Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

9 Nisan 2018

Öykü

Kadire Bozkurt • Tilki Deliği

Kadire Bozkurt

Paylaş

21

0


Seher rüyasında bir tilki deliğinde olduğunu gördü. Küçücük bir delikti. Leş kokulu deliğe tam sığıyordu, öyle ki kıpırdanıp çıkmaya çalıştıkça toprağın içine salınmış sivri kökler canını yakıyordu. İnce poplin elbisesine baktı, her yanı çamura bulanmış, elleri, çıplak kolları hep çamur. Mayalıymış gibi kabarıyordu çamur, karaydı, sıvaşıktı, içinde kımıl kımıl bir şeyler oynuyordu. O zaman uyandı Seher. Uyandı ya, tam geçemedi odasının huzurlu loşluğuna, yarısı hâlâ tilki deliğinde sıkışmış, soluk soluğa. Elleri biraz uyuşmuştu, zorla gözlerinin önüne kaldırdı, baktı ellerine. Yıkanmaktan aşınmış, pul pul derisini gördü. Burnunu kırıştırdı. Tilki deliğinin leş kokusu da, sivri dişleri ya da üzerine yığılacak toprağı bekleyen kendi tedirgin gövdesi de yerli yerinde. İyice uyandığı halde kımıldamaya korkuyordu hâlâ. Buz gibi bir huzursuzlukla öylece yatmaya devam etti. Her göz kırpışında tilki deliğinin karanlığı önünde açılıyordu.

Dışarıda bir kapı tak diye kapandı. İki kişinin konuşmadan yürümesi. Topuk sesleri. Biri kadın. Sesler zayıflayıp uzaklaştı. Saat kaç oldu ki? Nedim geç kalacak. Rüya soluyordu hafiften. Ama midesi kalkmıştı bir kere. Yorganı savurup fırladı yataktan. Pencereyi açıp derin nefesler aldı. Hatice’nin balkonundaki azmış çamaşırlara baktı, karşı apartmana, birinci katta kapalı balkonda tutulan deli oğlana, sokağın aşağısında akan yola. Çamaşırlar hep eski, yol bezgin, oğlanın derdi çaresiz. Anladı ki bugün de öbür günlerden biri işte. İçini çekti, çekildi pencereden. Ellerini kaşıyarak yatağa baktı, kocası kımıldamamıştı bile. Üşümüş gibi büzülmüştü iyice. Elleri bacaklarının arasında, sırtı kamburlaşmış. Seher sarsmak için kocasının omuzuna uzanmışken o korkunç şeyi gördü. Çarşafın orta yerine sıvaşmış kara bir çamur topağı. Rüyalarında taşmış lağımlar, geçmek zorunda olduğu kara sularla kaplı sokaklar görmeye alışıktı ama bu... Gözlerinin önünde tilki deliğinin karanlığı açıldı yeniden. Bayılacak gibi.

Kocasının omuzunu tutup sarstı. Adam katı katı sallandı. Olacak iş değil. Huysuzlanıp söylenmek yerine hacıyatmaz gibi sallanışına razı oluyordu.

Seher’in içine o zaman bir şüphe düştü. Yatağın öte yanına geçip yüzüne baktı adamın. Sol gözü yastığa değdiği yerde azıcık aralık. Bıyıkları, kalın dudakları beğenmezlikle bükülmüş. Benzi azıcık solgun.

Nedim, dedi nedense fısıldayarak.

Nedim, Hıı, derdi hep. Gözünü açmadan, Hıı, derdi yalnız. Demedi.

Elinin tersini kocasının alnına koydu. Buz gibi. Komodinde bardağın ağzını kapayan peçeteyi aldı, adamın burnuna dayadı. Olmaz ki böyle yan dururken. Kocasını çevirmek için elinin ayasını sol omuzuna koyup itti. Adam olduğu gibi elleri bacaklarının arasında, sırtı kambur, bacakları bükük, gözünün biri aralık, sırtüstü dönüverdi.

Seher peçeteyi aldı, kıpırtısız ağızla burnun üstüne örttü. Nefesini tutup bekledi. Peçete de en az adam kadar kıpırtısız. Ansızın gelen bir ağlama dalgasıyla olduğu yere çöktü Seher. Elleri yüzündeydi önce. Sonra halıya boylu boyunca uzandı. Namaz kılar gibi büküldü. Kulakları, şakaklarındaki saçlar, geceliğinin yakası göğsüne kadar ıslandı. Yakasını çekiştirdi, dizlerine vurdu, başını iki eliyle sıktı. Sonunda öyle yoruldu ki komut verilmiş gibi aniden susuverdi. Nedim’e baktı. Öylece yatıyordu işte. Bütün işi her zamanki gibi ben yapıyorum, dedi Seher.

Banyoya gidip yüzünü gözünü yıkadı. Aynada kırmızı burnuna baktı, kanlanmış gözlerine. Yeniden ağlayacakmış gibi oldu ama hiç hali kalmamıştı. Ellerini sabunladı, iyice köpürttü, duruladı. Sonra bir daha. Bir daha... Huriye’nin kocası öldüğünde polis gelmişti. Savcı. Doktor. Doktoru kel, gözlüklü olarak hayal etti. Uzun boylu, bet bir adam. Kocasını o halde görünce Seher’i kınayacaktı muhakkak. Hanım, bir bezle siliverseydin bari adamcağızı. Komşular örtüleriyle ağızlarını burunlarını kapayıp, Vah vah, diyecekler. Evimizde bir bardak çay içmeyen Seher’in kocasına bak sen. Bir sürü adam doluşacak pis pabuçlarıyla. Kendi evinde o pabuçları hayal edince boğulacak gibi oldu. Yeni kapadığı çeşmeyi açtı, ellerini akan suyun altına tutunca yatıştı nefesi. Olmaz, dedi aynadaki aksine.

Yatağın iki yanındaki pembe, dar halıları rulo yaptı, duvara dayadı. Kocasının tepesinde dikildi bir süre. Yine ağlamaktan korktuğu için ona bakmıyordu artık, etajerin üstündeki saate bakıyordu, saat sıfır dokuz kırk üçtü. Öte yana yuvarlayıverdi adamı. Beklediğinden kolay oldu. Belki kendi yattığı taraf daha çukur olduğundan. Kara, çamura benzeyen şey meydana çıktı, geniş, sarı bir lekenin ortasındaydı. Çarşafı yatağın altından kurtardı, dürdü yarıya kadar. Öbür yana geçip kocasının pijamasının lastiğinden tuttu, kalçalarına kadar indirdi pijamayı. Yok. Bu kokuya dayanamayacak. Komodinin üstünden tülbenti aldı, katladı, ağzını burnunu kapayarak bağladı. İşine devam etti. Adamın vücuduna ikinci bir deri gibi yapışmış pijamayla külotu söktü çıkardı. Sonra pijama üstüyle fanilasını. Bu pis şeyleri de çarşafın üstünde bıraktı. Şimdi işin en zor kısmına gelmişti. Gitti, ellerini yıkadı. Ellerini yıkarken daha iyi düşünebiliyordu. Yine işe yaradı.

Mavili beyazlı kilimi aldı yüklükten. Yatağın kıyısına yaydı. Kocasını kilimin üstüne bir indirebilse, gerisi kolay. Çeke çeke banyoya...

Seher kocasını koltukaltlarından tuttu, Hadi bakalım, dedi, yüklendi. Önce hiçbir şey olmadı, adam yatağa yapışmış gibi bir milim bile kıpırdamadı. Seher bırakacak oldu ama o siyah iğrenç şey oracıkta işte, kocasının kalçasının altında... Bir daha yüklendi, bu sefer kaldırmaya uğraşmadan, yalnız çekiyordu. Hah, dedi zaferle. Şakağından bir damla ter kurtulup çenesine, oradan boynuna süzüldü. Yapış yapıştı her yanı, pisti. Şu iğrenç koku her yanına sinmiş gibiydi. Nedim’in kalçası yataktan kurtulunca bütün ağırlık Seher’in kollarına yüklendi. Seher iki büklüm. Kısık bir çığlık fırladı ağzından. Kocası ellerinden kayarken başı önce komodinin kenarına, sonra da marley kaplı zemine çarptı. Tak tak. Seher geçen yaz tezgâha koyarken elinden düşürdüğü altı kiloluk karpuzu anımsadı o an. Bu hatıra öyle edepsizdi ki şu anda. Öyle münasebetsiz.

Ah, Nedim, ah, dedi.

Neden dikkat etmiyorsun diyecekti neredeyse. Dudaklarını çiğnedi sinirden. Adamın suratı daha da asılmış gibiydi şimdi. Neyse ki kilimin tam ortasındaydı. Kilimi iki ucundan tuttu sıkıca. Yerlerde halı olmadığı için bu kısım çok kolay oldu. Kocasının bacakları bitişikti, kolları teslim olmuş gibi yukarıda. Başı da gerideydi azıcık, fayansların birleştiği yerden geçerken küçük hareketler yaparak bir şeyler anlatmaya çalışıyor gibiydi. Onca yıllık kütüphane müdürünün düştüğü durum ansızın gücüne gitti Seher’in. Kilimi bırakıp ellerini yüzüne kapadı, sessiz, içli bir ağlama tutturdu.

Koskoca Kütüphaneci Nedim, dedi kocasına. Konuşunca herkesi ağzına baktıran, bilgili, ciltli, köşeli Nedim. Takım elbiseleri kahverengi, gömlekleri bej Nedim.

Banyonun kapısında nefes nefese durdu. Küvet gözüne öyle yüksek görünüyordu ki. Hadi oraya yerleştirmeyi başardı diyelim. Nasıl indirecek yere? Çamaşır makinesinin, banyo dolabının önüne iki büyük havluyu kıvırıp yerleştirdi. Dudaklarını çiğneyerek bakındı. Şampuan, lif, sabun, diye mırıldandı.

Balkona çıkıp duvarda asılı yeşil hortumu aldı. Güneş yükselmişti. Karşı pencere açıldı, küçük bir oğlan koluyla geniş bir yay çizerek kâğıt kayığını gökyüzüne savurdu. Kayık biraz havalandı, ters döndü. Büyük bir kayıktı. Tutunacak bir yer arar gibi bocaladı havada. Seher oğlana baktı. Yanakları parlar gibiydi çocuğun. Gülümsemeye hazırlanan aralık ağzı yukarı dönüktü.

*

Doktorla iki hastabakıcı akşamüstü geldi. Ayakkabıları tam tahmin ettiği gibi boyasız, tabanları boz rengi tozla kaplı. Seher kapı girişine düzgünce yan yana dizdiği terlikleri işaret etti. Adamlar mecburen ayakkabılarını çıkarıp kırk bir numara terlikleri giydi.

Seher, Buyrun, dedi o zaman. Yüzünde durumuna uygun, ağırbaşlı bir ciddiyet.

Yere serili gazeteleri izleyip kadının peşinden yatak odasına girdiler. Oda yeni açmış bahar çiçekleri gibi kokuyor. Nedim yatağın ortasında. Saçları güzelce taranmış, nefret ettiği şekilde soldan ayrılmış. Elleri kavuşturulmuş bembeyaz, kolalı çarşafın üstünde. Bıyıklarının yerinde yeller esiyor, kalın üst dudağı ayıp bir şey gibi açıkta kalmış. Kulaklarındaki ve burnundaki kıllar tıraş makinesinin ince ucuyla kesilmiş. Üstünde hayatında bir kez bile giymediği damatlık pijaması, mavi kaygan kumaştan, düğmeleri kapanmamış. Yatağın yanındaki sandalyede pijamaların takımı kadife ropdöşambr. Nedim’in yüzü her zamanki gibi asık, dudakları kendisine yapılan hiçbir şeyi onaylamadığını duyururcasına somurtuk.

Doktor, Sabah böyle mi buldunuz kocanızı, dedi Seher’e.

Yok. Böyle değildi, dedi Seher. Hiç böyle değildi. Seher yalvarsa bile haftada birden fazla yıkanmazdı Nedim. Ona da yıkanmak denirse, su birikintisinde çırpınan serçe gibi, girdiğiyle çıktığı bir olurdu. Keselenmeyi sevmez. Sıcak suyu sevmez. Yüzünü sabunla şöyle köpürte şakırta bir yıkasa. Yok. Elinin ucunu ıslayıp yüzüne değdirir, o kadar. Dişleri desen, sapsarı kefeke. Hep böyle şimdiki gibi olsa sevmez miydim, diyecekti. Demedi. Mahremlerinden ele ne.

Doktor Nedim’in kalbini dinledi, gözkapaklarını kaldırıp gözlerine baktı, eldivenli elleriyle sağını solunu yokladı, başındaki yumruyu, saçının arasında komodinin köşesinin açtığı yarayı bulunca kaşları çatıldı. Pijamanın önünü açtı, ipek kesenin ovduğu bedendeki kızıl izleri, çizikleri buldu. Yanında duran hastabakıcıya Seher’in duyamadığı bir şeyler söyledi. Adam cebinden telefonunu çıkarıp koridora yöneldi.

Az sonra kapıda üç polis. Terlikleri pas geçip doktorun peşinden yatak odasına yollandılar. Yerdeki gazetelerden biri havalandı onlar geçerken, Seher koşup düzeltti. Belinin ağrısı fena. İki elini beline koyup doğruldu. Komşulardan ses seda yok daha. Az sonra doluşurlar. Arkasından, Gıdı gıdı Seher, dediklerini, güldüklerini bilmezden geliyor. Kırk gün gelirler, diye düşündü. Sonra? İçeride mis kokular içinde yatan kocasını az sonra götüreceklerini, kalan hayatını yapayalnız geçirecek oluşunu ilk kez tam olarak fark etmiş gibi sendeledi. Nedim’im, dedi. Öyle seviyordu ki şimdi şu içeride yatan adamı. Sımsıkı sarılacaktı son kez, öpecekti yumuşacık, dikensiz yanaklarını. Çelimsiz, sivilceli polis önüne geçince şaşaladı.

Giremezsin, dedi adam. Açık bir düşmanlıkla konuşmuştu.

Seher ellerini ovuşturdu. Hırş hırş etti derisi o sessizlikte.

Neyine bakıyorlar bu kadar evladım, dedi.

Adam, kimse konuşmamış gibi, elleri arkasında, çenesi yukarıda dikilip durdu. Seher’in kolları uzayıvermişti sanki. Onlarla ne yapacağını bilemedi. Polisin karşısında durmak istemiyordu ama etrafta dolaşırsa adam kızacaktı yine. Öylece kalakaldı olduğu yerde, polisin çoraplarına dikti gözlerini. Topuğunun altındaki gazete kıvrılmıştı.

Çok geçmeden yatak odasının kapısı açıldı. Polisle doktor birtakım kâğıtları değiş tokuş ettiler. Yerdeki gazeteler havalandı yine.

Al bunu, dedi şişman polis parmağını Seher’e doğrultup.

Seher şimdi çok uzak görünen sabahı hatırladı. Rüyasında gördüğü deliği. Uyandığı halde o delikten bir türlü tam olarak çıkamayışını, gözlerinin önünde açılıveren karanlığı. Şimdi aynı karanlık, Seher’in bildiği ne varsa yuta yuta ona koşuyordu. Koluna giren kollar tarafından evden dışarı çıkarıldı, bedeni yarı yarıya girmişti bile deliğe. Az ötede ışıklı bir yuvarlağın içindeydi hayat. Usulca kapanıyordu.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Açık Havada Tiyatro Keyfi: Tiyatro Koo..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Sean Glatch

17 Mayıs 2026

Deneyler, Aydınlanma Anları ve Yazıya ..

Yakın okuma: Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi  Joyce’un otobiyografik romanı Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi’ni bu yıl başlarında bitirdim. Romandan bahsettiğimde insanlar genellikle, “İyi de Joyce okumak imkânsız değil mi,” diy..

Devamı..

Ankara’nın Meşhur Lezzetleri

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024