Işıl Bayraktar • Uzak Dünya Kişisi
7 Ocak 2017 Öykü

Işıl Bayraktar • Uzak Dünya Kişisi


Twitter'da Paylaş
0

Masada büyük bir şölen hazırlanmıştı. Türlü çeşit yemekler, içkiler, tatlılar, peynirler, mezeler, çerezler. O güne kadar hiçbir şey yememişler gibi bütün masa donatılmıştı ve herkes kahkahalarla gülüyordu. Ortada uçuşan bir neşe halesi vardı ve bu hale masada oturan herkesin vücudunun çevresinde yükseliyordu, yetmiyor, herkesi içine alıyordu. Onlara bakıldığında görünen tek şey neşe halesiyle sarmalanmış, halenin etkisiyle kahkahaları artmış, içkinin etkisiyle çakır keyif olmuş sallantılı insanlardı. Neşe sanki masayı iki kutba ayırmış, kuzey ve güney kutbunda yaşayanların iklime, havaya, durumlara verdiği tepkilerin bütünüyle birbirinden farklı olmasına neden olmuştu. Aynı masanın çevresinde iki farklı dünya vardı ve bu, şimdiye kadar gördüğü kutuplaşmalardan daha derin bir kutuplaşma yaratıyordu. Neşe halesinin bu büyük gücü karşısındaki çaresizliğini kabul etti, kuzey kutbuna doğru daha da çekilmek istedi. Orda sonsuza kadar üşüyebileceğini, hatta donarak ölebileceğini hissetti. İstediği son şey neşe halesinin kendisini bulması ve bir görev gibi onu da hop diye içine alıvermesiydi. Hoş, o haleyi parçalayacağından, onun kollarını bir şahin gibi yırtacağından çok emindi. Belki de bu neşe halesi tüm bunları biliyordu da, masanın ucuna ilişmiş bu uzak dünya kişisine dokunmuyordu. Öbürlerinin arasında dolaşıp onların kahkahalarını toplamakla, sonra oluşan kahkaha bulutuyla masanın üstünden onları seyretmekle yetiniyordu. O ise toplanan bu kahkahaların nasıl bir gürültüye dönüştüğünü izliyordu. Herkesin kahkahası ayrı biçimde olsa da, ortada buluştuklarında sanki hepsi ortak bir ses halini alıyordu ve bu masanın kuzey kutbuna ne söylediği anlaşılmayan bir gürültü olarak geliyordu. Kulakları uğulduyordu orda. Kulaklarını elleriyle tıkamış, kuzey kutbundan yerin dibi kutbuna nasıl geçebileceğini düşünüyordu ki kadeh şıkırtıları duydu. Kadehler kalkmış, dilekler dileniyor, kadehlerin içine sıkıştırılmış mutlulukların gelecek bir zaman diliminden kendilerine ulaşmalarına dair umutlar paylaşılıyordu, bir yudum daha aldıkça bu sıkıştırılmış mutluluklar daha çabuk gelecekmiş gibi hızla sarılıyorlardı içkilere. Kadehlerin etrafı insan vücutlarıyla doluydu. İçlerinden biri onun önündeki mezeye uzandı. Ve onu fark ediverdi birden. “Niçin hiçbir şey yemiyorsun? Üstelik içmiyorsun da. Bunun için mi toplandık?” Neşe halesinin onlarda yarattığı kahkaha bulutunun kendinde kapkaranlık bir yağmur bulutu oluşturduğunu görmek için katılmadığı kesindi bu toplantıya. Ama olan biten bundan başka bir şey değildi ve bunu fark etmeyenlerle nasıl konuşacağını bilmiyordu. Önüne yemek uzattı, kadehine içki doldurdu. “Haydi, tadına bak lütfen. Bunlar sezonun en taze ürünleri, üstelik en pahalı restoranlardan geldi. Sevmeyecek değilsin herhalde.” Bir ısırık aldı. Tahta gibiydi. Dümdüz, köşeleri tırtıklı, ahşap kokulu bir lezzet. Yüzünde virgülsüz bir ifadeyle ona baktı. “Beğenmedin mi onu? Şunu dene o zaman.” Masanın öbür ucundan özenle dilimlenmiş ve üstüne hiç görmediği kızıllıkta sos dökülmüş bir et parçası koydu önüne. Isırdı. Et parçası ağzında gıcırdıyordu. Cılız ve eğreti bir tahtanın üstünde yürürken tahta nasıl gıcırdarsa öyle gıcırdıyordu ağzında ve bu ses, onların kahkahalarından oluşan gürültüyle nerdeyse aynıydı. Ağzının öbür tarafına aldı et parçasını ve bu kez de tırtıkları ağzına battı. Herkes ona bakıyordu, kimileri gülüşmeye devam ederken kimilerinin gülüşünü  dondurmayı başarmıştı. Sonunda cesaretini topladı. “Tahta bunlar,” dedi. “Hepiniz tahta yiyorsunuz. Tahtaların ekşimiş suyunu içiyorsunuz içki niyetine. Üstelik bunların en şahane yerlerden geldiğini sanıyorsunuz. Halbuki hepsi tırtıkları birbirinden biraz farklı olan tahtalar.” Masanın üstüne yükselmiş neşe halesinin sözleriyle havada asılı kaldığını gördü. Şimdi havada donmuş bir rüzgâr tınısı vardı. Sessizliği biri bozdu. “Sana bir gözlük alacağım!” Yukarı uzandı bunu söyledikten sonra, neşe halesinin kendine ait kısmını geriye alabilmek için ama başarılı olamadı. Kapıdan çıkarken masadan gıcırtılar yükseliyordu. Hepsi biraz sönük de olsa iştahla masadaki tahtaları yemeye ve içmeye devam ediyorlardı. Kapıyı çarptı ve gitti, ağzındaki tahta parçalarını neşe halesinin olmadığı ıssız bir sokakta kustu.

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR