Kayıp Anılar Ekspresi’nin proje temelli ve episodik yapısı, bazı bölümlerde duyguların fazlaca açıklanmasına ve bağlantıların görünür tesadüflerle kurulmasına neden olmuş izlenimi veriyor.
Yaklaşık yirmi yıldır bilinçli bir şekilde yazmaya, üretmeye çalışıyorum. Yazı yolculuğumda bana yol gösteren ve adeta bir okul işlevi gören edebiyat dergilerini her dönem minnetle anacağım sanırım. Çektiğimiz maddi ve manevi sıkıntıların haricinde kendi adıma edebiyata ve yazmaya dair en büyük evrimimi dergilerde yazdıklarım, hazırladığım dosyalar, imrendiğim yazarlarla yaptığım söyleşiler ve tanıdığım insanlar sağladı. Sınırlarınızı öğrendiğiniz, konfor alanınızdan çıktığınız ve deneysel metinlere adım attığınız bir yolculuk sağlıyor edebiyat dergileri.
Peki tüm bunları neden anlattım? Biraz sonra bahsedeceğim kitap, iki yazarın ortak ürünü. Hatta bu iki yazar kitabın konusunu belirlememiş. Safehouse IP Project’in hikâye yapımcıları tarafından belirlenen hikâyeyi yazmak için bir araya gelmişler. Bana dergilerde ve edebiyat oluşumlarında geçirdiğim zamanları yeniden düşündüren, işbirliklerinin ve ortaklıkların kıymetini bir eser olarak ortaya koyan bir iş olduğu için kolektif çalışmaların, dergilerin ve bu tarz projelerin önemini bir kez daha hatırlatmak istedim.
Timaş Yayınları tarafından yayımlanan Shim Eunjung ile Choi Hyunyu’nun ortak kaleme aldığı Kayıp Anılar Ekspresi, katmanlı fantastik kurgu ile gündelik hayatın duygusal yaralarını buluşturan bir roman. Kitabın başındaki biyografisinde romantizmden ve görsel anlatılardan beslendiğini belirten Eunjung ile kurmacadan drama senaryolarına uzanan geniş bir alanda çalışan Hyunyu, Safehouse IP Project kapsamında geliştirdikleri romanda sinematografik ritmi güçlü, birbirine bağlanan hikâyelerden oluşan bir yapı kuruyorlar.

Romanın merkezinde, öldükten sonra hafızasını kaybetmiş hâlde Samdocheon Ekspresi’nde uyanan kriz müzakerecisi Cha Suhan bulunuyor. Ona eşlik eden Lee Wonjeong ise ölülerin, kötü ruhlar tarafından silinen anılarını yeniden bulmakla görevli bir ölüm meleği. Suhan’ın kendi geçmişine ulaşabilmesi için başka ölülerin hayatlarındaki kayıp halkaları tamamlaması gerekiyor. Böylece tren karakterlerin pişmanlıklarıyla yüzleştiği hareketli bir hafıza mekânına dönüşüyor.
İlk hikâyede Lee Mi-ae’nin gençliğinde sahte bir kimlikle, babasına ait tekstil fabrikasında işçi olarak çalışması ve Min Seunghyun’la kurduğu bağ açığa çıkıyor. Başlangıçta sınıfsal merak ve vicdanla hareket eden Mi-ae, işçilerin sömürülmesini gördükçe seyirci konumundan çıkıyor. Ancak grev baskını sırasında Seunghyun’u geride bırakmasının suçluluğunu ömrü boyunca taşıyor. Kayıp anının geri dönmesi, Seunghyun’un onu suçlamadığını, aksine yıllarca buluştukları yerde beklediğini gösteriyor. Mi-ae’nin dönüşümü, geçmişini silmek yerine onunla yüzleşebilmesinde somutlaşıyor.
Jeong Suhye’nin hikâyesi ise ihanetten doğan bir bağın sevgiye dönüşmesini anlatıyor. En yakın arkadaşı Dagyeong ile sevgilisi Jinwoo’nun ilişkisinin ardından hayatına giren köpek yavrusu Boeun, başlangıçta Suhye’ye para karşılığında bırakılmış bir sorumlulukken zamanla onun ailesine dönüşüyor. İnsanlara güvenmekten vazgeçen Suhye, Boeun sayesinde yeniden bağ kurmayı, sevgiyi karşılıksız biçimde kabul etmeyi öğreniyor. Boeun aynı zamanda Suhye’nin çorap tasarımlarını bir işe dönüştürmesini sağlayarak onun ekonomik bağımsızlığının da parçası oluyor. İkilinin öteki dünyadaki buluşması, romanın melodrama en fazla yaklaştığı ama duygusal etkisini de en güçlü biçimde hissettirdiği anlardan biri.
Han Dok-go ile genç basketbolcu An Gwang-mo arasındaki ilişki, kitabın en çarpıcı çatışmasını kuruyor. ALS hastası Gwang-mo’nun hayaline tutunabilmesi için kendisini tüketen Dok-go, zamanla doktor-hasta sınırını aşarak onun dostuna dönüşüyor. Gwang-mo’nun acısını sona erdirme kararı dışarıdan bir cinayet gibi görünse de anılar tamamlandıkça bu eylemin sevgi, çaresizlik ve suçlulukla örüldüğü anlaşılıyor. Dok-go’nun kendi varlığına dair anıları silmek istemesi ise Gwang-mo’yu unutmamak uğruna kendisini yok etmeyi göze aldığını gösteriyor.
Bu üç anlatı, birbirinden bağımsız yan öyküler gibi görünse de Suhan’ın dönüşümüne hazırlık yapıyor. Mi-ae ona pişmanlığın yüzleşmeyle hafifleyebileceğini, Suhye sevginin biyolojik bağlardan daha güçlü olabileceğini, Dok-go ise bir insanı kurtarmanın her zaman onu hayatta tutmak anlamına gelmediğini gösteriyor. Her kayıp halka, Suhan’ın kendi hayatında görmezden geldiği başka bir eksik parçayı görünür kılıyor.
Romanın esas kırılma noktası, Suhan’ın kendi ölümüyle ve kızı Sora’yla ilişkisindeki kör noktalarla yüzleşmesi. Kendisini koruyucu ve haklı bir baba olarak gören Suhan, eşinin ölümünden sonra acıyı paylaşmak yerine bastırmış, Sora’nın yasını da kendi yöntemleriyle yönetmeye çalışmıştır. Kötü ruh Kim Jaewoo’nun Sora’nın öfkesiyle bağ kurabilmesi, bu duygusal kopuşun sonucudur. Karakterin değiştiğini ve dönüştüğünü burada görürüz: Suhan büyük kibrini kırar ve kızından özür diler.
Kayıp Anılar Ekspresi’nin proje temelli ve episodik yapısı, bazı bölümlerde duyguların fazlaca açıklanmasına ve bağlantıların görünür tesadüflerle kurulmasına neden olmuş izlenimi veriyor. Buna karşılık Kore mitolojisini modern bürokrasi, polisiye soruşturma ve aile bağlarıyla birleştiren dünyası oldukça ilgi çekici, merak uyandıran ve metin içinde işlevsel. Baş karakterin yolculuğu bize bunu gösteriyor; Suhan’ın ukala ve kontrolcü bir müzakereciden yanılabileceğini kabul eden bir rehbere dönüşmesi romanın ritmini oluşturuyor ve hikâyenin sonunda yaptığı tercih de karakterinin bu değişimini tamamlıyor. Deneysel çalışmanın ve sınırları zorlamanın bir örneği olduğu için de Kayıp Anılar Ekspresi’ni kıymetli buluyorum. İyi okumalar.










