Huzurevi • Elma • Elma, Adam ve Rüzgâr
29 Ağustos 2019 Öykü

Huzurevi • Elma • Elma, Adam ve Rüzgâr


Twitter'da Paylaş
0

Huzurevi

Bahçede oturmuş sonbahar güneşi ile, sızlayan kemiklerimi ısıtıyordum. Son günlerimi iyi geçirmem için sık sık torunumla ziyaretime geliyordu kızım. Torunum bana çocukluğumu hatırlatıyor,desem ne derece doğru olur bilmiyorum. Çünkü çocukluğuma dair pek bir şey hatırlamıyorum. Ziyaretime geldikleri bir gün torunum eline bir çubuk almış toprağı eşeleyip duruyordu. Onun oyunu benim korkum oldu. O, kazdığı çukura ufak tefek şeyleri doldururken ben o küçük çukurda dahi kendimi hayal ettim. Nefessiz kaldım. Pörsümüş etimde kımıl kımıl dolaşan kurtlar geldi aklıma. Tam ağzımı açıp çukuru kapatmasını söyleyecektim ki çocuk elindeki çubuğu atıp yüzü koyun toprağa uzanıverdi. Usulca. Bir şey oldu sandım.

"Ne oldu yavrucum? Neden öyle uzanıyorsun?" diye sordum.

Çocuk başını bana doğru çevirip, "Dünyayı kucaklıyorum nene," dedi.

Gülümsedim. İstemsizce. Kalktım. Bacaklarımın titremesini ellerimle bastırmaya çalışarak birkaç adım attım. Çocuğun yanına çömeldim. Kollarımı iki yana açıp yüzükoyun toprağa uzandım. Yüzümü torunuma döndüm. Meraklı gözlerle beni izlemişti.

“Nene, ne yapıyorsun?” diye sordu, yüzündeki hınzırca gülümsemeyle.

“Dünyayı kucaklıyorum kuzum,” dedim gülümseyerek.

 

Yumruk

"Beceriksiz! Senin elin armut mu topluyor? Sen de vursaydın ya."

Karnıma yediğim yumruğun acısı henüz geçmemişti nenem bunları söylerken. Ağlamaya başladım. Nenemin beni azarlamasına mı yoksa karnımdaki acıdan mı ağlıyordum, bilmiyorum. Hem misafir gelmiştik buraya. Misafir geldiğimiz evin çocuğuna ben nasıl vurayım? Gerçi o da hiç misafir falan dinlemeyip indirdi yumruğu karnıma. Öyle habersiz. Hem de durup dururken. 

"A kuzum benim, ağlama. Ben şimdi onu annesine söylerim. Onu bi güzel haşlar." 

Nenemin sesi yumuşayınca ağlamam kirp diye kesildi. 

"Nene, nene! Ben vuracaktım ama..." Sözümü bitiremedim. Ne diyeceğimi mi unuttum, yoksa zaten bir sebebim yok muydu, onu da bilmiyorum.  Nenem önde ben arkada bir başka eve yöneldik.

 

Elma, Adam ve Rüzgâr

– abbas kiarostami ve nuri bilge ceylan’a

Dalından düşen bir elma yuvarlanıp gidiyor bayırdan aşağı. Etrafındakilere aldırmadan, etrafındakiler ona aldırmıyor. Bir adamın gözü ilişiyor düşen elmaya. Yuvarlanıp giden elmaya. Bir an koşup yakalamak istiyor. Yakalayıp eliyle sildikten sonra, şöyle büyük bir ısırık almak istiyor. Ağız dolusu. Ama nedense yerinden kıpırdamıyor. Bir ürperti sarıyor içini. Anlamsız. Kaynağı belirsiz. Yoksa nedeni elma mı?

İçindeki ürpertiyle zihninde bir şimşek çakıyor ve bembeyaz kesiliyor. Olduğu yere çakılı kalıyor adam. Dalından düşen elma, daldaki ömrünü doldurmuş muydu? Yoksa şimdi öyle tuhaf bir biçimde ıslık çalan sert rüzgâra karşı koyamadığı için mi dalından düşmüştü? 

Adam bir an zihninde çakan şimşekle elma oluverdi ve ömrü öyle ansızın tükeniverdi. Ruhu neresinden çıktıysa, çıkıp gitti. Bir elma gibi toprağa düştü adam. Rüzgârın tuhaf ıslıkları çoğaldı, adeta bir koroya dönüştü. 

Epeydir yuvarlanan elma bir çalıya takılıp kaldı. Adamın kaskatı kesilen bedeni toprakta öylece kıpırtısız yatıyordu. Gözleri açık, sanki daldaki elmalara takılıp kalmıştı. Rüzgarın tuhaf ıslıkları kirp diye kesiliverdi.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR