Kadir Çevik’le Yeni İnsan Yayınevi etiketiyle okurla buluşan anı-gezi kitabı Prag Zamanı hakkında konuştuk.
Serkan Parlak: Kadir Bey, son kitabınız Prag Zamanı Yeni İnsan Yayınevi aracılığıyla geçtiğimiz günlerde okurla buluştu. Kitabınıza dair bir fikir vermek için doğrudan başlayalım, kelimenin tam anlamıyla Prag nedir sizce?
Kadir Çevik: Prag bizim için herhangi bir şehir değil, ailemizin bir parçası diyebilirim. On üç yıldır yurtdışında farklı ülkelerde ve şehirlerde yaşıyoruz. Bunlar arasında Prag’ın bizim için anlamı, ötekilere göre çok daha özel.
SP: Gezi edebiyatı özelinde kurgu türlerle olan ilişkiniz, yazma serüveniniz ve son kitabınızın ortaya çıkış sürecini anlatabilir misiniz?
KÇ: Kurumsal hayattan geliyorum. Yirmi beş seneye yakın bankacılık yaptıktan sonra 2015 yılının sonunda ayrıldım. Bu sırada eşime gelen bir teklif sonucu Çek Cumhuriyeti’nin başkenti Prag’da yaşamaya başladık. Önce okuma sonra da yazma serüvenim bu dönemde başladı. Gerek zamanımın olması gerekse de şehrin ilham veren ortamı, okuduklarımdan etkilenmeme, kafamda hikâyeler oluşturmama ve nihayetinde yazmaya başlamama vesile oldu. Önce birkaç öykü, ardından daha uzun yazılar yazmaya başladım. Kafka ile bu sırada tanıştım. Pek çok öyküsünü birkaç kere okudum. Kafka’nın "Dava" adlı romanını detaylı incelediğim sıralarda Türkiye’de yaşanmakta olan seri tutuklamalar, bana, neredeyse yüz yıl önce farklı bir coğrafyada yazılmış bu hikâyeyi, günümüz Türkiye’sine yeniden yorumlamak fikrini verdi. Olan bitenler birbirlerine çok benziyordu zira. Böylece 2018 yılında Yeni İnsan Yayınları tarafından basılan "Labirent" isimli romanı yazdım. İlk kitabım bir kurgu yani.
Ardından başka bir kurgu üzerinde çalışırken, şehirde düzenli olarak yaptığım yürüyüşler sırasında, ileride bir zaman -belki bir beş yıl sonra- Prag’la ilgili bir kitap oluşturmak üzere tuttuğum notlar bana musallat olmaya başladı. Her yürüyüşümde aklıma takılan düşünceler, şehrin yapılarından, tarihinden, mimarisinden, edebiyatından notlar yakamı bırakmadı. Sonunda, üzerinde çalışmakta olduğum kurgu projesini bir kenara bırakarak tamamen şehirle ilgili yazmaya konsantre oldum. Olmak zorunda kaldım daha doğrusu. Sonunda 2022 yılının nisan ayında basılan Prag Zamanı çıktı ortaya.
Dolayısıyla yayınlanan iki kitabımdan biri kurgu öbürü kurgudışı oldu. Her iki yazı türüne de eşit mesafede olduğumu ve yazmak istediğim içeriğe göre ileride her ikisini de kullanacağımı düşünüyorum.
SP: Prag söz konusu olduğunda biraz da edebiyat, mimari, sinema, müzik ve politikaya bakalım. Her ne kadar okuma ve yazma deneyimleri, işçilik ve gözlem gücü önemli olsa da taslaklarınızı nasıl oluşturdunuz, ilham kaynaklarınız neler oldu?
KÇ: Prag’da yaşadıklarımızla ilgili notlar alıyordum. Bunlara, şehrin önde gelen binaları ve edebiyatçıları eklendi önce. Kafka’nın örneğin, bir kitabını okurken, onunla ilgili kaynakları da taramaya başladım. Ardından onun yaşadığı, şehrin farklı bölgelerine yayılmış binaları araştırdım. Bunları buldum, içlerine girdim, vakit geçirdim. Bazı yazılarında geçen yerleri ziyaret ettim. Satırlarını yazarken neler düşündüğünü anlamaya çalıştım. Bunları kısmen akademik çalışmalarla desteklemeye gayret ettim. Bütün bunları yapmam bir iğne ile kuyu kazmaya benzer bir şekilde ve zamana yayılarak gerçekleşti. Sonuç itibariyle kitabın yazılması için gereken düşünce, gözlem, içerik belirleme, akademik çalışma yaklaşık dört sene sürdü.
SP: Ne kılavuz ne anı ama aynı zamanda Prag hakkında hem anı hem de kılavuz anlamında nitelikli bir gezi kitabı var elimizde. Elinizdeki malzemeyi kurgu için yeniden üretip dönüştürürken nasıl bir süreç işliyor; mekânlar, dil-anlatım ve özellikle atmosfer söz konusu olduğunda?
KÇ: Kitap, Prag ile ilgili duygular, düşünceler, anılar ve farklı bilgiler içeriyor. Kesinlikle bir rehberlik kitabı değil. Amacım okuyucuyu benim Prag’da yaşadıklarıma, o sıralarda aklımdan geçirdiklerime ortak etmekti. Hem zaman zaman şehirle ilgili bilgiler verirken hem de kendi duygu ve düşüncelerimi anlatırken bunları bir kurgu etrafında birleştirmeye çalıştım. Bir günümü yazdım. Evden çıkarak şehrin en önemli güzergâhları üzerinde yürüyerek hem -hep yaptığım gibi- düşündüm hem de gezerken gördüklerimi, arkasındaki ayrıntılı bilgilerle beraber kâğıda döktüm. Bunları yaparken de yanımda benimle şehri gezmekte ve bana arkadaşlık etmekte olan okuyucuyla sohbet edercesine bir kurgu oluşturmaya gayret ettim. Onunla beraber yürüyüş yaptık, onunla beraber kafelerde oturduk.
SP: Sizce gezi edebiyatı söz konusu olduğunda yaşadığımız döneme özel belli konular ve izlekler ön plana çıkıyor mu?
KÇ: Gezi edebiyatı söz konusu olduğunda gözlemlediğim kadarıyla sosyal medya üzerinden verilen mesajlar, gezilen görülen yerlerde yaşananlar, gidilecek görülecek yerler, yenecekler, içilecekler öne çıkıyor. Böyle olması da son derece normal sanırım. İnsanlar artık uzun ve sıkıcı kitaplar okumaktan ziyade çok daha güncel olan, hızla okuyup bitirebilecekleri hap metinler, görseller hatta videolarla desteklenen hikâyeleri tercih ediyor. Benim bu kitapla yapmak istediğim bu tespitlerimden oldukça farklı. Duygu ve düşüncelerimi de paylaşmak istedim. Öte yandan bunlar kitabın bilgi verme kısmı ile dengeli olsun istedim. Aslında tamamen kendi yaşadıklarımı aktarmaya, kurgulamaya çalıştım. Şehirde yaşadığımız süre boyunca düşüncelerim, yaşadıklarım arasına hep yeni bilgiler girdi.
Öte yandan şehirde yaşadığımız dört yıl boyunca çektiğim binlerce fotoğraf ve video var. Bunları mantıklı bir şekilde kullanmak, kitabın anlatmak istediklerini güçlendirecektir diye düşünüyorum. Benim de bunu yapmak için sosyal medyayı kullanmam bu anlamda okura kolaylık sağlayabilir.
Bunun yanında hem kurgu romanlar yazan hem de gezilerini kaleme alan önemli yazarlar var malum. Bunların kimilerinin gezi kitapları en az öteki kitapları kadar ünlü ve önemlidir. Bunlar arasında Nobel Edebiyat Ödülü’ne yedi kere aday olarak gösterilen ve kitapta adı geçen Karel Capek’i de eklemek mümkün. Türk yazarlardan örnek vermek gerekirse benim de yararlandığım bir yazar olan Nedim Gürsel’i örnek verebiliriz.
SP: Son dönemde neler okudunuz, geçmişe baktığımızda sizi etkileyen başucu kitaplarınız var mı?
KÇ: Son dönemde okuduğum kitaplar arasında -kendime uzun yıllar yurtdışında yaşadığı ama hep yazı yazdığı için çok yakın gördüğüm -Şavkar Altınel’in Tepedeki Yabancı ve Hotel Glasgow, okuduğu elit okula rağmen yaşadığı tezat hayat ile ilgimi çeken George Orwell’in Burma Günlükleri ile Paris ve Londra’da Beş Parasız (yeniden), Amin Maalouf ‘un Doğu’nun Limanları (yeniden), Georges Perec’in Uyuyan Adam ve Nobel Ödüllü Norveçli yazar Knut Hamsun’un Açlık kitaplarını sayabilirim. Başucu kitaplarım arasında Kafka’nın öyküleri, özellikle de Şato ve Dava kitapları bulunur. Bu kitapları zaman zaman dönüp tekrar okurum. Milan Kundera, Charles Bukowski, Paul Auster ve Orhan Pamuk da aralıklarla kitaplarını yeniden okumaktan zevk aldığım yazarlar arasında.
SP: Kadir Bey, önümüzdeki dönem için masanızda neler var? Londra hakkında bir gezi kitabı olabilir mi?
KÇ: Şu anda kurumsal hayatla ilgili, içerisinde Kafkaesk unsurlar bulunduran bir kurgu üzerinde çalışıyorum. Öte yandan İngiltere’de sık sık seyahat etme imkânımız oluyor. Bu yolculuklar sırasında notlar da alıyorum. Bu notlar bana, Prag Zamanı’nda olduğu gibi musallat olmazsa ilk hedefim kurguya yoğunlaşmak ve aklımdakileri hikâyeye yansıtabilmek.
.jpg&w=3840&q=75)

.jpg)



