Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

11 Ağustos 2020

Öykü

Herkesin Alnına Ne Yazıldıysa…

Muharrem Ender Öndeş

Paylaş

2

0


“Bu akşam biter artık…”

“Tam bitmez tabii, daha dur bakalım, kolay olmuyor bu işler,” diye mırıldandı. Odada, aynanın karşısında… “Beklettik ya bir gün, köyden akrabalar gelecek, yetişsinler diye filan. Üç beş gün onlar yayılır kalır evde, üç beş gün de gelen giden olur, okuması üflemesi, yedisi, yemek, bulaşık, çay…”

Sonra… Biter… Her şey biter zaten aslında.

Salon havasını buldu şimdiden. Kur’an sesi koridorda yayılıyor, örtüler, tespihler… Uzun süredir birbirini görmemişlerin öpüşüp koklaşmaları, “kilo almışsın”lar, “çok zayıflamışsın”lar… Bahçede, erkekler kısmında eşek şakaları geceden başlamıştı zaten. “Onlar daha bir rahat,” diye düşündü, “hep öyle olur zaten. Erkek milleti öyledir. Arada bir durup üzülme filan yaparlar, sonra yine o hikâyeler başlar. Yakup Amca, bunadı iyice ya, köyde kapıları karıştırıyormuş da, girip camide yatmak isteyip Kütahyalı imamla kavga etmiş de… Geçen sene Necibe’nin cenazesinde de anlatmışlardı aynı şeyleri, yine bu kadar gülmüşlerdi.” Arada bir “Yazı yazılınca bir defa, ne yapsak boş!” gibi lafların ortalıkta dolanacağı ve geçen yılki cenazelerin dökümü yapıldıktan sonra yine lafın dönüp dolaşıp Yakup Amca’ya geleceği kesindi. Sonra belki oradan piyasanın durgunluğuna, seçimlere filan… Sonra yeniden, ikinci kalp krizinin affetmediği üzerine tıbbi mülahazalar!

“Pek memnun gibisin fotoğrafında! Dişler meydanda, kaşının biri yine yukarıda.” Yatağın başucundaki fotoğrafa takıldı gözleri. Odanın ve yatağın, nevresimlerin, yastıkların, komodinin tapu senedi duran gösterişli fotoğrafa uzun uzun baktı. Bir şey için çektirilmişti de sonra büyütüp çerçeve filan yaptırılmıştı, hatırlayamadı. “İyi. Güzel,” dedi, “fotoğrafta gülmek iyidir. Ben gülemem mesela, pörtlek pörtlek bakarım öyle. Sen gülüyorsun ama. İyi.”

Yatağın kenarına ilişti, gözlerini fotoğraftan ayırmadan. “Bu odayı hatırlıyorsun değil mi? Balkonu… Nasıl hatırlamazsın ki? Biz, öbür küçük odadaydık eskiden. Burası onundu. Sonra biz geçtik, çok sonra ama… Öyle boş kalınca uzun süre…”

Aşağılardan gelen seslere kulak kabarttı sonra, belli belirsiz gülümsedi “Senin berduşlar tam takım aşağıda! Sesleri geliyor, bak! Kahvedeki mühim işlerini yarım bırakmışlar, berberi, kasabı, terzisi… Ne kadar gururlansan yeridir, dünden beri hepsi tek tek gelip ‘yenge bir ihtiyaç varsa…’ diye başladıktan sonra yarım kalmış cümleleriyle ve yarım götleriyle belediyenin verdiği beyaz sandalyelere çöküp kalıyorlar. Allah’tan Nurten var, o alt kattaki, senin sevmediğin hani. İki gündür işe gitmedi kızcağız. Çaylar, yemekler, tatlılar, gelip gidenler, perişan oldu… Kocası da sağ olsun, belediye, defin ruhsatı filan...”

Nurten’in sesi geliyor tam o anda, birilerine laf anlatmaya çalışıyor besbelli: “Ay bırakın kadıncağızı, odasında kafa dinlesin biraz.”

“Oda? Ha, evet oda… Pardon, odamız, bizim odamız…” Gözleri hâlâ fotoğrafta, hırkasının uçlarını çekiştirerek mırıldanmayı sürdürdü.  “Hatırlıyorsun değil mi burayı? Onun odasıydı eskiden. Duvarlarına şarkıcı resimleri filan yapıştırırdı, yılbaşı süslerini tuttururdu bantla… Hep söktün, boyattın yeni baştan, iki kat mavi boyanın altında kaldı hepsi. Kaldı ama. Bir yere gitmedi ki onlar, hepsi kaldı orada. Balkon da orada bak! Kilitledin kapısını o günden sonra, hiç açılmadı, hiç! Ama bir yere gitmedi balkon. Yeşil demirleriyle küçük balkonu onun, ders çalışırken ayaklarını uzattığı yeşil demirler…”

Elini koynuna soktu sonra usulca. Sımsıkı sarılıp sarmalanmış küçük bir zarfı çıkarıp, fotoğrafa doğru uzattı. “Bunu hiç okumadın sen. Okumadın, okuyamazdın da zaten. Ben de sonradan buldum, harçlığından biriktirip doğum günümde bana hediye olarak aldığı çantanın iç gözündeydi. Oraya koymuş, saklamış aslında. Çünkü senin değil sadece benim okumamı istemiş. Üç ay sonra, eşyaları toparlarken elime geldi. Okudum, alıp koynuma soktum, hiç çıkarmadım oradan. Çıkarıp bir daha okumaya gücüm yetmedi.”

“Birazdan getirecekler. Evine geleceksin, son kez. Helalleşmek için. Şu, yeşil araba hani, örtüler filan. Tam nerede duracak biliyor musun o araba? Ben biliyorum. Gel bak göstereyim sana.” Balkon kapısının önünde durdu, alnını cama dayadı kaldı bir süre. Dönüp yeniden fotoğrafa baktı sonra. “Gel, bak! Hadi, çık o çerçevenin içinden ve bak! Nerede duracak biliyor musun o araba? Ha? Biliyor musun? Tam onun düştüğü yerde! İki yıl önce, balkon demirlerinin üstüne çıkıp, atlayıp…” Yavaş yavaş büküldü dizleri, gövdesi duvara sürtünerek aşağıya doğru kaydı, sonunda sırtı duvarda yığılıp kaldı köşede. “İnanmadım ben. İnanmadım ona. Kızdım bağırdım hatta. Yapmaz öyle şey baban dedim. Sarhoş gelmiştir belki, kendini bilmemiştir, yanlış anlamışsındır dedim. İnanmadım ona. Okulda sırasına resimlerini koydu arkadaşları, ağladılar hep, ‘içine kapanıktı, eskiden böyle değildi ama…’ demişti öğretmenleri. Sustum. Susup kaldım öylece.” 

Fotoğrafa doğru baktı yeniden, acı bir gülümsemeyle başını salladı. “İnanmadım ben. İnanmadım ona. Kendi doğurduğuma inanmadım. Kızdım bağırdım hatta. Sarhoş gelmiştir baban, kendini bilmemiştir dedim…”

Aşağıdan telaşlı sesler yükseldi bu arada, birkaç hıçkırık ve sonra feryatlar… Durdu bir an. Ne olduğunu anlamaya çalıştı. Sonra dizlerine tutunarak doğruldu yavaşça, tülbendinin ucuyla gözlerini silip yeniden fotoğrafa doğru baktı. “Neyse. İneyim artık. Bitti işte. İneyim. Nurten koluma girsin biraz, zorlukla durayım ayakta, dizlerim tutmasın, örtülerim sıyrılsın başımdan, saçlarım savrulsun, kolonya şişeleri boşaltılsın başımdan aşağıya…”

“İneyim artık… Herkesin alnına ne yazıldıysa… Cevriye Hala, iki gündür yüzlerce kez tekrarladı bunu. Herkesin alnına ne yazıldıysa… İneyim. Birazdan gelir araba, kapının önüne çıkayım.”

Kapıya yönelmişken, aklına bir şey gelmiş gibi durdu bir an, dönüp yeniden fotoğrafın önüne geldi. “Son bir şey daha var ama… Ölüm evde olunca, doktor şöyle bir yarım ağızla soruyor, ‘otopsi ister misiniz’ diye.” Gülümsedi, omuzlarını dikleştirdi. “Ben ne dedim biliyor musun peki? Duymak ister misin?”

Gülümsemesi bütün yüzüne yayıldı birden. “Hayır,” dedim. “Hayır. Teşekkürler, gerekmez…”

Tam dönecekken, başını kaldırıp bir kez daha baktı fotoğrafa. “İneyim artık… Saçlarım savrulsun, Nurten koluma girsin, dizlerim tutmasın, kolonya… Bugün 20 Temmuz. Onun doğum günü.”

Tülbendini düzeltip kapı koluna uzandı.

“Herkesin alnına ne yazıldıysa…”

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Lolita’dan önce Dullita vardı...Denis Gürcü
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Tuğçe Vural

25 Temmuz 2025

Bipolar Fısıltılar

Alara, sıradan olamayacak kadar güzel görünen havada sokağa adımını attı. Elindeki termostan sıcacık kekremsi bir kahve kokusu yayılıyordu. Uzun zamandır yapmadığı bir şey yapacaktı o gün ve terapiye başlayacaktı. Psikoloji mezunu yakın bir arkadaşı uyarmıştı yıllar önce: “Bak Alar..

Devamı..

Babam Bir Tek Feride’yi Severdi

Rojda Alak Koç

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024