Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

2 Nisan 2020

Öykü

Kafedeki Kadın

Özgür Zirve

Paylaş

11

0


“Mesele, çocuklarına vereceğin herhangi bir ders değil, örnek bir yaşamdı.”

F. Kafka, Babaya Mektup

Kafeye getirmiş kızını, ders çalışması için. Çocuk bir başına deneme çözerken kendisi yan masada kitap okuyor. Eline yakışmıyor, epey kalın ve henüz başlarında. Ön kapağı arkaya kıvrık, yıpranmış; uzun süredir çantasında gezdirdiği belli.

Kitabı böyle tutmaya devam ederse kısa sürede bileği sızlamaya başlayacak. Bu bile tek başına okumayı bırakması için yeterli bir sebep. Kaşları çatık; okuduğu metin değil, ‘okumak’ ona işkence ediyor. Tek satırını bile anlamıyor. Başından beri aklında kalan tek şey karakterin sürekli ‘siktir’ çekip durması. Çevirip kapağına bakıyor, yazarın ismine; kadın mı erkek mi, merak ediyor. Böyle açık açık sövdürmesi karaktere, doğru mu, en azından dublajlardaki gibi ‘kahretsin’ olarak çevrilemez mi?

“Bana ne ki bundan?” Bu sınav çok önemli. Kızının kazanması şart.

“Yeterince deneme çözmüş olmalı. Ya bir aydır gidemediği kursların eksikliği? Eve özel ders için gelen kadın da pek bir suratsız. Gerçi şimdi o da yok. Daha canlı kanlı birini bulamadık anasını satayım. İlla kazanacak o okulu, Sevim’in kızı nasıl kazandıysa öyle. Sarıyer’e gidip geliyor çocuk, servisi iki bin lira, belli; müthiş okul. Ne şanslı kadın. Hem de burslu.”

“Annnnn an ann ne. Ka kakarrr nım ac ac...”

“Tamam bitanem, onu da bitir hemen gidip yiyeceğiz. Aferin kızıma. Çok yanlışın var mı? Yoktur, değil mi? Akıllı kızım benim.”

“Çok çalıştı, aksilikler oldu ama yine de kazanmaması için bir sebep yok... kekem... bir kere kalıcı değil, geçecek, doktoru öyle dedi. Sevim zillisi son anda yetiştirmiş kızını. Nereden öğrenmişler? Nasıl haber almışlar? Saklamışlar bunca zaman herkesten, gizli gizli hazırlayıp sokmuşlar sınava çocuğu.  Kesin bir tanıdık bulmuşlardır, tuttuğunu koparır kocası, aferin valla. Bizimki? Onun aileden anladığı… Bak adam nasıl ilgileniyor kızıyla; en güzel kurslara gönderdi, en pahalı öğretmenleri tuttu. O da yetmedi işi en sağlama aldı; buldu torpili. Sevim’e de havasını atmak kaldı. Ücreti üç kuruş arttı diye bizimki, bir aydır göndermiyor kızı kursa. Ne yapalım biz de her seferinde kursa gider gibi… Onun yüzünden çektiğimiz rezalete bak; kurs saatlerinde ta buralara, gizli gizli… kursu bıraktık diyemeyiz ya millete! Gören olursa yandık yeminlen. Ama kendisinin kimlere neler neler harcadığını ben... Bencil köpek!”

“Çöz annem çöz, onu da bitir kalkar yeriz, oh mis, acele etme.”

Okumaya başlayalı epey zaman geçmesine rağmen yalnızca iki sayfa çevirdi kadın. Kitabı bıraktı bırakacak, sık sık kafasını kaşıyor. Bacağının uyuştuğunu da fark etti mi, tamam…

Masanın üzerinde titremeye başlayan telefonla kurtuluyor okumaktan. Arayan Janset. Emzirmemiş göğüsleri, morarmamış gözaltları, kırışmamış elleri, çatlamamış topukları, bozdurulmamış tektaşlarıyla Janset... Şehrin göbeğinde yeni dikilen rezidansta yaşıyor. Kadından yedi yaş küçük. İç mimar. Kocasının yeni ofisini dekore ettiğinde görmüştü ilk kez onu. Ne karizamatik kız diye düşünmüştü, havasına bayılmıştı. İncecik topuklu stilettosuyla ne güzel de süzülüyordu. Baştan aşağıya bembeyaz giyinmişti. Saçları da beyaza yakın sarıydı, hem kısacık. Sol tarafına pembe, sağ tarafına mavi boyalar çalınmıştı. Absürttü ama yakışmıştı. Epey sonra öğrenmişti kocasının yeni sevgilisi olduğunu. Kafasına takmamıştı. Takmamalıydı. Asıl önemli olan kızıydı.

“Neden arıyor ki şimdi?”

Bundan önceki  sevgilileriyle mücadele etmişti de ne olmuştu sanki?  Ne kanıt getirirse getirsin, kocası bir ilişkisi olduğunu ölümüne inkâr ediyor,  eve uğramadığı geceler artıyor, kavga gürültü eksik olmuyordu. Zaten çocuğun başına gelen her şeye bu kavgalar sebep olmamış mıydı? Sütünün erken kesilmesi, çocuğun geç konuşması, on yaşına gelmesine rağmen geceleri altına kaçırması, okulda doğru düzgün arkadaş edinememesi ve kekem… e…

Telefon avuçlarında, titremeye devam ediyor. Meşgule atıp okumaya devam etmeye razı. Kilidi kaydırıp kulağına götürüyor:

“Alo.”

Kaza yapmışlar, Sakarya yakınlarında bir hastaneye götürülüyorlarmış, Janset ambulanstaymış, onun kemeri takılı olduğundan durumu iyi. Ama kocası...

Telefonu masaya bırakıyor.

“Alo.”

Kibrit kutusuna hapsolmuş küçük bir kadın sesi yankılanmayı arzuluyor, aradığı katı cisme ulaşılamıyor.

“Alo… Alo…”

Masada yüzüstü yatan kitaba uzanıyor, çevirip yüzleşiyor onunla. Kaldığı yerden düşünmeyi deniyor, kaldığı yerden… Kaç saniye sürecek bu boş bakış? Bir, iki, üç, dört… beşinci saniye tamam. Kapatıp çantasına koyuyor. Sandalyeye iyice yerleşiyor. Sakinleşen telefonunu avuçluyor, dirseklerini masaya dayıyor, parmak izini ekrana okuturken kızının önündeki kâğıtlara şöyle bir bakıyor, bakışını uzatıyor. “Aferin bitaneme.” Bedenine dönüp ekrana yumuluyor. Ne kadar da huzurlu görünüyor. Kızını önemsiyor

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Stieg Larsson'un yayıncısı Quercus alı..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Faruk Bal

18 Mart 2025

Ferit Sürmeli: "Minimal öykü bana göre..

Bence elli kuşağının çizdiği yol haritası günümüzde de önemini koruyor. Faruk Bal: Sevgili Ferit, kitabın adından başlayalım. La Minim Rumence en azından anlamına geliyor. Bu adı verirken kastettiğin başka bir ..

Devamı..

Özge Lokmanhekim ile Hayat Apartmanı Ü..

Melih Günaydın

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024