Hilal Erkoca • Masum Sandığınız Siğiller Etrafınıza Bulaşabilir
2 Mayıs 2018 Öykü

Hilal Erkoca • Masum Sandığınız Siğiller Etrafınıza Bulaşabilir


Twitter'da Paylaş
0

“Bak ne diyor, masum sandığınız siğiller etrafınıza bulaşabilir.” Annem burnunun ucundaki gözlüğün üzerinden sol avucundaki telefona bakıyor. Gözünü ekrandan ayırmadan ekliyor. “Banyodaki havluyu kullanma artık sen.” Küt saçlarının dipleri beyaz, toplu yanakları sarkmış. Bu haliyle her zamankinden sevimli. Sağ işaret parmağıyla ekranı kaydırıyor. “Doktora gitmeyince rahat yok diyorlar bak.” Gülüyorum. “Forum sitesinden mi okuyorsun bunları?” Bakışları ciddi bir işten alıkoymuşum gibi bana kayıyor. “Ne bileyim, eldeki yaralar yazınca çıktı.” Aramızdaki mesafeye rağmen görebilecekmişim gibi ekranı bana çeviriyor. “Görselleri tıkla bakalım ne çıkacak,” diyorum. Ekranı yeniden kendinden bir kol boyu uzaklaştırıp sessizliğe gömülüyor. Bana sormak zorunda kalmadan görseller denen şeyi bulmaya çalıştığını anlıyorum. Bir süre denedikten sonra, “Onu bulamadım, et beni ile siğil arasındaki farkları buldum,” diyor. Sıkılmış gibi telefonu koltuğun koluna bırakıyor. Ayağının dibindeki örgü çantasına uzanıyor. Bana ördüğü siyah kazağın yaka kısmı kaldı. Alnının hizasına kaldırıp kazağa her açıdan bakıyor. Gördüğünden memnun, gülümsüyor. Siyah ip iki ters bir düz giderken, “Kurbağaya işetmen gerek,” diyor, “küçükken bana hep çıkardı, seninkiler ne ki. Utancımdan ellerimi dışarı çıkaramazdım. Göl kenarında kurbağa bulduk da kurtuldum. Üç kulhuvallah bir elham, sabaha bir şey kalmadı.” “Aman Saadet, bırak şu hurafeleri” diyor babam. Ona dönüyorum, tam karşımdaki kanepede. Kafasının altındaki çift yastık yüzünden boynu neredeyse havada. Sağ eliyle alnını tutmuş, parmakları yere bakıyor. Garip bir uzanma şekli. Alnına koyduğu elinin dirseğini kanepenin sırt minderine yaslamış. Birkaç senedir çektiği huzursuz bacak sendromuyla durmadan sallanıyor. Sağ ayağı solun üstünde. Kelebeğin kanat çırpması gibi güzel bir ritimle ileri geri gidiyor. Yaşadığının en büyük kanıtı. Şu sallanma bittiğinde dünya dönmeyi bırakacak sanıyor insan. “Ben onlar ben. Bu yaşta siğil mi olurmuş,” diyor. Konyaspor bir sıfır önde. Keyfi kaçık. Takımı mağlupken az konuşur. Maç akşamlarının tanıdık sesi büyüdükçe büyüyor. Quaresma, Quaresma sıyrıldı. Şimdi Ferhat’ı geçti. Önündeki koridordan son sürat ilerliyor. Quaresma ceza sahasında. Güzel bir açı yakaladı. Babam bir düğmeye basılmış gibi yastıklardan fırlayıp doğruluyor. Yumruk yaptığı sağ eli önde. “Hadi be oğlum, vur oradan be.” Quaresma’nın açısı daraldı. Yine de şutunu çekiyor. Quaresmaaaa. Konyasporlu futbolcuların arasından golü attı. Sayın seyirciler inanılmaz bir gol oldu. Babam artık ayakta, gülerek alkışlıyor. “Helal len sana.” Gözlerini televizyondan ayırmadan yerine oturuyor. Quaresma, Quaresma, Quaresma, Quaresmaaaa. Yüzünde koca bir gülümseme. Görevini yerine getirmiş gibi kalktığı şekilde uzanıyor. Parmaklarının alnındaki hizası, ayaklarının kelebek şekli, ensesinin yastık üzerindeki konumu bile aynı. Demek eşya da zamanla insana alışıp huyunu suyunu ezberliyor. Annem, babamın kanepesine bitişik tekli koltuktan kıs kıs gülüyor. Kocasını ne zaman bu halde görse onu bir gülme alır. Hayran mı olur, şu baban alem adam, mı der, ne der böyle gülerek, bilmiyorum. Ne dediğini belki kendi de bilmiyordur. “Kızım televizyon takıldı galiba yine.” “Yok anne adam golü tekrarlayıp duruyor.” Yine kıkırdayarak, “Anladık herhalde, espri yaptım,” diyor. Kazağı dizine bırakıp tam tepesinden, babamın alnında duran elini çocuk merakıyla inceliyor. Bulaşır korkusuyla ellerini hiç uzatmıyor. Yeniden telefonunu açıp bir şeyler arıyor. Bir ekrana bir ele bakıyor. “Tüh. Seninkiler aynı bunlardan işte. Küçük siğiller. Çok bulaşıcıymış. Ay Hikmet hiç görme sen korkarsın, seninkiler de buna dönüşecek. “ Babam bir şey demeden elini alnından çekiyor, sol yanına dönüp bacaklarının arasına sıkıştırıyor. Annem muzip bir ifadeyle, “ Başka yerlere de bulaşabilirmiş,” diyor. “Aman Saadet vallahi bir ağız tadıyla maç izletmedin.” “İzleme zaten. Deniz yarın gidiyor. Bir yıl yok kızın. Kalk da dışarı çıkalım. Vallahi şu Kuarezmadan içim şişti.” Gözlerini bana dikip destek istiyor. “ Maç bitince çıkarız daha erken,” diyorum. Annemin nehir kenarı dolaşma saati. Akşam yemeğinden sonra hava iyiyse, evde oturmaktan nefret eder. “Aman babasının kızı. Oralarda da böyle yap emi. Sabahlara kadar ders çalış. Sakın gezip tozma. Evlenince gezersin, kocanın keyfi gelir de maçları biterse.” “Aman Saadet,” diyor babam. Kanepeden isteksizce doğruluyor. Gömleği buruşmuş. Kırmızı alnında dört parmaklık bir beyazlık. “Haydi çay içmeye gidelim madem,” diyor. Karşıdan bana göz kırpıyor. “ Kızım bir yıl çay içemeyecek.” “Niye içemesin canım, yurtdışında çay yok mu?” “ Çaydanlıktan diyorum yahu. Çay olduğunu biliyoruz herhalde.” “Yok maç bitsin öyle gidelim, zaten az kaldı,” diyorum. Annem, artık cidden öfkeleniyorum diyen bir bakış atıyor. “Senin de telefonu elinden bıraktığın yok ki. Maç bile izlemiyorsun. Hem baban maçı artık eskisi kadar sevmiyor, değil mi Hikmet?” Konyaspor az önce mutlak bir gol şansını kaçırdı. Konyaspor için talihsizlik anları. Bol pozisyonlu akıl almaz bir maç oluyor. Babamın gözü, kıl payı kaçan şutun tekrarında. “Yoo, Beşiktaş maçlarını hiç kaçırmıyorum.” Ben gülüyorum, annem omuz silkiyor. “Aman kaçırma. Gece onda çıkarız artık baykuşlarla yarasalarla.” Babam mümkün olsa bir gözüyle benim, öbürüyle Beşiktaş’ın olacak. Mecburen aramızda gidip geliyor. “Uçağın kaçtaydı kızım?” “Dokuz.” Annem atlıyor. “ Kahvaltıya bile vakit yok. Doğru düzgün bir uğurlama yapamadık.” Babam karşıdan gülümseyerek bakıyor. “İlk defa gitmiyor ya canım. Kaç kere gitti geldi benim güzel kızım.” Güven dolu gözlerini aynı anda kısıp açıyor. Uzaktan sevme şekli bu. “Bir yıl hiç gitmemişti ama.” Annemin sesi titrek. Kendini tutmasa ağlayıverecek. İki ters bir düze hız veriyor. “Benim kızım onu da yapar,” diyor babam. Ekran babamda sabitleniyor. Bir damla yaş telefonun tepesinden aşağı süzülüyor, babamı boydan boya kat ediyor. Yerimden kalkmak istemiyorum. Babam ömür boyu o kanepede, elini kimsenin koymadığı şekilde alnına koyup ayaklarını kelebek gibi sallasın istiyorum. Beşiktaş şampiyon olsun. Quaresma başka takıma gitmesin. Şu üç koltuklu bir televizyonlu ufacık dünya darmadağın olmasın. İğrenç siğiller gerçekten siğil olsun. Bir yıl sonra doktorun teki, “Daha önce gelseydiniz bir şeyler yapabilirdik,” demesin istiyorum. Gözlerimi kurulayıp sağ yanağımın üzerine yatıyorum. Ekranı burnumun ucuna sokup tekrar oynata basıyorum. Yüz küsuruncu oynatışımda, annem hâlâ, “ Masum sandığınız siğiller etrafınıza bulaşabilir,” diyor.

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR