belirsiz. Kadının suratına bakmamak için ekranın sırtındaki ucu yenmiş elmaya, duvarda gülümseyen diplomaya baktı. “Peki, hallederim ben," dedi.

 “E o zaman harika! Sınavlarında başarılar!" dedi Emel.

 Burnundan bir tıslama duyuldu. Odadan çıktı.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR