Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

3 Mart 2018

Öykü

Hasan Cüneyt Bozkurt • Virane Gönüller

Hasan Cüneyt Bozkurt

Paylaş

15

0


Tayfun Baba’ya…

Kasabanın hafızasındaki Mikail Bey, demir kartallı siyah şapkası, kösele tabanlı, siyah, rugan ayakkabıları, en üst düğmesine kadar ilikli gömleği, düzgünce bağlanmış kravatı ve ceketinin yakalarında ay yıldızlı rozetleriyle bir istasyon şefiydi. Sıradan biri olduğunu söyleyemem. İşten arta kalan bütün zamanını, günde dört-beş saatlik uykuyla okuyarak geçirirdi. Sabah trenini karşılamadan önce gar çevresinde dolaşır, makasları ve emniyet donanımını kontrol ederdi. Genellikle yanında olurdum. Yönetim binasının girişinde bir kara tahta asılıydı. Üzerinde yolcu-yük trenlerinin güzergâhları, varış-kalkış saatleri, ücret tarifesi yazılıydı. Gelen bilgilere göre yazdıklarında değişiklik yapardı. Trenlerin istasyona geliş, istasyondan çıkış saatlerini kontrol ederken, aksamalar olursa makinistlerden bilgi alıp vagonları denetlerken, gişenin günlük gelirini hesaplayıp bunları kasa defterine işlerken getir götür işleri yapar, ona yardım ederdim. Annem, evimizin kapısında babamı baştan ayağa soyduğunda bu anlattıklarım kirpiklerimde birikti. O günleri hatırladım. Babamın lime lime olmuş kahverengi pantolonu, bir kolu kopmuş gömleği, terden tuz tutmuş paltosu kapının eşiğine yığıldı. Saçı sakalına karışmış, gözaltları morarmış, yüzünde güneş yanıkları oluşmuştu. “Sobayı hazırla,” dedi annem. Beş yılın ardından babamla şehir merkezindeki pazar yerinde karşılaştığımızda da sesi böyle titriyordu. Kaygılı bir sevinçle kolundan tutup babamı sarsmış, bu sarsıntının ruhani etkisiyle midir bilmem, babamın matlaşmış gözbebekleri rüyadan uyanır gibi parlamıştı. İçeri geçip salona kurduğumuz kömür sobasının borularına dokundum. Ilıktı. Bir önceki günden kalan kovayı tel tutamaçla sobadan çıkarmaya çalıştım. Kollarım titredi. Babamı pazar yerinde bulduğumuz andan beri vücudum dökülüyordu. Yüksek heyecanlar yaşadığımda hep böyle halsizleşirim. Kovayı sağa sola çarpıp tavana yakın bir yerde baca deliğine dayanan boruları gıcırdattım. Akan katranı biriktirmesi için boruların eklem yerlerine telle bağlanmış yoğurt kapları titredi. Keskin bir is kokusuyla burnumu yakan sıcak külü sobadan çıkardım. Pul pul uçuşan taneler koyu yeşil koltuk takımının üzerine yapıştı. Bunu her gün yaptığımdan koltuktaki dantel örtüler beyazdan kemik rengine dönmüştü. Biraz önce kapı eşiğinde bıraktığım babamın yüzünü, onca zamandan sonra zihnimde silikleşmiş hatlarını düşündüm. İyice esmerleşip renk değiştiren babam, beş yıl boyunca neler yaptığını, nasıl yaşadığını anlatmadı. Daha doğrusu soru sorulduğunda ağzında birkaç kelime geveliyor, cümleyi tamamlayamadan susuyordu. Annem, babamı banyoya soktu. Arada bir sertçe burnunu çekiyor, sesi banyoda yankılanıp salona ulaşıyordu. Evden çıktım. Çöp bidonuna kadar yalpalayıp durdum. Tel tutamacı alttaki deliğe sokup çengeli mazgala geçirerek kovayı tepetaklak ettim. Sıcak kül etrafa dağıldı. Soludukça genzime kaçıyor, zaten kötü durumda olan boğazımı iyice yakıyordu. Kolumla burnumu, ağzımı kapatıp çöp bidonundan uzaklaştım. Babamın evden ayrıldığı gün de böyle yüzümü kapatmış, odama kaçmıştım. Annem akşamdan kalan bulaşıkları yıkıyordu. Tabakları kuruladıktan sonra duvara sabitlenmiş raflı, kapaksız dolaba dizdi. Yağ tenekeleri, tencereler, tepsiler, tüp ve çöp kovası mutfak tezgâhının altındaydı. Üst üste yığılmış onca malzemeyle birlikte lavabonun alt haznesi ve borular gözü yormasın diye tezgâhın iki ucuna birer çivi çakmış, çivilere ip germiş, bir parça kumaşı perde gibi bu ipe geçirmişti. İlk zamanlar güzel görünmüştü. Fakat sonradan ip esnemiş, orta yerinden sarkmıştı. Annem ipi kendine doğru çekip kovaya çöp attı. Parmaklarından köpüklü su damlayan elinin tersiyle alnındaki teri sildi. “Sen bu ilmi bizden çok mu seviyorsun?” dedi babama. Babam, aşkın bitmeyen bir şey olduğundan bahsetti. İnsana olan aşk bitiyordu. Öyleyse aşkı başka yerde aramak gerekiyordu. Bunun gibi şeyler ve ceketini alıp gitti. Evimizin altında bir kömürlük vardı. Sokak kapısının sağında kapkara bir hücreydi. Kömür çuvalları, odunlar buraya istiflenmişti. Günışığı zayıf da olsa işimi görmeye yetiyordu. Kütüğün üzerinde duran bıçakla kömür çuvallarından birini kesip açtım. Kovanın yarısından fazlasını kömürle doldurdum. Üzerine küçük küçük kesilmiş odunlardan sıraladım. Kovayı salona taşıyıp sobaya yerleştirdim. Gaz yağını odunların üzerinde gezdirirken babamın iyice kalınlaşmış sesini duydum. “Ne meşruluk ararız ne zenginlik.” Sobanın kapağını kapatıp alttaki havalandırma deliğini açarken durakladım. Yine aynı şeyleri mi tartışacaklardı? Bu sözleri hiç duymamış gibi, daha doğrusu duymak istemeyerek kibritle odunları tutuşturdum. Birkaç saniye içinde harlayarak yanmaya başladılar. “Bizim yerimiz virane gönüllerdir,” dedi babam.
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Bir İngiliz Halk Destanı: BeowulfOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

B. T. Yılmaz

21 Ekim 2025

Robert Redford: Bir Büyük Sinema Efsan..

Robert Redford Hollywood stüdyo sistemi içinde büyük yıldız statüsüne ulaşmış bir oyuncu; Oscar ödülü ve adaylığı kazanmış bir yönetmendi.Birkaç sene önce en sevdiğim filmler üzerine bir yazı üzerine çalıştığım sırada en sevdiğim a..

Devamı..

Evden Fabrikaya: Sanayi Devrimi Süresi..

Elinor Evans

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024