A ve B teorileri tartışmasını önemsiyorum, zamanın akışını savunan A-teorisyenlerinin sezgilerini paylaşıyorum. Ancak, tartışmanın tarihini çok daha fazla önemsiyorum. Nasıl başladı? McTaggart'ın düşüncesini ne yönlendirdi? Bu köken hikâyeleri önemlidir, çünkü yeni felsefi soruların ortaya çıkışının felsefi ilerlemeye işaret ettiğini öne sürüyorum.
Olaylar sırayla gerçekleşir - bir pastayı süslemeden önce kremayı çırparsınız. Bazı olaylar şimdi oluyor gibi görünürken, diğerleri gelecek veya geçmiştir. Gelecekte bir doğum günü partisi var, yavaş yavaş yaklaşıyor. Büyük gün geldiğinde parti hazır; sonra bir hatıraya dönüşecek ve geçmişe karışacak. Geçmiş, şimdiki zaman ve gelecek dünyanın gerçek özellikleri gibi görünüyor, ama gerçekten öyleler mi? Filozoflar aynı fikirde değil ve bu tartışma şu gibi kitaplarda ele alınıyor: Zaman ve Uzay (2001) Barry Dainton ve Zaman Felsefesine Bir Kılavuz (2013), Adrian Bardon ve Heather Dyke tarafından düzenlendi.
Bu anlaşmazlık nasıl ortaya çıktı? Filozofların binlerce yıldır üzerinde tartıştığı türden bir şey gibi görünse de, bunun nispeten yeni olduğunu söylüyorum. Tartışmanın 100 yıldan biraz daha uzun bir süre önce bir adam tarafından başlatıldığını düşünüyorum: John McTaggart Ellis McTaggart.
Çoğu konuda olduğu gibi, felsefenin de modası vardır. Batı felsefesinde zaman konusu menüye girip çıkar. Ortaçağ filozofları zaman kavramını araştırıyor, Augustine ve Thomas Aquinas gibi isimler Tanrı'nın sonsuzluğu üzerine kafa yoruyordu. Zaman, 'mutlakiyetçilik' (absolutism) üzerine tartışmaların alevlendiği 17. yüzyılın ortalarından itibaren büyük bir konu haline geldi. Isaac Newton ve diğer mutlakiyetçiler, zamanın yaratılmış dünyadan bağımsız bir tür varlık olduğunu savundular.
18. yüzyılın ortalarına gelindiğinde, özellikle Britanya'da zaman menüden tekrar kalktı. Jeremy Bentham, Adam Smith, Edmund Burke, George Jardine, Mary Wollstonecraft gibi bu dönemin önde gelen İngiliz filozofları zamanı görmezden geldiler. Bu kısmen, soyut, anlaşılması güç konuların incelenmesini engelleyen İskoç Aydınlanmasından kaynaklanıyordu. Alman filozof Immanuel Kant'ın çalışmasının ardından İngilizlerin ilgisi arttı, ancak bu tutum değişikliğinin gerçekleşmesi on yıllar aldı.

John McTaggart Ellis McTaggart
Kant'ın Saf Aklın Eleştirisi (1781) zaman üzerine yeni bir dönüş yaptı. Kant, mutlakiyetçilerin ortaya attığı bir argümanı ele alıyordu. Birçok mutlakiyetçi, zamanı Evrenden silmeyi hayal edemeyeceğimizi savundu. Evreni yok etseniz bile, zaman kalır, bu da zamanın bizden bağımsız var olduğunu ima eder. Kant, zamanı tablodan silemeyişimizin bize Evren hakkında hiçbir şey söylemediğini savunuyor. Bunun yerine, bize aklımız hakkında bir şeyler söyler. Zaman içimizde kök salmıştır: bir düşünce biçimidir, herhangi bir şeyi deneyimlemenin ön koşuludur. İnsan zihni, deneyimlerimiz her zaman zamansal olacak şekilde programlanmıştır ve bu yüzden zamansal olmayan bir dünyayı hayal bile edemeyiz. Bununla birlikte, kafamızın dışındaki dünya, gerçekten bizden bağımsız olduğu için zamansal olmayabilir. Çünkü biz şeyleri zaman içinde algılamak zorundayız, kendinde-şeylerin nasıl olduğunu bilemeyiz.
Kant'a göre insan zihni, algılarımızı oluşturmada aktif bir rol oynar. Kendinde-dünya zamansal olmayabilir, ancak insanların algıladığı dünya zamansaldır. Bu görüş aslında bir "idealizm" biçimidir. İdealizm zihnin etkinliğini vurgulayan görüşlerin genel adıdır.
Kant'tan sonra Almanya'yı idealizm sardı. Ama İdealizm'in Britanya'ya varması uzun zaman aldı. İskoç filozof William Hamilton, 1836'da (Saf Aklın Eleştirisi yayımlandıktan 50 yıl sonra) Kant üzerine ciddi şekilde çalışan ilk isimdi. Bununla birlikte, Hamilton'dan sonra idealizm Britanya'da filizlendi ve 1860'larda 'İngiliz idealizmi' olarak bilinen harekete çiçek açtı.
İdealizm, zamanın gerçek-dışılığını beraberinde getiriyordu. TH Green'den FH Bradley'e kadar hemen hemen her İngiliz idealist zamanı reddetti. McTaggart, 1885'te Cambridge'e öğrenci olarak geldi; bu dönemde idealizmi kabul etmek ve zamanın gerçekliğini reddetmek neredeyse zorunluydu. Düşünceleri Kant ve GW Leibniz'le mayalandı, Hegel üzerine kalın ciltler üreterek bu görüşleri benimsedi.
Yağmurun yağışı bir zamanlar şu andı ve şimdi geçti. Gök gürültüsü gelecekte olacak ama geldiğinde şimdi olacak
McTaggart'ın zamanı reddetmesinde olağandışı bir şey olmamasına rağmen, bunu yapış şeklinde olağandışı bir şey vardı. McTaggart, zamanın gerçek olması durumunda nasıl olabileceğini çok düşündü. Bu fikirlerini "Zamanın Gerçekdışılığı''nda (1908) topladı.
Üç olay hayal edin: bir yağmur fırtınası, bir şimşek çakması ve gök gürültüsü. Onları nasıl art arda dizeriz?

Önce----->Sonra
McTaggart olayları iki seriye ayırdı. Hem 'A-serisi' hem de 'B-serisi' olayları daha erken veya daha geç olmalarına göre sıralıyor. Şimşek, yağmur başladıktan sonra ve gök gürlemesinden önce çakar.
Ek olarak, A serisi için şimdi olan olaylar özeldir. 'Şimdi'ye göre daha önceki olaylar 'geçmiş' ve daha sonraki olaylar 'gelecek' olarak etiketlenir. Şimşek şimdi çakıyorsa, geçmişte yağmur yağmıştır ve gelecekte gök gürleyecektir.
McTaggart'ın zamana karşı argümanının iki adımı vardır:
İlk olarak, A serisinin zaman için gerekli olduğunu savunur. B serisinde hiçbir şey değişmez, çünkü her olay zaman içinde her zaman aynı konumu işgal eder: Şimşek her zaman yağmurdan sonra çakar. Buna karşılık, A serisinde, şimdiki zaman geçtikçe işler gerçekten değişir: yağan yağmur bir zamanlar mevcuttu ve şimdi geçmiş oldu. Gök gürültüsü gelecekte olacak ama geldiğinde şimdi olacak. McTaggart, zamanın gelecekten bugüne, bugünden geçmişe bu tür bir değişimi içermesi gerektiğini iddia ediyor.
İkincisi, McTaggart, A serisinin var olamayacağını savunuyor. Gelecek, şimdi ve geçmişte olmak uyumsuz, çelişkili özelliklerdir. Bir olay gelecekte veya geçmişte olabilir, ikisinde birden değil. Yine de McTaggart, her olayın tüm bu özelliklere sahip olduğunu savunuyor: yağmur fırtınası bir zamanlar gelecekteydi, ardından şimdi oldu ve sonra geçmiş oldu. Bu özellikler çelişkili olduğu için McTaggart onların gerçek olmadığını ileri sürer. A serisi zaman için gerekliyse ve A serisi yoksa, zaman da yoktur. Zaman gerçek-dışıdır. Olayları zaman içinde algılamaktan kendimizi alamasak da, gerçekliğin zamansız ve değişmez olduğu sonucuna varıyoruz. Sanki McTaggart'ın dediği gibi dünyaya 'kırmızı filtreli bir pencereden' bakıyor ve dünyayı kırmızı olarak hatalı algılıyoruz.
McTaggart'ın argümanına ilham veren ne?
Bunun cevabını bize söylemiyor, ama ben onun Fransız düşünürlerden yararlandığını iddia ediyorum. 19. yüzyılın sonlarında Britanya'ya idealizm hakimdi. Ancak bu sıralarda François Pillon, Charles Renouvier ve Henri Bergson gibi Fransız filozoflar zamanın önemini vurgulamaya başladı. Özellikle Bergson yaygın olarak okunuyordu. Bergson, 1880'lerden 1930'lara kadar, zamanın 'mekânsallaştırılması' olarak isimlendirdiği olguyu reddetti. Uzayı kullanarak zamanı temsil eden bu zaman çizelgesini düşünün:
--------------------
t1 t2 t3 t4 t5
Sayılabilir zaman anları bir çizgi boyunca dizilir. Zaman durağan, hareketsiz görünüyor. Bergson, bu uzamsallaştırılmış zamanı 'matematiksel' olarak tanımlar. Bunun zamanın gerçek, saf doğasını ıskaladığını savunur.
Saf zaman "durée" (süre)dir. Boşluk içermediği için 'tüm alaşımlardan (alloy) arındırılmıştır'. Matematiksel zamanın aksine, saf zaman sayılabilir birimlere bölünemez. Bergson, yalnızca bilinçli varlıkların saf süreyi deneyimleyebileceğini ima eder. Müzik dinlediğimizde, bir do notası, bir notayı diğerinden ayıramayacağımız şekilde bir re notasına dönüşebilir. Geçmiş ve şimdiki notalar, birimlere ayrılamayan organik bir bütün oluşturur ve durée'yi bu şekilde deneyimleriz.
McTaggart'ın zamanın gerçek-dışılığına ilişkin argümanı orijinaldir. Yine de, A'ya karşı B serisini kurarken, Bergson'un matematiksel ve saf zamanından yararlandığından şüpheleniyorum. Bergson'un matematiksel zamanı ile McTaggart'ın B-serisi arasında benzerlikler vardır: Her ikisi de geçmişi, bugünü ve geleceği ortadan kaldırır; ikisi de değişmez veya hareketsizdir. Bergson'un durée'si ve McTaggart'ın A-serisi arasında da benzerlikler var: geçmişi, bugünü ve geleceği vurgularlar ve tamamı değişim veya hareketle ilgilidir. McTaggart, Bergson'u ilk elden okumamış olsa bile, Bergson 20. yüzyılın başlarında İngiltere'de biliniyordu. 1900'lerden itibaren, Bergson'un kitapları İngilizce'ye çevrildi ve Samuel Alexander ve H. Wildon Carr gibi etkili filozoflar, büyük dergilerde İngilizce kitap incelemeleri yayınladılar.
McTaggart'ın "Zamanın Gerçekdışılığı" makalesi kısa sürede ortalığı kasıp kavurdu. 1910'lara gelindiğinde, İngiliz idealizmi, mantığı ve bilimi vurgulayan anti-idealist bir hareket olan 'yeni gerçekçilik"in tehdidi altında kaldı. Bertrand Russell, GE Moore ve Samuel Alexander gibi isimlerin önderi olduğu bu hareket, aynı zamanda zamanın gerçekliğini de savundu. Gerçekçilik yaygınlaştıkça filozoflar McTaggart'ın zamana karşı argümanına karşı çıktı. İlk eleştirmenleri arasında CD Broad, RB Braithewaite, Susan Stebbing, John Alexander Gunn, Hilda Oakeley, JN Findlay ve Victoria, Lady Welby vardı.
20. yüzyıl ilerledikçe, bu eleştiriler devam etti. McTaggart'ın makalesi sadece 17 sayfadan oluşuyordu. Filozoflar o zamandan beri bu konuda on binlerce sayfa yazdı. Yirmi birinci yüzyıl düşünürleri şimdiye kadar 1600'den fazla alıntı yaptı, ki bu eski bir dergi makalesi için olağanüstü bir başarı. Bu saldırıların McTaggart'ın argümanını ortadan kaldıracağını düşünebilirsiniz, ancak bunun yerine onu canlandırdılar. Söylendiği gibi: 'Reklamın iyisi kötüsü olmaz.' Eleştiri, argümanı felsefi bilinçte canlı tuttu ve onlarca yıl boyunca hayatta kalmasını sağladı.
McTaggart'ın argümanını bombalarken, filozoflar yine de onun çerçevesini benimsedi. Zamanın gerçekliğini savunurken gerçekçiliklerini McTaggart'ın A-serisi veya B-serisi ile uyumlu hale getirdiler. Yavaş yavaş, bu süreç sonunda iki grup zaman teorisi ortaya çıktı. B-teorileri, zamanın sadece olayların öncesine veya sonrasına göre sıralanması olduğunu iddia eder. Geçmiş, şimdi ve gelecek dünyanın özellikleri değildir. Bunlar sadece bizim insani bakış açımızın yönleridir. Bir anın 'şimdi' olduğunu söylemek, bir yerin 'burada' olduğunu söylemeye benzer: 'Burada' ve 'şimdi' nerede durduğunuza bağlıdır. Buna karşılık, A-teorileri geçmişin, şimdinin ve geleceğin dünyanın gerçek özellikleri olduğunu iddia eder. Bu sözleri yazdığım an gerçekten geçti ve siz şimdi onları gerçekten okuyorsunuz.
Bu etiketler, McTaggart'tan bağımsız olarak kendi yollarını buldu. 1950'lerde, Donald Williams B-teorisi'ni hareretli bir şekilde savundu, hareket eden "şimdi"nin varlığını reddetti. 1960'larda Richard Gale, A-teorisinin 'tutkulu bir savunmasını' önerdi. Bence A ile B teorisi tartışması en azından kısmen fizikteki gelişmeler tarafından körüklendi.
Hermann Minkowski ve Albert Einstein'ın ardından, Williams'ın 'manifold teorisi' olarak adlandırdığı bir görüş popülerlik kazandı: fizikçiler zaman ve uzayı tek bir manifoldda, uzay-zamanda birleştirdiler. Manifold teorisinde, zamanın tüm parçaları, uzayın parçaları kadar gerçektir. Bu, "şimdi" ve "burada"nın sizin bakış açınıza bağlı olduğu görüşü olan B-teorisine uygundur. Yine de bazı filozoflar, tam da bu nedenle manifold teoriden hoşlanmadılar: Eğer zamanın tüm parçaları varsa, o zaman 1066, 2055 kadar gerçektir. Bazıları, bu zaman resminin çok durağan olduğunu, Williams'ın dediği gibi, zamanın akışını, onun 'pislik ve uğultusunu' yakalayamadığını hissetti. A-teorisini kabul eden filozoflar, zamanın bütün parçalarının gerçek olduğunu inkâr ederek, genelde manifold teoriyi reddederler. Mesela, Broad 1923'te , geçmişin ve bugünün gerçek olduğunu, ancak geleceğin gerçek olmadığını savundu.
Bugün, zaman felsefesi yaygın olarak A ve B teorileri arasındaki tartışmaya ev sahipliği yapıyor. O kadar yaygın ki, zaman felsefesinin her zaman bununla ilgili olduğunu düşünme eğilimi var. Ama değil. Geçtiğimiz birkaç yüzyıl boyunca, filozoflar ilahi sonsuzluk, mutlakiyetçilik ve Kantçı idealizm hakkında endişe duydular. Şimdiki zaman ve bunun dünyanın gerçek bir özelliği olup olmadığı konusundaki mevcut saplantımız, 20. yüzyılın bir hevesi.
A ve B teorileri tartışmasını önemsiyorum, zamanın akışını savunan A-teorisyenlerinin sezgilerini paylaşıyorum. Ancak, tartışmanın tarihini çok daha fazla önemsiyorum. Nasıl başladı? McTaggart'ın düşüncesini ne yönlendirdi? Bu köken hikâyeleri önemlidir, çünkü yeni felsefi soruların ortaya çıkışının felsefi ilerlemeye işaret ettiğini öne sürüyorum.
Evrenimiz anlamadığımız şeylerle dolu. Daha da kötüsü, henüz anlamadığımızı fark etmediğimiz şeylerle dolu. Örnek olarak, kara delikleri düşünün: Yerçekiminin çok güçlü olduğu, ışığın bile kaçamadığı uzay-zaman bölgeleri. Yirmi birinci yüzyıl fizikçileri kara delikleri anlamaya çalışıyor. Bu çaba, kara deliklerin ilk kez teorileştirildiği 1916'da ancak mümkün oldu. Ondan önce fizikçiler, hakkında bilgi sahibi olunacak kara delikler olduğunu bile bilmiyorlardı.
Felsefede de benzer süreçler yaşandığını düşünüyorum. Güzellik heykellerde mi yoksa gün batımlarında mı yoksa bakanın gözünde mi? 'Ağaç' kelimesi aklımdaki bir fikre mi yoksa gerçek ağaçlara mı atıfta bulunuyor? Filozoflar yeni, mantıklı sorular formüle ettiklerinde, hakkında bilinmesi gereken yeni şeyleri teorileştirirler. Güzelliği, kastetmeyi (referring) veya şimdiki zamanı tam olarak anlayamayabiliriz. Ancak, cevapları bilsek de bilmesek de, bu soruların var olduğunu bilmek ilerlemedir. McTaggart, zamanın nasıl olabileceğini tasavvur ederek dünya hakkında yeni bir felsefi soru açtı.
Emily Thomas Durham Üniversitesi'nde felsefe profesörü. Başta uzay, zaman ve seyehat olmak üzere pek çok konuda yazıyor. En son kitabı Seyahatin Anlamı: Yurtdışında Filozoflar (2020)
(Orijinal makale: Emily Thomas, aeon)
Çeviren: Alper Güngör






